Yalnız Yürümeyeceksin

“Devlet nasıl karışır giydiğime giymediğime.” diyerek o inatla yıllarca örtülü dolaştım.

İlkokul

öncesinden beri ailemin, dindar görünen sakallı ve başörtülü insanlara olan

sevgisizliği dikkatimi çekerdi. Aslında sevgisizlikten de öte, bir nefretti

belki… Bir türlü anlamazdım, özellikle de babamın bu “iyi görünen” insanlara

olan bu “önyargısını”. Ben de de tam aksine dine, özellikle de namaza ve

başörtüsüne karşı inanılmaz bir merak vardı. Ortaokulda ailemden gizli

başörtüsü örtüp okula gittiğim oldu ama tabii okulda da yasak! Babamın arkadaşı

olan hocalar da hemen yetiştirmiş elbet. Devam ettiremedim. Ama üniversiteye

geldiğimde şehir dışına gideceğim ve kimse karışamayacak, başımı örteceğim diye

düşündüm; düşündüğümü de yaptım. Çok kararlı olunca ailem de karışamadı… Ama ne

göreyim? Okullarda 18 yaşını geçmiş birine bile halâ yasak başörtüsü takmak!

“Bir başkası hele de devlet nasıl karışır

giydiğime giymediğime.” diyerek sanırım o inatla yıllarca örtülü dolaştım.

Okulda peruk takıyor, dışarıda istediğim gibi kapanıyordum. Çok zor günlerdi…

Bütün saçma sapan yasaklara olan nefretim o zamanlardan kalma… 12 yıl falan

başörtülü idim. Her şey istediğim gibi olmasa da ben istediğimi yapıyordum ya

da istediğimi zannettiğim şeyi… Allah istediği için örtünmüştüm; lakin zamanla

örtüyü bir hayata küsme şekli olarak kullandığımı fark ettim, bazen bir

tacizden korunma şekli bazen de… Lise yıllarımda başörtüsüzken sokakta orada

burada uğradığım tacizlere katlanamıyordum, örtününce bitecek sanıyordum… Ama

hiçbir şey değişmemişti… Ve üstelik iş hayatımda, dedem yaşında, 3 ayda bir

umreye giden dindar, abdestli, namazlı, sakallı amcaların tacizine uğramıştım;

başörtülü ve tesettürlü halimle…

Uzun zamandır hayatım da tamamen değişmişti,

sosyal çevrem bile ona göre şekilleniyordu, toplumun başörtüsüne ve başörtülüye

tavrı ise tamamen bir küçümseme üzerine kuruluydu. Ne kadar başörtüsünü gerekli

gören muhafazakâr kesim baskın gibiyse de, onlar da bile genel olarak kadına,

özelde de başörtülü kadının karakterine zerre miktar saygı yoktu ve başörtülü

kadınlar edilgen mahlûklar olarak görülüyordu. Çoğu başörtülü kadın da kendini

öyle görmekte ve öyle yaşamakta bir sakınca bulmuyordu. Belki de bu gördüğüm

onca insandan sonra bende oluşan kanıydı, bilemiyorum…

Başörtülü olup sosyal olabilen, evlilikten başka

hayalleri olan, kitap okuyan, film izleyen bir tek insanla bile tanışmadım

desem yalan olmaz. Ve ben örtülüler gibi değildim. Olamadım… Kendimi de hiçbir

zaman başörtülü- başörtüsüz diye tanımlamadım. Ben önce insanım, sonra da bir

kadın, hepsi bu… Bu bakışımdan mıdır, nedendir bilmiyorum. Başörtüm beni

rahatsız etmeye başladı. Çünkü ben pasif, edilgen birisi değildim ama nedense

görüntüm itibariyle öyle olmam gerekiyordu. Olmadığım zaman çok büyük sorunlar

yaşıyordum. Hem kendi içimde hem toplum içinde… Sesimi kimseye, en çok da

kendime, duyuramıyor gibi hissettim. Ayrıca dindar kesimin beni ailemle

yargılayıp, dinsizmişim gibi bakması ve dindar olmayan kesimin de ben

yobazmışım gibi davranması beni çileden çıkarıyordu.

Zaman içinde din için yaptığımı sandığım şeyin

dinle pek alakası olmayabileceğini de gördüm. Çünkü kadın olduğumu bile

unutmuştum. Bu hayat tarzı beni kadınlığımdan etmişti neredeyse. Ben

başörtüsünü kaldıramadım. Çünkü bunun bir dinî emirden çok toplum

mühendisliğine soyunmuşların dayatması olduğunu anladım. Öyle ya, kadınları

bakışlarla bile olsa taciz etmek, rüşvet almak/vermek, trafikte ya da banka

sırasında kul hakkına girmek, hayvanlara eziyet etmek ve haklarını hiçe saymak,

karısını aldatmak gibi şeylere kimse ses çıkarmazken; başörtüsü takmak

istemeyen birine herkes aşırı tepki gösterebiliyordu.

Sonra bu Allah’ın belası FETÖ çıktı meydana!

Elbette başörtülüysen ya FETÖ’cüsün ya AKP’li! Başka ihtimal yok sanki! Bana da

FETÖ’cü deyip bir kuyruklu iftirayla devletteki işimden ettiler! Oysa ben

sadece becerebildiğim müddetçe dinimi yaşamak istemiştim…

Peki din bütün bu yaşananların neresindeydi?

Madalyonun bu tarafı pek de öyle değilmiş. Sen “Dinime uygun yaşayım.” derken,

insanlar ya seni ezmeye cüret ediyor, ya seni olmadık şeylerle itham ediyor ya

da senin tercihinden nemalanıyormuş! Bunu tam anlamıyla anladıktan sonra yani

33 yaşında da çıkardım, halâ çok sevdiğim ama artık taşıyamayacak kadar

rahatsızlık veren ve dinin emri olup olmadığından emin olamadığım başörtümü… Ne

oldu peki? Hiçbir şey. Ben yine aynı insanım. Sadece saçları görünmezken,

saçları görünen bir insan oldum. Hepsi bu. Ve İnstagram’da paylaştığım ilk saçı

açık fotoğraftan sonra aldığım mesajlar da beni şok etti. Birçok kapalı arkadaş

yapmak isteyip yapamadıkları şeyi yaptığım için beni tebrik ediyordu. Aldığım

olumsuz tepkiler mi? Çok yakın bir arkadaşım çok üzüldü. Ona da dedim ki: “

Geçer geçer…” Başkaları üzülmesin diye kendimden vazgeçecek değilim elbet.

Başka tepki olduysa da haberim bile olmadı inanın. Sevinenler de umurumda

değil, üzülenler yargılayanlar da, eleştirenler de! Çünkü bu benim hayatım, benim

doğrularım, benim yanlışlarım ve kimseye bir zararım dokunmadığı sürece; bana

devlet dâhil hiç kimse karışamaz!

Örtülü olduğum için çok zor günler geçirdiğimi

söylemiştim. Ağır bedeller ödediğimi… Belki bundan sonraki hayatımda da örtülü

olmadığım için bedeller ödeyecek, zora sokulacağım. Ama inanın hiç umurumda

değil, önemli de değil. Bu dünyaya bir kez geliyoruz ve istediğimizi yapma özgürlüğünü

Allah bize vermişse kimse bunu benden geri alamaz! Bu

sayfadaki gençlere söylemek istediğim, sakin olun, üzülmeyin, giydiğiniz

kıyafet sizi tanımlayan bir şey değil, ne istiyorsanız onu yapın ve asla

korkmayın çünkü korkarak yaşarsanız yalnızca hayatı seyredersiniz… Ve lütfen

ailelerinize ve topluma karşı kararlılığınızı koruyun ki siz onlara karşı

çıkacak cesaret aramayın; onlar sizin hayatınıza karışmak için cesaret arasın

ve bulamasınlar… Bulduklarında da onlara şunu söyleyin “Allah mısın sen, şirk

koşuyorsun, farkında mısın? Ben senin için mi kapalı biri olayım, Allah için

mi?” Yani demem o ki kırın o putları, kim bilir başınızı açınca günaha

gireceğinizi zannederken gerçekten imana girmiş olursunuz belki…

Son

olarak, zaten gerekli ve yeterli derecede acı çektikten sonra kendinizi bulmuş

bir insan olacak ve çok tatlı bir hayat süreceksiniz… O yüzden sadece sakin

olun ve kendinizi fark edin, kendinize inanın, gerisi çorap söküğü gibi gelecek

emin olun…

Sevgiler…

(Görsel: Wilson Souza)

1 yorum

  1. Esila

    Duygularima tercüme olmus bu yazi.. cok cesur ve durust kadinsiniz. Artik oyle bir devirdeyiz ki. Imanin kimde oldugu belli degil. Basortulu veya ortusuz “Gosterisci islamcilik altin cagini yasiyor!”