Birinin dizlerine sarılıp herkese dert olan saçlarımı okşatmak istiyorum.

Benim hikâyem de çocukluğuma dayanıyor, hoş 18 yaşındayım hala yetişkin sayılmam. Her zaman fazla dindar ve dini hep merkeze yerleştiren, kendini ona göre biçimlendiren bir ailenin çocuğu oldum. Bu elbette küçük bir çocuk için sorun teşkil etmez, aksine aileyi rol model aldığı için örnek teşkil eder ki başta kuran kurslarına severek gittim, haz duydum. Yatılı kursa gönderildiğimde 2. sınıfı yeni bitirmiştim. Ailemiz çok geniş olmasa da herkes birbiriyle iç içedir, yaşıtım olan 3 kuzenim daha var, ikisi erkek olduklarından yırtıyorlar, üstün cinsiyet (!), bir diğeri benden 1 yaş küçük ve kız, aramızdaki tek fark boyunun kısa, vücudunun alımlı (?) olmayışı.

Kısa bir bakıştan sonra hikâyeme döneyim. Çocukken gülerek gittiğim kurslar bir yerden sonra işkenceye dönüştü çünkü iradem oluşmaya başlamıştı ve gitmek istemiyordum, dinletemedim lisenin bir döneminde de zorla gönderildim. Başörtü fikri çocukluğumdan beri empoze edildi, büyük baskılar ise 8. sınıf döneminde yani 13-14 yaşlarında iken başladı.

Herkes vücudum ve saçım konusunda söz sahibi idi, benim şahsi fikrim olamazdı.

9. sınıf ise bin bir türlü hakaret ile son bulup, yaz tatili de yıkıcı bir baskının ve küfürlerin sonucu olarak kapanmam ile bitti. Hiçbir zaman istemedim, fikrimi soran da olmadı.

Okumuş abim, dayım kimse “Bu çocuğa bunu neden yapıyorsunuz?” diye sormadı.

Kafesin içinde çaresiz bırakılmam, elimden özgürlüğümün alınması, başta annem olmak üzere herkesin hoşuna gitmişti. Bu halimden çok memnun annemin; her teneffüste tuvalete gidip ağladığımdan, yaşadığım travmadan, arkadaşlarımdan aldığım yorumlardan, iç dünyamdan, çatışmalarımdan, sancılarımdan hiç haberi yoktu. Yeni bir ben yaratıyordu bunlar ama kimse bilmiyordu. Dilimin varmadığı küfürler, yorumlar, anlatmak istemediğim fiziksel ve psikolojik şiddetler… Bu bünye bütün bunlar karşısında gerçekten savunmasız kalıp, susacak mıydı? Bir süre sustu çünkü henüz 14 yaşındaydı, hoş şu an da büyük sayılmaz ama en azından başkaldırmayı öğrendi.

Derken efendim, ben dinine ve tanrısına çok düşkün biri olarak; senenin sonunda sorgulardan sorgulara giren, ne yapacağını şaşırmış kedi yavrusuna dönüştüm. Çok sevdiğim o inancımı aylarca sorguladım, kendimle savaştım. Önce inancıma olan maneviyatımı sonra tamamen inancımı kaybettim, hiç toplayamadım. Benim gibi dindar yetiştirilmiş ve her seferinde yaratıcısına sığınmış bir çocuğa tanrısızlık fikri hele de büyüdüğüm ortamda nasıl zordu gerçekten anlatılmaz yaşanırmış. Bu herkesin yapabileceği bir şey değildi, övünmüyorum ama korkmadım, tabuları reddettim. Kendimle gurur duyuyorum, anneme, dedeme, babama rağmen dayatılanları iç dünyamda tamamen reddettim.

Sonra büyüdüm biraz, şal takmayı bıraktım. Tabii ailemden gizli ama nereye kadar. Küçücük bir yerde yaşıyorum, attığım adım babama şikayet ediliyor. Bandana taktım, türlü hakaret yedim, toplumun tepkisini aldım, insanlar bana güldü, birileri sürekli yanıma gelip cevaplamak istemeyeceğim sorular sordu, anonim hesaplardan “Orospu ateist, utanmaz.” “Açık mısın kapalı mı?” “Ne yapmaya çalışıyorsun? Allah belanı versin.” tarzı mesajlar aldım. Güldüm geçtim. Dimdik durmaya çalıştım hep, çok kez de başardım.

Fakat ailemde işler çığırından çıktı. Ortalık malıymışım gibi herkes benden rahatsız olmaya; zorla kapattıkları kızın giydiği pantolonun boyuna, şal yapış tarzına, rimeline rujuna karışır oldular. Susmadım, cevap verdim, başka yollarla tekrar susturuldum. İçimde yaşadığım o eziklik, aşağılanmış hissiyatı, nefret ve hüzün çığa dönüştü, kimseye diyemedim. İçime attım, duvar kenarlarında ağladım. Abim evlendi, nişanına ve düğününe mecbur istemediğim bir kılıkla katıldım. Bir kere gülümseyemedim, en sevdiğim adamın en özel gününde bir sandalyede oturup ağladım. İnsanın istemediği bir şeyi zorla yapıyor olması gerçekten büyük travmaymış, istediği her şeyi yapamıyor olması değil, istemediğinin yaptırılması.

Gönül işlerine karıştım fakat hep utandım, uzak mesafe ilişkileri kurdum çünkü kimsenin beni başörtüyle görmesini ve sevmesini istemedim ancak bu durumda “Neden düzgün fotoğrafın yok?” “Neden dışarı çıkmıyorsun?” vb. sorular almam kendimi ifade etmekte zorlanmama sebep oldu. Kimseye bir şey anlatamadım, bu durumun altında ezilip kaldım. Yaşadığım bu durum beni öyle çok üzdü ve öylesine büyük bir sosyofobinin içine itti ki arkadaş edinmekten korktum. Çünkü bana ön yargılı yaklaşacaktı ve durumu anlattığımda gülecekti ya da yalandan teselli edecekti. Lise döneminde 3 okul değiştirdim, tanıdıkların fazla olduğu ortamlar her zaman daha fazla sorun teşkil etti.

Son sene yeni bir okula gittim, burada atağımı yaşadım, sınıf birincisi oldum, bütün öğretmenler benimle gurur duydu, başörtü sorununu yine halledemedim. Hocalarım annemle konuştu baskı yapmamasını rica ettiler, annemden aldığım tek yanıt “Sen neden utanırsın ki? Allah için yapıyorsun, hem el âlem ne der?” şeklinde oldu, hiç tatmin edemedim. Ailem benimle hiç gurur duymadı, mahallemize yeni gelen Azeri teyze “Bana çok güzelsin yavrum.” derken annem eş zamanlı olarak “Maymunun teki, insan değil o.” dedi hep.

Babam ise ayrı bir problemdi, tesettür konusu hiç olmasa da babam başlı başına sorun olacaktı. Yaşatmadığı kötü şey, bana söylemediği kötü laf kalmamıştı. Herkesin bildiği, anlatmaya zorlandığım ve anlattığımda “Herkes yaşıyor herkesin sorunu var geçer boş ver.” vb. dönüşlerini aldığım sorunlarım vardı. Diğer yandan defalarca kez anneme ihanet eden, ağzından tek iyi söz çıkmayan, bileklik taktım diye bana orospu diyen, saçımı taradım diye beni yollu yapan, 8 yaşında mahalle düğünü için kuaföre gidip heyecanla yanına geldiğimde “Bu ne hal orospu kadınlar gibisin.” diye bağırıp beni kovan babam. Dinime küfreden Müslüman olsa. Babam dini hiçbir bilgiye sahip olmayıp beni kapanmam için zorlardı.

Bugün sene 2019 ben hala onlarla aynı evde yaşamak zorundayım ve tartışmalar çok daha büyüdü. Kaldıramaz oldum, sınav dönemini koca bir depresyonla atlattım, gereken performansı sergileyemedim, yapamazsam buraya mahsur kalıp intihar edeceğim. Bir kere girişimde bulundum, olmadı. Ne korkum ne inancım ne de kaybedeceğim bir şeyim var. Son günlerde yaşadığım hiçbir şeye katlanamıyorum. Babam bana sürekli küfür ediyor, annem ise  ona hak veriyor. Her ortamda beni rezil edip, dış görünüşüme, tırnağıma, halime vaziyetime laf ediyor. Bir türlü derdimi anlatamıyorum, kendimi kabul ettiremiyorum. Bu eve daha fazla katlanamıyorum, sığınacak tek bir kimsem yok. Hiçbir yetişkin aile bireyi, akraba, eş dost bana destek olmuyor. Kendimi yediğimi kimse görmüyor. Gencecik yaşta kendimi 30’una dün basmış gibi hissediyorum.

Öldürmekle, dövmekle tehdit ediyorlar beni. Hepsi bir olup üstüme yürüyor, elim kolum bağlı kalıveriyorum.

Dinsiz ve özgürlüğü arzulayan biri olarak saklanacak tek bir delik bulamıyorum. İnançlı olsam kabul edebilirdim fakat inançsızken bunu yapmak ayrı bir travma yaratıyor. İnançsızlığa geçiş evremden de özetle söz ettim, o dönemde de kafamı sıyırmak üzereydim.

Bu sene üniversite sınavına girdim, 10 gün sonra sonuçlar açıklanacak, göndermeyeceklermiş, gönderseler de para yollamayacaklarmış, babam kemiklerimi kıracakmış. Bir daha bandana takarsam annem yolda saçımı başımı yolup beni rezil edecekmiş. Allah belamı versinmiş, beni doğuracağına taş doğursaymış, benim kadar utandığı tek bir şey yokmuş. Annemin utanmasına sebebiyet veren şey, düzgün bir şekilde şal takıp tesettüre girememiş olmak. Ne büyük utanç, yüz karasıyım! Akademik hayatımda bile bir kez elimden tutulmadı, “En iyi öğrencim Melike.” dedi hocam, annem eve geldi “Adam gibi kapanmadıktan sonra beş para etmezsin.” dedi.

Gaza gelip daha çok ders çalışamadım, odama kapanıp ağladım, antidepresanlar, bitişler, bekleyişler, uyudum. Potansiyelim, gençliğimin, çocukluğumun en güzel yılları cehenneme dönüştü, hepsini çöpe attım. Gerçi o cehennemden hala çıkamadım ve en sıcak yerinde yüzüyorum.

Konuştukça ve büyüdükçe önüme geçemeyeceklerini anladılar, bunun korkusu onlara elimden telefonumu aldırttırdı, dışarı çıkmama yasak getirdiler. Zaten normal günlerde de diken üstünde yürürdüm, “Bu köşeden kim çıkacak?” “Biri annemi arar mı?” “Bu adam tanıdık mı?” “Bu kadın annemin arkadaşı mı?” “Kim ne der, nasıl bakar?” bu sorular beni yedi bitirdi. Toplumsal algılara, yargılara tükürdüm.

Beni ve benim gibi birçok genç kızı evden önce içine kapattıran, yalancı gülümsemelerle insanlar arasına katan fakat ilk fırsatta diz çöküp ağlatan, başkaldırınca başından eden, herkesin diline meze yapıp alay konusuna dönüştüren; intihara, depresyona, panik atağa, sorgulamalara, sosyal fobilere, özgüven eksikliklerine, kaygılara, daraltılmış algılara sebebiyet veren her olguya ve değere var gücümle yumruk atmak istiyorum.

Yaşadığım zor durumun başka biri tarafından yaşanıyor olduğunu bilmek beni rahatlatmıyor, daha çok üzüyor. Kimsenin bunu yaşamamasını diliyorum. Karanlıklar aydınlıklara çıkar mı bugün hiç emin değilim. Üstümdeki baskı fazlasıyla arttı, anonim olduğum bir sitede dahi özgürce kendimi ifade etmekte zorlandım, attığım adım bile başkaları tarafından belirlenmek isteyince ben de nereye bakacağımı şaşırdım. Tek başımaydım hep de öyle olacağım. Ancak elimden tutulmasına, ben varım denilmesine nasıl ihtiyacım var bilemezsin.

Birinin dizlerine sarılıp herkese dert olan saçlarımı okşatmak istiyorum.

Ben sırma saçlarımla güzelim. Gün gelecek istediğimi giyip, saçıma istediğim şekli verebileceğim. Bunu tereddütsüz yapabilme fikrinin verdiği mutluluk hiçbir şeyde yok. Özgürlüğü çalınmış her kadının, her insanın özgürlüğüne kavuşabilmesi dileğiyle…

**Yazıyla beraber paylaştığımız görselin kime ait olduğunu bulamadık. Biliyorsanız kaynağıyla beraber yorum bırakabilirsiniz.

Paylaş:

Comments (13)

  1. Okurken bile o anları yaşadım zaten. Kusura bakma açık konusucam. Dünyaya geldiğin anne ve baba yönünden çok sanssizsin. Bizde baskı gördük ama bunlar nasıl laflar. Insan evladına orspu der mi? Şu an eğitimine odaklan. Okuyup çalışmaya başla paran olunca alayına rest çekersin. Ben öyle yapıyorum çünkü. Yoksa omur boyu gudulcez. Biz uzulecegimize ailemiz üzülsun. Onlar için yaşamıyoruz.

  2. Sevgili Melike,
    Bana kalırsa arzu ettiğin özgürlüğüne kavuşmana oldukça az kalmış gibi duruyor.
    Umarım istediğin üniversitede istediğin bölümü kazanmışsındır.
    Hayatımız bazen inişler, bazen çıkışlarla gidiyor. Ne yazık ki -ben de dâhil- bazılarımızın hayatı genel olarak inişlerle gitmekte. Bu arada sana geçenlerde okuduğum bir makaleden örnek vereyim, beynimiz kötü olayları iyi olaylardan çok daha fazla düşünüyor! Kuvvetle muhtemel atalarımızdan getirdiğimiz savunma mekanizmamızın kurbanı oluyoruz. Tavsiye vermek haddime mi bilmiyorum, ama bana kalırsa bağımsızlığını ilân edebileceğin noktaya kadar ailen ile atışmamaya çalış. Onlar senin kim olduğunu bilmiyor olabilirler. Ama sen kim olduğunu çok iyi biliyorsun! Ve bununla başa çıkabilecek olgunluğa sahipsin!
    Sevgiler…

  3. Ne desem bilemiyorum söylediklerini gözümde canlandırıyorum çok çok kötü ama pes etme nolur bir gün herkese inat restini çek kim ne derse desin

  4. Bütün bunları yaşamamış olmanı dilerdim çok üzgünüm ama sen akıllı ve güçlü bi kızsın herşeyin üstesinden gelirsin yeterki kendinde o gücü bul. Bir iş bulup birde ev arkadaşı bulup beraber yaşayabilirsin bu benim fikrim tabii ..

  5. Burda okuduğum yazılardan beni en çok etkileyen bu oldu umarım en kısa zamanda sen ve senin gibi olan herkes istediğiniz gibi bir hayatı yaşarsınız. Eğer konuşmak içini dökmek istiyorsan bana ulaşabilirsin sana yardımcı olabilirim… 🙂

  6. stolenhappiness

    Özgürlüğüne kavuşacağın “o” günü düşün. Sakın pes etme yüreği güzel kız! Senden istedikleri pes etmen belkide, belkide boyun eğmen. Şimdilik onların istedikleri şekilde yaşıyor olabilirsin. Ama bu sonsuza kadar sürmeyecek. Merak etme, o gün gelecek. Hepimiz için gelecek. Gece güneş ışığını göremeyiz, her taraf zifiri karanlıktır, ama bu güneşin öbür tarafta olduğu ve hala ışık saçmaya devam ettiği gerçeğini değiştirmez. LÜTFEN. PES. ETME. Yaşadığın şeylerin yüzde seksenini yaşamış olmam beni derinden sarstı. Yaşadığın her şey için üzgünüm, lütfen yılma, pes etme. Önünde gerçekten olan o güzel günler hatrına yapma bunu. İnstagram adım @bewitcherries Biliyorum, ne kadar “gereksiz” geldiğini kulağa. Yinede yazdım adresi, birbirimize dayanarak ayakta kalabileceğimizi düşünüyorum. Kulağa üzücü gelsede, yalnız değilsin. Ben varım, biz varız. Kendine iyi bak. Sakın kendini “bir şeyleri beceremeyen” bir insan olarak görme. Kendinden gurur duyduğun o an gelecek. Tüm kalbinle inan buna.

  7. Benzer şeyleri ben de yaşadım, yaşıyorum. Kendim olmamanın, istediğim gibi yaşamamanın altında eziliyor ve boğuluyorum. Sana ulaşmak senle konuşmak istiyorum. Lütfen bana ulaşır mısın?

  8. Yazdıkların o kadar tanıdık ki.. Pes etmek yok bizi yıldıramazlar. Seni çok seviyorum ben seninleyim. Yeter ki güçlü kal..

  9. “Kadın için, özgürlüğü uğrunda çalışmaktan başka çıkar yol yoktur.” diyor Beauvoir. Emin ol ben, sen ve geriye kalan tüm kadınlar hepimiz mücadele ederek haklarımızı babalarımızdan, kocalarımızdan ve tüm bu eril zihniyetten geri alacağız. Ancak pes etmemek kaydıyla gerçekleşebilir tüm bunlar. Nolur pes etme ve seni parasız bırakmalarından korkma. Çalışmaktan bitap düşen ayaklarının ağrısı daha hafif gelecektir sana ruhunun ağrısından ve görüntünün ağırlığından. Ekonomik bağımsızlığını kazandıktan sonra her şey çok daha kolay olacak. Cesaretli ol, kendine güven! Tüm hayallerinin gerçekleşmesi umuduyla..

  10. Sanki ben yazmışım atnı şeyleri yaşadım yaşıyorum banda diyorlar orospu namussuz falan filan zor çok zor

  11. Bunları yaşayan ne kadar çok genç kız var. İçim gidiyor gerçekten. Umarım bir gün hepimiz özgürce saçlarımızı savurabiliriz. Yılmayın. Başaracağız

  12. Seni tanımıyorum ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki sen çok güzelsin ve çok güçlüsün <3

  13. Düşünür

    Değişik bir yorum olacak belki de ama laiklik hayat kaynağıymış bunu iranda kendini yalan ve öldüren kadınlardan anlamalıydık ama anlamıyoruz ve düşünüyorum da acaba devlet olarak laik miyiz? Aile olarak daha çok muhafazakarlaşmamizin nedeni devletin laiklikten uzaklaşması olabilir mi ? Sanırım büyük bir etken

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir