Artık kategorize edilmiyordum.

90’lı yılların ortasında dindar bir ailede doğdum. Geleneklerimiz gereği namaz ve oruç ibadetimi sorgusuz yerine getiriyordum. 15 yaşındaydım. Babam o zamanlar tır şoförlüğü yapıyor. Haftalarca yok. Para falan gönderiyor. Zaten aile sevgisiyle büyüyen bir çocuk değilim. Biz gecekondudan bozma sefil bir binada oturuyoruz.

Bir gece yarısı eve hırsız girdi. Ama hırsızın amacı bir şeyler çalmaktır, bizim evimize girenler hırsızdan daha fazlasıydı. Evin altını üstüne getirdiler. Annem o gece evde değildi. Ben çıkan gürültüden uyanınca beni yakalayıp tuttular, bana tecavüz ettiler. 15 yaşında bir kız olarak o gece 2 adama direnmeye çalıştım. O gece Allah yanımda yoktu. O sadece çaresizi izler, yardım etmez. O, bitmez dediğim gece bittiğinde ve sabah olup annem eve geldiğinde durumu ona anlattım. Annem incinmiş duygularımı iyileştireceğine beni azarladı. Bu, artık alnıma kazınmış bir lekeymiş. Ömür boyu bu lekeyi taşıyacakmışım.

Annem şefkat dolu bir kadın değildi. Sürekli söylenen bir kadındı. Ama yine de o gün yanımda olmasını bekledim. Olmadı. Anladım ki bu İslam zehri bir ananın yavrusuna olan bağının bile önüne geçebiliyor. Bu hayatta beni en iyi anlayan insanın beni doğuran insan olması gerekir ama durum hiç böyle değildi maalesef. O günü hayatımın dönüm noktası olarak değerlendiriyorum. O günden sonra ömrümüz boyunca boynumuza tasma, kalbimize kanca, beynimize zincir olmuş bu dini bulunduğu mihenk taşından indirip ayaklar altına aldım.

Bir keresinde onların tepkisini öğrenmek için bir kızla tanıştığımı ve kızın deist olduğunu açıkladım. Annemin o günkü bakışını hala unutamıyorum. 18 yaşıma kadar ailemin istediği profile uymak zorunda kaldım. Annemle namaz kılar, oruç tutar, ramazanda pide kuyruğunda beklerdim. Üniversiteyi kazandığımda İstanbul’a gittim. Bir hafta geçmeden başörtümü çıkardım. Artık yeni bir insanla tanıştığımda bana ön yargıyla yaklaşılmıyordu. Kategorize edilmiyordum. Belli kalıpların içine sokulmuyordum. Bu yargıları başörtümü çıkarmamla beraber yıkmıştım.

Birkaç ay sonra ailem birinden öğrenmiş başörtümü çıkardığımı. Beni evlatlıktan reddettiler. İslam dini ikinci kez beni ailemle karşı karşıya getirmişti. Özgürlüğümün bedelini yalnızlığımla ödemiştim. Şu an bir pişmanlığım yok. Pişmanlık insanın sırtındaki yüktür, ruhundaki kamburdur. Annemi özlüyor muyum? Bazen. Annem çok özlenecek şefkat dolu bir kadın değildi. Ama özlediğim tek şey ana kokusu. Gerçekten her insanın bir kokusu vardır. Annelerin de bir kokuları vardır. Boynuna sarıldığın zaman o kokuyu alırsın. İşte ben o kokuyu özlüyorum. Hatta yolda ailesiyle olan mutlu insanları görünce kıskanıyorum. Keşke ben de başka şartlarda doğsaydım da annem babam beni sevseydi, olduğum gibi kabul etseydi. Onlarla mutlu yaşasaydık…

(Görsel: Liliana Comes)

Paylaş:

Comment (1)

  1. Dünyayı omuzlarına yüklenmişsin ah be kadın. Amelia’da bir kadın vardı tüm uykularını bir anda uyumaya karar verip birkaç yıl uyuyup sonra kalkıyordu. Sende tüm acıları hayatının ilk bölümünde yaşamışsın bundan sonrası için hiç acı kalmamış.

    Hep mutlu ol. Hayallerin bir bir gerçekleşsin. Her şey çok güzel olacak 🌺

    Sevgilerle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir