Baba, bu sana hayatım boyunca yazdığım onlarca mektuptan biri.

Baba,

Bu sana hayatım boyunca yazdığım onlarca mektuptan biri. Ama sanırım ilk kez bir tanesini sana sesli olarak okuma cesareti gösteriyorum. Ben bir süre önce kafamda bir karar aldım ve bugün sana ondan bahsedeceğim. Lütfen mektup bitene kadar araya girme, sözümü kesme ve sadece beni dinle. Biliyorum, seninle hiçbir zaman hayalini kurduğun veya olması gerektiğini düşündüğün gibi bir baba-kız ilişkimiz olmadı. Biliyorum, muhtemelen bundan sonrası için de çok zor. Ama ben bugün her ne kadar zor gelse de sana içimi dökeceğim. O yüzden beni yargılama ve yaftalama, sadece anlamaya çalış. Sinirlenme, dinle sadece. Ve bir kez olsun benim safımda olmayı dene. Belki de senden ilk kez bir şey için destek istiyorum, belki de senden ilk kez bir şey istiyorum gerçekten kendim için.

Hazırsan, başlıyorum.

Anlatacağım ilk şey geçen gün o rüzgârlı tepede neden ağladığım. Neden birden durulduğum. Ben çok uzun zamandır kendimle ilgili bir şeyleri sorguluyorum ve bir şeylerin olması gerektiği gibi olmadığının, bunun da beni çok mutsuz ettiğinin farkındayım, biliyorsun. O günkü üzüntümün sebebi yıllardır aksini iddia ettiğim bir şeyin ne kadar doğru olduğunu fark etmemdi. Ben o gün o tepede başımdaki örtü rüzgârda uçuştuğunda ve bozulduğunda uçup gitmesini istedim. Ne düzeltmeyi ne de müdahale etmeyi hiç istemedim. Çok uzun zamandır açılma fikrini düşünüyordum zaten. Lise hayatımın çok büyük kısmı bu fikirle geçti, ama bu şekilde hissettiğimi kabul etmek istemedim.

Sana ilk “kapanacağım” dediğim zamanı hatırlıyor musun? İlk kez regl olduğum zamandı, yaşım daha çok küçüktü ve annem regl olunca her şeyin artık farz olduğunu söyleyerek büyütmüştü beni. Aksini hiç düşünmemiştim bile, örtünün ne demek olduğunu fikren çok bilmesem ve nedenini kavrayamıyor olsam da o yaşlardaki ben için doğru bildiğini yapıyor olmak çok önemliydi. Hala da öyle, ikiyüzlü bir insan olmaktan nefret ediyorum. İnanmadığım bir şekilde yaşama fikri boğazımı sıkıyormuş gibi hissediyorum. ‘Başımı zorla kapattınız’ gibi bir şeyi asla diyemem, öyle olmadı. Bunu sen de biliyorsun, kendi isteğimle kapandım ben. Çok hevesliydim, siz benim kadar hevesli değildiniz bu konuda, bunun için alınmıştım size hatta. Lisenin ilk günü abuk sabuk bir şey yaşamıştım biliyorsun. Çok ağırıma gitmişti o zamanlar, insanların inandığı şekilde yaşayamaması ve olmadığı biri gibi giyinmeye/davranmaya zorlanması. Çok dua ettim, ağladım. Ben başımdaki örtüyü “İnsanlar ne der” diye takmamıştım. Sadece bu olay değil, bunun gibi bir sürü şey yaşadım. Otobüste bağıra bağıra hakarete uğradığım da oldu, başımdaki örtü yüzünden İmam Hatipli olduğum çıkarımında bulunup işsiz kalacağımı söyleyen de. ‘Aileleri bunları ne biçim yetiştiriyor yazık, iki kelime kurmaktan acizler’ diyen teyzeler de oldu, başörtülü kadınların kendi fikrinin olmadığını söyleyenler de. Bunca yıl önyargı önyargı diye kendini yırtan ben, bütün bunları sineye çektim, hiç yaşanmamış gibi davrandım. İnsanların benim hakkımdaki korkunç fikirleri kapanırken umurumda değildi. O çok sevdiğim dayımın artık benimle konuşmaması, kafama taktığım örtüyle birlikte birden on yaş büyüdüğümü hissedip kendimi daha ciddi daha olgun biri gibi olmaya zorlamam, sürekli dinimi temsil ettiğim düşüncesiyle dışarıdaki insanlara karşı mesafeli ve asık bir suratla durmak zorunda olmam önemli değildi. Doğrusu buydu ve ben doğru olanı yapıyordum. O zamanlar buna inanıyordum. Şimdiyse tam tersine inanıyorum. Ama başımı kapatırken beni destekleyenler ve kendi kararım olduğunu söyleyenler açarken destek vermeyecek, biliyorum. Ama ben o küçücük halimle bile el âlem ne der’i umursamıyorken, sevilmemeyi göze alabiliyorken eğer sen bu kocaman halinle sırf açılırsam akrabalar ne der el alem ne der diye arkamda durmazsan seni affedemem. Çünkü bu bir başkasıyla ilgili bir şey değil, bu doğrudan benimle ilgili. Sokaktan geçen herhangi birinin benim hakkımdaki olası negatif fikirlerini benim kendim hakkımdaki negatif fikirlerimden daha çok önemsiyorsan bir şey diyemem. Eğer başımı açmamı namussuzluk olarak görüyorsan ve bunun da insanların senin namusuna veya erkekliğine/babalığına laf etmesine neden olacağını düşünüyorsan bir şey diyemem. “O işler öyle değil” diyebilme cesaretine sahip olmanı isterim ancak. “Boğaziçi’ne gitti ahlakı bozuldu” diyecekler, desinler. Önemli olan senin tüm bu sözlere karşı el âlemin yanında mı benim yanımda mı durduğun. Ben sırtımı dönmüşken senin de bir taş atıp atmamayı seçmen.

Baba,

Beni biliyorsun. Kastettiğim şey, insanlara karşı beni savunman değil. Senden bunu istemiyorum. Hiçbir zaman istemedim. Sadece ben hiçbir zaman bu ailenin bir parçası gibi hissetmedim kendimi, bir ailem varmış gibi hissetmedim. Gelip sana sarılamadım mesela. Olmadı, yapamadım. Ben istiyorum ki bir kez olsun arkamda senin desteğin olduğunu bileyim. Ben bu kararı kendi kafamda aldım, biliyorsun. Bu bir heves ya da öyle bir şey değil benim için, o yüzden şimdi olmasa bundan birkaç yıl sonra, şimdi olmasa mezun olup kendi evimi kurduğumda, şimdi olmasa sizden uzaklarda bir yere yerleştiğimde ama bir gün mutlaka bu örtüyü çıkaracağım ben. Benim tek istediğim, bunu yaparken senin de desteğini hissetmek. Sensiz yapamayacağımdan değil, senle olmasını istediğimden. Bilmiyorum, özellikle bu ev mevzusu gündeme geldiğinden beri sanırım, benim sizinle aynı çatı altında yaşayacağım şunun şurasında kaç sene kaldı ki diye düşünüyorum. Ben seninle böyle ayrılmak istemiyorum. Ne kararı alırsam alayım arkamda duracağını hissettiğim bir babam var demek istiyorum. Baba, annem bana küsecek biliyorsun, herkes bana küsecek biliyorsun. Ama sen bana küsersen, bir tek seni affedemem. Çünkü ben seninle her ne yaşamış olursak olalım, hep aksini iddia etsem de her zaman senin kızın oldum.

Baba,

Ben yıllardır olmadığım biri gibi davranıyorum, böyle yaptıkça daha da kopuyorum her şeyden. Dinden, hayattan, kendimden… Kıldığım namaz namaz değil, artık hiçbir şey hissetmeden kılıyorum. Başörtüsünü her taktığımda o örtüyü inançla taktığım zamanlara, kendime, anneme ve isteyerek takan herkese hakaret ediyormuşum gibi hissediyorum. Biliyorsun benimki bir heves mevzusu değil gerçekten, annem öyle olduğunu zannediyor yaşım küçükken kapandığım için. Ben ilk düşündüğümde hep saçımı kazıtıp sonra örtüyü çıkarmayı düşünüyordum. Okulu mu dondursam diye düşündüm, her şeyi düşündüm. Üç buçuk senedir kafamda dönüp duran bir şey bu, kolay bir karar değil hiç. Kabullenmem aşırı uzun zaman aldı, hala da kafamda dönüp duruyor.

Seninle örtü üzerine ve kadınlar üzerine konuştuğumuz bir gün vardı, hatırlıyor musun? Ben örtünün gerekliliğini sorguladığımdan bahsetmiştim. Annem yine ‘Erkek düşmanlığı yapıyorsun’ demişti. Bu bahsettiğim geçen senelerde hep örtünün gerekli bir şey olduğuna inandırmayı denedim kendimi, çünkü diğer türlü bir sürü zor kararlar silsilesi beni bekliyor olacaktı. Örtüyle ilgili Kuran’daki ayetleri okudum, hep ziynet yerleri ve göğüs çevresinin kapatılması diye geçiyordu. Sonra anneme gidip gelip çarşafı, peçeyi ve diğer örtü şekillerini soruyordum. İşte İran’da bonesiz takıyorlar, bazı yerlerde sadece bone takılıyor, kimi görüşler feracesizleri kapalıdan saymıyor falan filan. Annem çarşaf için hep kültürel bir şey, zorunlu değil tabii öylesi daha iyi gibi yuvarlak cevaplar veriyordu. Sonra bu başa örtü takma mevzusunun semavi dinlerdeki ve semavi olmayan dinlerdeki yerini araştırdım. Tarih öncesi toplumlarda bile varmış bu, ve İslamiyet’teki konumuna çok çok benzer şekilde varmış. Köle olmayan özgür kadınlar ve asilzadeler konumlarının saygınlığını belli etmek için ekstra bir örtü takarmış başlarına. Zaten kumaş ve boya elde edilmesi zor şeyler olduğundan renkli kumaşlar ve uzun kıyafetler sadece belirli bir kesimin sahip olabildiği bir ayrıcalık nişanesiymiş. Peygamber döneminde de daha çok fahişelik yapan kadınlar ve diğer soylu kadınların ayrışması için kullanılan bir şeymiş ayetlerden önce. Yani bir şekilde hep kadının namusuyla ilgili bir kavrammış bir sürü kültürde ve dinden öte kültürel bir şeymiş. Bu yüzden nasıl olması gerektiğiyle ilgili net bir şey yok zaten. Daha doğrusu çok sert sınırlar var ama bunları uygulayan kimse yok, en azından benim bildiğim insanlar arasından. Mesela benim bu pantolonu giymem yasak normalde, mesela o küçücük gördüğünüz 6. sınıfa giderkenki halimde kapatmam gerekti aslında başımı, mesela benim kadın erkek karışık eğitim verilen bir okula da gitmemem lazımdı. Ama tüm bunların aşırılık olduğunun sen de farkındasın, annem bile farkında. Başörtüsünün farz olduğu yaşa takmıştım ben en çok kafayı, din küçücük çocuklardan ne istiyordu? O yaştaki bir çocuğun regl olduktan sonra kadın olarak görülmesi, daha cinsellikle ilgili bir şeyi bilmeyi bırak kendini bile bilmezken evlenmesine izin verilmesi, ve başını kapatmasının farz oluşu. Bir çocuğun başını o yaşta kapatmasına gerek olduğunu düşünmek demek, o yaşta bir çocuğun omuzlarına kadın olmanın ağırlığını yüklemek demek. Ne hikmetse regl olduğunda kadın olan ve bunun bedellerini ödeyen o küçücük çocuk toplumun onayladığı biriyle evlenip onunla cinsel ilişkiye girip çocuklarını doğurana kadar kendini kadın olarak tanımlayamıyor. Kadın sözcüğünden bile ürküyor, ayıp deniyor ona. Ne hikmetse küçücük çocuğun bir cinsel çağrışımda bulunduğunu düşünmek garip gelmiyor, asıl bunun sapıklık olduğunu düşünemiyoruz. Örtü gayet de bunlar demek, çocuğun cinselliğiyle de dümdüz ilişkili, her ne kadar aksini düşünmek istesek de.

Ben bunca zaman kendimi de sizi de Müslüman ama yobaz olmayan insanlar olarak tanımladım. Ne kadar yobaz olduğumuzu -olduğunuzu değil, bak çoğul konuşuyor ve kendimi de dâhil ediyorum- ne zaman anladım biliyor musun? Bir insanı ilk önce örtüsüne bakarak değerlendirdiğimi fark ettiğimde. Annemin çok kızdığım davranışını hiç fark etmeden sürdürdüğümü anladığımda. Annem açık giyinen bir kadın tecavüze uğradığında “Öyle giyinmeseymiş” diyebilen birisi baba ve bu dünyanın en korkunç cümlesi, kimse bunun aksini savunmasın bana. Tecavüzle ilgili yüzlerce şey okudum, bütün araştırmaların ortak olarak söylediği şey tecavüzün cinsel açlıktan veya tahrikten değil psikolojik bir üstünlük kurma çabasından doğduğu ve çoğu zaman fiziksel şiddetle ve öldürme/yaralamayla sonuçlandığı. Kimse kimseye çok güzel diye tecavüz etmiyor. Başı kapalı diye tecavüze uğrayan insanlar var, küçük bir çocukken tecavüze uğrayan insanlar var, tecavüze uğrayan bebekler var, hayvanlar var, heykele bidona aklına gelebilecek her şeye saldıran insanlar var. Bu dış görünümünle ilgili bir şey olmanın çok ötesinde. Ve örtü takmak bir yerde bu insanların boyunduruğu altına girmek. Hep kendini korumak vs. diyoruz ya, öyle değil işte. Bu insanlar tahrik olmasın, günah kazanmasın, tecavüz etmesin diye örtü takmak; bu insanların bunu yapmasını aklamak bir yerde, sanki üzerimizde böyle bir hakları ve güçleri olmasını normalmiş gibi kabul etmek. Biri bana tecavüz etmesin diye başımı kapamak, daha az görünür olmak, susup oturmak, daha az yaşamayı kabul etmek. Bir yerde de çalışan çabalayan ve susmayan bütün kadınların tecavüze uğramasını normalleştirmek bu. O saatte orada olmasaymış, öyle giyinmeseymiş tecavüze uğramazmış, bak ben böyle giyindim ve bana bir şey olmadı demek. Öyle bir şey yok baba. Tecavüz etme eğilimi olan bir varlık cansız şeylere bile saldırıyor, bu dünya böyle bir yer. Kimseyi kimseden koruyamıyorsun, bunu ilk anladığımda çok uzun bir süre depresyona girmiştim. Hala okuduğum her kadın cinayetinde, her tecavüz haberinde bile kadını suçlayan insanları gördükçe aklımı kaçıracak gibi oluyorum, koruyamıyoruz. Koruyamıyoruz ve her geçen gün daha çok ölüyoruz.

Ben tüm bu iğrençlikler karşısında tavır olarak odamdan bile çıkmadığım korku dolu bir dönem yaşadım, ama artık bitti. Artık korkumdan kendimi odalara kapatmayacağım, artık benim üzerimde bir güçleri olmadığını ispatlayacağım, takmayacağım artık o örtüyü.

Belki neden şimdi diye sorarsın baba, söyleyeyim; korktum. Şu yaşıma kadar içimdeki tüm bu hislerin geçici şeyler olduğunu düşündüm. Geçip gitsin diye bekledim ama gitmedi. Demek ki ben de böyle bir insanım, annem duvardan duvara vuracak kafasını. Beni yetiştirirken nerede hata yaptığını sorgulayacak. Benim gibi hafız bir kadının nasıl böyle bir kızı olabilir diyecek. Kendi yanına yakıştıramayacak beni ve utanacak benden. Bu cümleyi yüzlerce kez kurmuştur; “Benim gibi bir annenin kızı”. Annem beni düşündüğün şekilde umursamıyor. Ona göre başımı açarsam yanacak olmam değil, konu komşunun onun kızı olduğum için kendisini kınayacak olması önemli. Bana gelecek lafları değil, benim üzerimden ona gelecek lafları düşünüyor, kendini düşünüyor.

Üstelik kendi bu hayatı yaşamışken ve bana bir hayat yaşama şansı tanımamışken. İkiniz de kusura bakmayın, annem hayatını gayet yaşamış ve en sonunda istediği şekilde ipleri almış eline. Sen de istediğin gibi yaşamışsın. Annem için özgürlük ve kendi olmak o aileden çıkıp başını kapatabilme cesareti göstermekti, onun için kendi yolunu bulmak bu demekti. Ama annem istedi ki, ben hiç düşünmeden onun yolunu takip edeyim. Ben onun devam sürümü ya da uzantısı değilim ki öyle olsun. Bak doğrusu bu, hayat böyle yaşanır deyip bir kukla gibi oynatamaz beni. Ben ona soru sordukça bir şeylerde daha da katılaştı, ben sordukça “eğitimin” dozajını arttırdı ve ıslah olmam için dua etti. Ama böyle olmaz. Tıpkı kendi nasıl bir şeylerin doğrusunu bulduysa bana da güvenmesi ve beni bırakması gerek. Hayat ne getirir bilmiyorum, belki ileride annemden de radikal bir insana dönüşeceğim. Ama bir insan olabilmem için bir seçim şansımın olması gerek. Bilinçsizce taktığım bir örtüyleyken kendimi öyle hissetmiyorum, belki ileride tekrar örtmek isteyeceğim başımı, bilmiyorum, kastettiğim bunun bir oyuna dönmesi ya da örtünmeyi veya açılmayı basitleştirmek değil. Biliyorsun, hatta bu ihtimali umup senelerce açmadım başımı. Ama şimdi bu örtüyü çıkarmam gerek, bundan çok eminim. Günah işleme özgürlüğü -günahtan kastım başımı açmak- olmayan birine günah işlemedi diye sevap yazılmaz. Allah benim kalbimi bilmiyor mu? İçimden geçenleri bilmiyor mu? Bu örtüyü ne kadar istemeden taktığımı bilmiyor mu? Kimi kandırıyorum ki?

Ben yalnız kalmaktan korkmuyorum. Bu konuyu sadece seninle konuşmak istedim. Çünkü seninle küs olmak istemiyorum artık. Çünkü seni affetmek, bir yerde kendimi de affetmek ve kabullenmek demek. Evet, başımı açınca hayatımdaki her şey düzelmeyecek. Bütün çevrem başı kapalı kadınlardan ve dindar insanlardan oluştuğu için -her ne kadar siz öyle olmadıklarını zannetseniz de- ben çok büyük zorluklar yaşayacağım ve yalnız kalacağım. Yapayalnız kalmak ve yalnız hissetmek alışık olmadığım şeyler değil, bunlarla başa çıkabilirim. Sadece ben hayatımı yeniden kurmak istiyorum şu günlerde, bana kötü hissettiren her şeyi geride bırakmak ve kendimi olduğum halimle kabul etmek istiyorum. Evet, duygusal bir insanım ve çok güçlü biriymişim gibi sıkmıyorum artık kendimi. Otobüsün ortasında bile ağlayasım geldiyse ağlıyorum artık. Evet, çok yoruldum, ölü gibi hissediyorum. Ama artık öyle hissetmiyormuşum gibi davranmıyorum. Sorunlarımı yok saymıyorum, üstlerine gidiyorum tek tek. Evet, tek sorunum örtü değil ve anneme bu konuyu açtığımda söylediği şey “Sen başını açınca tüm sorunların çözülecek zannediyorsun” olmuştu, ama hayır öyle düşünmüyorum. Tek sorunum örtü değil tabii ki, benim sorunum kendimle. Ama kendimle ilgili sorunlarımın bir kısmı da, mesela vücudumdan nefret etme, takıntılı bir şekilde yemek yeme/yememe ve benden anı olarak kalacak hiçbir fotoğrafın içinde yer almayı istememe de birebir örtüyle ilgili sorunlarım. Eskiden böyle bir sorun yokmuş gibi davranır, inkar ederdim. Artık kabul ediyorum. Beni tanıyorsun, mantıksız bir şeyler yapacak değilim, olduğum insan olmaya devam edeceğim. Senden isteğim bu kararım yüzünden bana kendimi daha az senin kızınmış ya da daha az değerliymişim gibi hissettirmemen. Beni silip atma baba, sen annesiz büyüdün ben babasız büyümek istemiyorum, sadece kendim olmaya çalışıyorum, sadece yaşadığımı hissetmek istiyorum, hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum ve çok çaresiz ve yalnız hissediyorum. Lütfen elimi bırakma, lütfen beni bırakma.

Mektubum bitti, uzunca bir süredir ben konuşuyorum. Şimdi sıra sende, her ne söyleyeceksen seni dinlemeye hazırım. Tek temennim annem gibi bunu evlendiğimde kocamın evinde yapacağım bir şey olarak görmemen. Ben bir kadın olarak birilerinin emaneti veya üstünde söz hakkı sahibi olduğu biri değilim. Ben benim. Kendimim ve sadece kendim olarak anılmak, öyle bilinmek istiyorum, daha fazlası değil.

Bitti.

Dipnot: Daha önce bu mail adresinden yakın zamanda bir mektup daha yazmıştım. O mektupta annemle konuştuğumdan ve annemin “Ben ölmeden olmaz” deyip kestirip attığından bahsediyordum. Yakın bir zamanda ailemle yaşadığım evden başka bir yere taşınmayı deneyeceğim ve gitmeden son bir kez babamla konuşmak ve şansımı denemek istiyorum. Çünkü gittiğim yerde habersizce başımı açmak ve ikili bir hayat yaşamak istemiyorum. En azından bir kez olsun deneyeyim konuşmayı, onay vermese de belki beni anlar biraz olsun. Gitmeden birkaç gün önce bu mektubu ona okuyacağım. Bakalım neler olacak?

Önceki mektup:

(Görsel: Lidia Tomashevskaya)

Paylaş:

Comments (3)

  1. İlk defa bir mektubu tek seferde okumakta zorlandım. Ara verip ağladım. Sende kendimi gördüm. Bunun benzeri bir mektup yazmayı düşündüm. İyi ki yazmışsın. Çok güzel olmuş

  2. Kendi hikayemi okur gibi okudum bastan sonra her cumleyi bu surecte bir yerlerde kurdum, dusundum, tartıştım. Şimdi bunu yaptım evet mutlu edecegine bel bağlamamıstım fakat uzun suredir ihtiyacım olan bu kafa sakinligini yaşayınca keske hep böyle olsaydı kafamla ve cevremle olan mücadeleye hic gerek bile kalmasaydı dedim. Babamla aramdaki bağ seninki gibi özel karşı çıkmasa da kabullenmekte zorlanıyor ve bunun icin beni degil kendini yıpratıyor başka bir sehirdeyim ve aklım surekli onda. Umarım sen de bu sureci en kolay sekilde atlatırsın. Gerci ben de henüz tam anlamıyla atlatmış değilim ama umarım bizim için doğru neyse o olur. Yüreğine sağlık 🙂

  3. Gerçekten kelimesi kelimesine kendimi gördüm yazdıklarında. Bu sürecin ne kadar zor olduğunu bizden başka kimse anlayamaz. Hem kendimiz için hem ailemiz için bir şeyler değişirken aradaki ilişkiyi sabit tutmak o kadar kolay değil. Ben de şu an eve kilitlenmiş, ailesine açıklamış ve onları üzmekten başka bir işe yaramamış olanım. Sanki ilerleyeceğim her yol kötü sonuçlanacakmış gibi hissediyorum. Kendim için kendi isteğimi yapsam ve açılsam ailem üzülecek, ama bu şekilde devam edersem de benim içim bu genç yaşta ölecek. Çok zor bir şey bu. Seninle konuşmak isterim, hislerini ve düşüncelerinin şu an nasıl olduğunu merak ediyorum. @sum.victor bu instagram adresim. Umarım bana ulaşırsın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir