Bu sitenin en eski takipçileri beni tanıyor.

Aslında bu sitenin en eski takipçileri beni tanıyor olabilir. Birçok kadına destek olmuştum ancak pek destek görmemiş ve şiddetli bir muhalefetle karşılaşmıştım. Sonunda da yazmayı bırakmıştım çünkü ben henüz 21 yaşında bir gencim ve fişlenmekten, dışlanmaktan, iş bulmamın engellenmesinden, hapse girmekten korktum. Hala korkuyorum ancak artık yalnız kalmak, beni dinleyecek yahut dertleşecek birini bulamamak canımı yakacak noktaya geldi. Bu ortamda E. ve D. adında çok değerli iki kişi ile tanıştım, hala konuşuyoruz ama yaşları küçük olduğu için sınava hazırlanıyorlar ve artık pek iletişim kuramıyoruz. Umarım iyi insanlar tanımaya devam ederim.

Ben öykümden söz etmek istiyorum. Çocukken babam beni teravih namazlarına zorla götürürdü ve ben bundan hiç hoşlanmazdım. Neyse ki ailem dini baskı yapan bir aile değil ve çocukluğum kötü geçmedi. Benim için her imkanı sağladılar, sağ olsunlar. Ama ramazan gelince değişiyorlardı. Şimdi yine ramazandayız ve hikaye yine aynı. Ülser hastası olmama ve sabahları mide ilacı almam gerekmesine rağmen oruç tutturuyorlar. Hastalığım, biraz sevaptan daha önemsiz demek ki. Neyse, 2013 yılına kadar kendini Müslüman olarak tanımlayan birisiydim. O yıla değin evrim ve astronomi hakkında araştırmalar yapıyordum. Sonra din hakkında da araştırmalar yapmaya başladım. 2013 yılının sonunda dini terk ettim. Kendimi hala deist olarak tanımlıyorum. O zamandan bu zamana kadar olan 7 yıllık süreçte başımdan çok güzel ve bir o kadar da güzel olmayan şeyler geçti. 2014 yılında ilişkim başladı ve ne yazık ki geçen haftalarda sonlandı. 2015’te hikaye kitabı yazmaya başladım ve yine geçen haftalarda onu da tamamladım. Bunun dışında işte, pek arkadaş edinemedim. Dini görüşümden dolayı bir şekilde dışlandım. Sadece bilimi savunduğum için daha 2 hafta önce 5 arkadaşımı bir anda, bir dakika içinde kaybettim. Dine düşman olduğum iddia edildi. Heyhat, bir zamanlar burada da öyle anılırdım. Ancak değilim. Ben sadece birilerine uzayı, dini, edebiyatı, evrimi, bilimi, tarihi öğretmek isteyen ancak bunlara ilgisi olmayan insanlar içinde boğulan birisiyim. Sosyal medyaya şiddetle karşı çıktığım için arkadaş da bulamıyorum. İnsanların samimiyetsiz hareketleri, sözleri, gözlerinin kenarında çizgiler doğurmayan samimiyetsiz gülüşleri midemi bulandırıyor. Samimiyetsiz bir sevgidense gerçek bir nefreti tercih ederim. Ancak biraz sevgi de fena olmazdı. Sevgilerle,

D. E.

(Görsel: Catherine Hyde)

Paylaş:

Comments (5)

  1. Dostikizadamgibiadamben

    Her daim yanımda olduğunu hissettim dostum. Buradaki birçok kişinin de hissettiğine eminim. Öyküler, kelimeler çok önemli benim için. Bu aralar yoruluyorum özür dilerim. Fakat her şekilde sana samimiyim. Samimi kalacağım.

  2. niphredil

    Merhaba, eğer yanlış bir çıkarım yapmıyorsam daha önce sıklıkla yorumlarını gördüğüm ve hatta eleştirel birkaç cevap yazdığım Deist Eleman adlı kullanıcı olabilirsin diye düşünüyorum. Ve yazdığın bu yazının beni gerçekten etkilediğini, orada bi yerlerde anlaşılmayı bekleyen birisinin olduğunu düşünmemi sağladığını bilmeni isterim. O yüzden yaşça senden oldukça büyük, dini bütün bir aileden gelen bir bilim kadını ve hala daha mücadele eden biri olarak sana birkaç şey söylemek istedim. Umarım hayatında biraz daha farklı bir yön çizmene yardımcı olabilir söyleyeceklerim.

    Bu kadar sert muhalefet edilmendeki en büyük nedenlerden birinin ısrarla “öğretmek istiyorum” şeklindeki yaklaşımın olabileceğini düşünüyorum. Özellikle astronomiyle ilgilenen biri olarak insanın aslında ne kadar alçakgönüllü olması gerektiğinin, bildiğimiz şeylerin bilmediklerimiz yanında ne kadar az olduğunun farkında olmanı isterim aslında. İnsan yeni bir şey öğrendiğinde bunu herkese anlatmak ister. Diğer insanların da kendisiyle aynı şekilde o yeni bilgiye şaşırmasını, heyecanlanmasını ister ve bu çok doğaldır. Ama bu aynı zamanda Dunning-Curger sendromu dediğimiz şeye de yol açar. Yani günlük dilde söylediğimiz haliyle; cahil cesareti. Bunu lütfen olumsuz bi yorum olarak görme. Cahil cesareti bize hiç tahmin edemeyeceğimiz şeyleri yaptırır. Hele de kim olduğumuza dair içimizde yeterince sorular sormamış ve hala bu yolculukta yeterince adım atmamışsak öğrendiğimiz bilginin kölesi olma riskini de doğurur. O kadar çok o bilgi hakkında konuşur, o kadar çok herkese anlatmaya çalışırız ki… Bu durum dışarıdan sert tepki gördükçe, ötekileştirildikçe kendimizi daha yalnız hissederiz. Yalnızlaştıkça o bilgiye daha çok tutunur ve kimsenin bizi anlamayacağını düşünürüz. Halbuki sadece yanlış yerde yanlış insanlarla zaman geçiriyoruzdur. O yüzden birine bir şey öğretmeye çalışmak yerine, senin de diğer tüm insanlar gibi “herkesle birlikte öğrenmeye” devam etmen senin hayata bakışın açısından önemli olabilir. Hepimiz, ünvanlarımız, yaşımız, kim olduğumuz farketmeksizin sürekli ve her gün öğreniyoruz. ve öldüğümüzde dahi geride bilmediğimiz öyle çok şey kalacak ki… Aydınlığın sonu yok. O yüzden kimse kimseden iyi de değil. Herkes öğrenci bu hayatta.
    Buna ek olarak, az önce dediğim bilginin kölesi olma konusunda biraz düşünmeni isterim. Sen kimsin? Kendini sadece deist ve saydığın bilim dallarına meraklı bir insan olarak mı tanımlıyorsun? Varlığıının tüm katmanları sadece bunlardan mı oluşuyor? Eğer hayır ben bundan fazlasıyım diyorsan, deist olmayı, bilime meraklı olmayı kişiliğinin sadece bir başka parçası haline getirip aslında kim olduğunu bulmaya yönelik bi yolculuğa çıkman harika olur. Yok, benim hayattaki tüm ilgim ve merakım, her şeyim bilim üzerine kurulu diyorsan bu da güzel. O zaman etrafındaki insanları umursamayı bırakıp kendini muhteşem bir bilim insanı olmak, evrenin sırlarını çözmeye yönelik bu kocaman bilim havuzuna ufak bir katkıda bulunmak için akademiye yönelebilirsin. Yani bu tutkunu insanlara hepiniz hiçbir şey bilmiyorsunuz, ben aydınlandım demek yerine, akademide bizzat bilimin kendisine katkıda bulunan bir birey olarak yaşamını sürdürebilirsin. Yaşın tüm bunları yapabilmek için mükemmel bir durumda şuan.

    Son olarak da, sana söyleyebileceğim şey, insanlar nasıl öğrenir bunun bilimsel olarak temelini bir araştırman olacak. Çünkü sen insanlarla bir tutkuyu paylaşmak değil, onlara öğretmek istiyorsun. Ama öğrenme dediğimiz şey, hele de böyle konularda bambaşka yollar izleyerek oluşuyor. Eğer tutkunu paylaştığın kişiler bunu anlayacak yeterli bilgi ve donanıma sahip değilse, yönünü başka bir tarafa çevir. Bulunduğun şehirde bu konularla ilgilenen birilerini bul. Online tartışma kanallarına katıl. İngilizce bilmiyorsan öğren ve dünyada bu konuların tartışıldığı meşhur bir sürü platform var. Onlarla iletişime geç ve nasıl etrafına yararlı olabileceğini farket. Ve en önemlisi, sahip olduğun bilgiye hayran olmak yerine öncelikle her gün şaşırmayı ve diğer insanlarla birlikte bu yolculuktan zevk almayı öğren. İnan bana o yalnızlık hissi yönünü başka yere çevirdiğinde hızla yok olacak. İki tane muhteşem kitap önerisi yazacağım burya. Umarım okuma imkanın olur. Sevgiler.

    İyi Hissetmek- David Burns
    İnsanın Anlam Arayışı- Victor Frankl.

    • Yorumunuz için teşekkür ederim. Ancak pek kısa yazdığım bu metinde kendimi tam açıklayamadığımı fark ettim. Bahsettiğiniz konuları yaşayalı oldu biraz. Kendi cahilliğinin sonuna kadar farkında olan birisiyim. Beni biraz olsa dinleyen arkadaşlarım bana bu kadar çok şeyi nasıl bildiğimi soruyorlardı ancak benim yanıtım hep şu oldu: “bilgi bir okyanussa benim tüm bildiklerim bu okyanusta bir damlanın oksijeni bile değil.” Dunning Kruger Sendromu üzerine de makaleler okumuştum. Bu sendromu da birçok kişiye anlattım. Ve kendimibu sendromun 2.aşamasında görüyorum. Ama hiçbir zaman 3.aşamaya, yani bilgiyi öğrendiğimi anlayıp artık bu konuda uzman olduğumu varsayacağım konumda olmayacağımı biliyorum. Kendine cahil demekten gurur duyan birisiyim çünkü hemen hemen kimse bilmediğinin bilgisine vakıf değil. Ben sadece öğretmekten büyük zevk alan birisiyim. İnsanların nasıl öğrendiğini biliyorum, öğretmenlik bölümündeyim üniversitede. İngilizce ile ilgili kısımda ise 3 yıldır İngilizce öğreniyorum bireysel olarak ve fazlasıyla faydasını gördüm. Yabancı ortamlarda sohbet edebiliyorum artık. Tabii bu konuda da bildiklerim bir oksijen etmiyor. En sık kullandığım kelimelerden birisinin “bilmiyorum” olduğunu da belirtmek isterim. Yani kısaca sizin bana önerdiğiniz şeyleri ben zaten yaşıyorum hatta çevremdekilere de bilgisizliğimizin farkına varalım diyorum. Anlatım dili kaba değil. Hatta ilgi çekici hale getiriyorum ve soru sormaları için teşvik ediyorum. Ama olmuyor işte.

      • Niphredil

        Eğer bu kısa yazı ve yazdığın birkaç yoruma dayanarak yazdığım bu yorum seni incittiyse cidden çok üzgünüm. Sadece yorumlarının bende uyandırdığı hisse dayanarak bu yorumu yazmıştım aslında ben de. Diğer konuya dönecek olursam, uzun yıllar boyunca sevilmediğimi, çocukken baskıcı bir ortamda büyüdüğüm ve etrafımda iletişim kurabileceğim çok az kişi olduğu için insanlarla iletişim kurmayı beceremediğimi düşünen bir insandım. Okumayı çok sevdiğim ve dünyaya karşı bitmek bilmeyen bir iştahla merak duyduğum için her yeni öğrendiğim şeyi etrafımla paylaşmaya çalışır, onlardan da tepki beklerdim. Sonra ilk başta kendi ailem olmak üzere herkes ukala, çok bilmiş, sıkıcı olduğumu düşünmeye başladı. Bunu yüzüme defalarca söylediler. Artık büyüdüğümde ben de öyle bir insan olduğumu, anlattıklarımı kimsenin umursamadığını düşünmeye başlamış, neredeyse bunu içselleştirmiştim. Yetişkin olarak edindiğim arkadaşlarım da anlattığım hiçbir şeye ilgi duymuyor, sıkıcı buluyordu beni. Ta ki yıllar sonra zibilyon tane psikoloji kitabı okuyup, terapi görüp öz saygımı geri kazanana kadar. Öz saygımı kazandığımda ilk farkettiğim yanlış insanlarla yanlış konuları konuşmaya çalıştığım olmuştu. (Bu arada çok atlayarak yazıyorum, elbette ki bi sürü düşünce şeması ve faktör var böyle hissetmemde). Bazı arkadaşlar eğlenmek için, bazıları ciddi konuşmak için, bazıları ise heyecanla sabaha kadar bilim tarihi konuşmak için vardı. Ama iletişim kurmayı 20’lerinden sonra öğrenmiş biri olarak bunu farketmem çok uzun sürdü. Sonra ufak ufak çevremi değiştirdim. Bir gün cidden insanların beni dinlediğini, hakkında konuşmayı sevdiğim konularla ilgilendiklerini görmeye başladım. Yaptığım tek farklı şey doğru artık doğru insanlara anlatmak, paylaşmaktı. Diğerleriyle günlük sıradan sohbetler yeterliydi sadece.

        Bilgi sadece ona ihtiyacı olana hitap eder diye düşünüyorum. Yıllarca bir arkadaşım ahşap oymacılığına dair muhteşem detayları benimle paylaştı durdu. Her zaman nezaketle dinledim ama hep yarım kulakla dinliyordum. Çünkü asla ihtiyacım olamayacak milyon tane şey anlatıyordu. bi gün kendim ahşapla ilgili bir iş yapmam gerektiğinde arkadaşımı arayıp bilgi alınca düşünmüştüm bilginin işe yararlığıyla ilgili. Etrafında konuştuğun insanların senin bilginden faydalanabilmesi için bu bilgiye ihtiyaç duymaları gerek hayatlarının bi noktasında. Kim astronomiye, evrime vs ihtiyaç duyar peki? Entelektüel açlık içinde olanlar. Diğerleri zaten henüz maslow’un hiyerarşisinin alt basamaklarında takılıyor oluyorlar. E o halde neden açlık hissetmeyen birine bunları vermeye çalışalım ki. İhtiyacı olunca o zaten kendisi yolları aramaya başlayacak. O zaman hatırlayacak bu bilgiler için kimden destek isteyebileceğini. Ama o süreçte kendini seni gerçekten anlamak isteyen insanlarla çevrelemen mental sağlığın için çok daha iyi olur. Yoksa farketmeden umudunu, yaşam enerjini kaybedip gidebilirsin. İnsan etrafındaki insanlardan öyle derinden etkileniyor ki. O yüzden başka bir çevre edinmek için eline geçen tüm fırsatları kullanmalısın. O zaman farkedeceksin ki sıkıcı ya da başka olumsuz bir şey değilsin. Yalnız değilsin ve senin gibi meraklı insanlar aslında her yerde. Eğer Reddit kullanıyorsan kullanıcı adım NekoTheRider. Çok için sıkıldığında bana oradan yazabilirsin. Vaktim oldukça keyifle dinlerim. Sevgiler.
        (Göz kanatan yazım hataları için kusuruma bakmayın. çok acele acele yazınca oluyor bazı hatalar.)

        • Dil bilgisine takıntılı birisi olsam da görmezden geliyorum. Sözleriniz beni incitmedi. Sadece (neden olduğunu anlamadığım bir şekilde) yaşamış olduğum durumları ve farkında olduğum gerçeklerin reddedildiğini hissettim. Bu sizinle ilgili değil. Bir süredir böyle duygular gelişti içimde. Nasihat dinlemeyi severim çünkü tecrübeye de son derece saygı duyarım. Bu sözleriniz benim için çok değerli ve önemli. Benden samimiyetsiz bir söz duyamazsınız. Gerçekten önemliler çünkü 10 yıl sonra diyebilirim ki “keşke 10 yıl önce bilseydim bunları.” O yüzden şimdiden sizin gibi bu yollardan geçmiş birisinin sözlerini dikkate alırsam 10 yılımı kurtarırım. Ve haklısınız, yanlış kişilere, yanlış zamanda, doğru bilgiler verdim. Bu benim hatamdı. Oysa onlar sadece burçlardan, yakışıklı erkeklerden, güzel kızlardan ve dedikodulardan bahseden insanlardı. Sadece 1 adet arkadaşım var bu konularda sohbet edebildiğim. Onunla da sadece 1 harita üzerine 3 saat 17 dakika sohbet ettik. O derece hayalimdeki dost. Ama sadece bir tane olması yetmiyor. Ben sinema üzerine sohbet etmek istiyorum. Edebi eleştiriler yapmak istiyorum. Ama öyle insanları nasıl bulurum bilemiyorum. Daha önce internet üzerinden sohbet ettiğim bir büyüğüm bana sosyal medya hesabı açmamı ve kendim gibi olan insanları bulmamı söyledi. Ancak ben sosyal medyaya düşmanım. 5 yıldır o çukura girmiyorum. Sizinle de iletişime geçmek isterdim ancak Reddit de kullanmıyorum. İngilizcem o kadar iyi değil henüz. Ama bir gün olacak. Sizinle Gmail üzerinden konuşabilirsek sevinirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir