Yalnız Yürümeyeceksin

İçine şeytan girmiş’ler, vesvese bunlar’lar, psikolojin bozuk’lar, seni takip ederiz’ler, şiddet tehditleri…

“Each time a

woman stands up for herself, she stands up for all women.”

Yukarıdaki

alıntı “Hadi harekete geç!” diye beni sürekli tetikleyen Maya Angelou’ya ait;

biraz daha umut dolu bir giriş olsun istedim.

Her insan

ayrı bir hikâyedir ve dünya yuvarlak bir kitaptır. Arkanıza yaslanın,

hazırsanız sıra hala yazılmakta olan hikâyemde. Nerede ve ne zaman doğduğumun,

yaşımın, isimlerin ve şehirlerin bir önemi yok; sadece bana kulak verin,

anlaşılmak istiyorum.

İnançlı biri

olarak yetiştim çünkü onlar öyle istedi. Dedikodular, kırıp dökmeler,

yargılamalar, başkası adına karar vermeler, küfürler ve göz yumdukları

tacizlere rağmen onlar en iyi Müslümanlardı. İslam onlar için 5 vakit namaz,

oruç ve özel gecelerden ibaretti. Kur’an sadece Arapça okunurdu, anlamı

tartışılmazdı ve insan asla dinlenmezdi.

Bu

düşüncedeyken ve ben daha ortaokula henüz başlamışken bana “Artık şort

giyemezsin” dendi. Pardon, ben zaten daha hiç şort giymemiştim; giydiklerim diz

altına kadar uzanan saçma kıyafetlerdendi. Liseden sonra “Kapanmazsan biz seni

kapatırız” dendi. Lise son sınıfta onlara göre gönüllü bir halde, bana göre

zaten koşullu olarak kapandım. Olmadı, sanki başka bir bedende başka bir ruhu

taşıyarak çırpınıyordum. Aylar geçti, üniversiteye başlamıştım. Yapamıyorum,

dedim. Bunun ‘oramı buramı açmak istemek’ ile uzaktan yakından alakası yoktu

ama yapamıyorum, dedim.

Anne, baba

ve kız kardeşe karşı ben. Anlamadılar; senin içine şeytan girmiş’ler, vesvese

bunlar’lar, psikolojin bozuk’lar -evet ama çocuk yaşta taciz edildiğimden-,

seni gelir orada takip ederiz’ler, şiddet tehditleri… En acısı da ben bir

cisimmişim gibi “Evlenene kadar senden biz sorumluyuz, evlenince kocan izin

veriyorsa açıl.” lafı. Anlıyorsunuz değil mi beni, canımın ne kadar yandığını…

Bütün tehditlere ve korkulara rağmen hem onlara hem de majör depresyona karşı

bir savaş başlatmıştım. Üniversiteyi okuduğum şehre dönünce önce bir bandanayla

bir süre idare edip sonra onlarca yargılayıcı göze rağmen çıkarıp attım. Öz-gür-lük!

Kuş gibi hafiftim, kuş!

Peki, aile? İşte

asıl sancılı süreç burada başladı, tehditlerin büyüğü asıl o zaman geldi. Takip

edildim. Kapalıymışım gibi rol yapmaya başladım. Gittiğim yerlerden fotoğraf

göndermemek için onlara fotoğraf çekilmekten hoşlanmadığımı söyledim, hâlbuki

amatör bir fotoğrafçıyım ve haberleri bile yok. Onlarla en güzel anılarımı

paylaşmak istedim ama kafama geçirmek zorunda olduğum bir bez vardı hep. Her

dışarı çıkışımda gözden uzak bir tuvalet aramaktan, paranoyaklaşmaktan, sürekli

ağır bir çanta taşımaktan ve kıyafet saklamaktan yo-rul-dum!

Son şansım yurtdışına staja gittiğim zamandı. Kıyamet koptu, beni yine dinlemediler. Döndüğümde annem pantolonlarımdan birini buldu ve paramparça etti, canımla tehdit edip poşete attı. İbret olması için, susmadan yılmadan devam edeceksin kızım diye kendime hatırlatmak için o pantolonun bir düğmesini kesip aldım, boynuma astım. Döneli 3 hafta oluyor ve her gün buradan kurtulmanın yolunu bulmaya çalışıyorum. Bir bedende iki kişi olarak yaşamaktan daha zoru ne biliyor musunuz? O bedene hapsolacağınızın korkusuyla yaşamak.

Direnin kızlar, yalnız değiliz! Sizi tanımayan ama sizi çok sevip anlayan biri var burada, beni de unutmayın.

(Görsel: Colleen Tighe)

6 yorum

  1. Anonim

    ♡♡

    1. Anonim

      Seni çok iyi anlıyorum. Hem de çok. O kolye hep yanında olduğumuzu hatırlatsın sana 🙂

    2. Anonim

      gözlerim doldu, iyi ki varsınız ❤

    3. Anonim

      kocaman ❤

  2. Anonim

    ♥️♥️

    1. Anonim

      sevgiyle ❤