1997 değil 2018’di, Nur Serter değil yengemdi, ikna odası ise benim odamdı.

Benden bekleneni biliyordum, doğru olanı öğrenmiştim, zamanının geldiğini farkındaydım ama benim kararımdı. Çevremde aksi görünümde herhangi bir kadın yoktu ama benim kararımdı. 13 yaşındaydım ama benim kararımdı. Daha büyümüş hissediyordum. Artık okul başarılarımın yanında takdir edilen bir vasfım daha olmuştu. Onaylanmak, takdir edilmek, ödüllendirilmek kararımı aynı hevesle sürdürmeme yardımcı oluyordu. 

Lisede durum daha başka bir boyuta taşındı. Yasak devam ediyordu: “Okulda açık, sivil hayatta kapalı” şeklindeki kişilik bölünmesini yaşayan binlerce kızdan biriydim. Üstelik lisem oldukça yüksek puanlarla alım yapan, dolayısıyla seküler ailelerin çocuklarının çoğunlukta olduğu bir okuldu. Bu da üzerimdeki ötekilik baskısını arttırdı, beni kendiliğime daha sıkı sarılmaya ve radikalize olmaya itti. Başörtüsünü onlara rağmen takıyor olmak bende mücadelede tarafını seçmeye tekabül ediyordu. Yoruyordu, yıpratıyordu ama motivasyonum büyüktü. Üniversiteye geldiğimde yasak kalkmıştı, “yeni”ye ayak uydurulmuştu. Bölümüm din üzerine değildi, başı örtülü kişi sayısı oldukça azdı. Büyük, kalabalık, kozmopolit bir ortamda bu konu üzerine düşünmedim bile. Negatif veya pozitif bir ayrımcılığa maruz kalmadım, kimse örtüm sebebiyle bana farklı davranmadı. Keşke her yer burası gibi olsa diye düşündüğümü hatırlıyorum hep. 

İş hayatına giriş çabaları, başvurular, mülakatlar derken o zamana kadar nadiren hissettiğim bir duygu giderek ağırlığını artırdı. İnsanlar bana baktığında yalnızca başörtümü görüyorlardı! Benimle ilgili her şey örtümle birlikte değerlendiriliyordu. Kendimi ayrıştırmaya çabaladım. Daha sade, daha sıradan kıyafetler giymeye başladım. Örtüyü saymazsak herhangi görüşten bir kadının giyebileceği türden. Genellenmemek için, önyargılara kurban gitmemek için debelenip durdum. Tartışmalarda muhalifliğimi belirtme zorunluluğu hissettim, hiçbir oluşumun temsilcisi olmadığım konusunda birilerini ikna etmek durumunda bırakıldım. Ötesinde görünmez olmak istedim.

Başörtülü olma mücadelesini vermiştim, “başörtülü bacı” olmayan başörtülü olmak mücadelesi çok daha fazla yoruyordu. 

 

Sonra kabullenme başladı; siyasal İslam diye bir şey vardı, başörtüsü de bunun simgesi olmuştu. Aylarca kendi içimde tartıştım, sonra bir an geldi ve kararım netleşti. Bana verdikleri özgürlüğü hatırlatma amacıyla; meydanlarda günlerce yayınladıkları 28 Şubat temalı propaganda videoları kırılma noktam oldu. Ben bunun bir parçası olmayı reddedecektim. Oy ve rant kaynağı olmak veya öyle görünüyor olmak içimde nefret uyandırdı. 

Başımı örtme kararı alırken özgür olduğumu sanıyordum, çıkarırken yaşadıklarım bunun böyle olmadığını anlamamı sağladı; üstelik tam 10 yıl sonra. Fiziksel ve ruhsal sağlığımı etkileyecek kadar uzun süre kafa patlattıktan sonra kararımı açıklamaya karar verdim.

Bu öyle bir süreç ki; hayatınıza kıyısından köşesinden değen/değmiş her kişi için ayrı ayrı onun gözünden kendinize bakıyorsunuz. Sonra tüm tesellilerin dayandığı mihenk taşı zaman zaman aklınıza geliyor; ne kadar sürebilir ki? Herkes alışır, belki unutur. Belki ben de unuturum.

Böylelikle en yakınlarıma söylemeye başladım.

 

Ben şanslıydım, çekirdek ailemde beni destekleyenler vardı. Haberi alan yakın akrabalarım içinde ilginçtir; kadınlar en yüksek tepkiyi verenler oldu. Cenazem çıkmışçasına anneme sarılıp ağıt yakanın yanı sıra, eve gece vakti bana “tebliğ” yapmak için gelen oldu. Beni kendi odama götürüp baş başa konuşalım diyerek tatlı tatlı başladığı konuşma “Artık sizin eviniz helal dairesi değil, benim için öldünüz,” diyerek gitmesiyle bitti.

1997 değil 2018’di, Nur Serter değil yengemdi, ikna odası ise benim odamdı. İkna edilmek istenenin değişmesi neyi makul kılardı?

 

Bizler düşünenleriz, kararlarını gözden geçirenleriz, rahatını bozanlarız. Buna cesaret etmek eylemimizden daha büyük bir adım aslında. Diğer cinsiyetten yahut diğer mahalleden olup da en yüksek sesle konuşanlar, evet sadece konuşanlar değiliz. Cesaretimizin onaya ihtiyacı yok. Bu ve buradaki her yazı bunu birbirimize hatırlatmak sadece.

Paylaş:

Yorumlar (2)

  1. Bu yazıyı tekrar tekrar okuyorum.
    ”Cesaretimizin onaya ihtiyacı yok.”
    Ne kadar güzelsin.

  2. Bu forumda okuduğum her hikaye bir parça ben. Kendi yaşantımla o kadar benzer ki. Bu duygularda yalnız debelendiğimi sanarken bir çok kadınla aynı ikilemlerde, duygularda, zalimliklerde buluşuyor olmak beni hem rahatlattı hem üzdü. Cesaretinize hayranım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir