Açılırsam köşedeki bakkalın ne tepki vereceğini bile düşündüm.

Benim örtünme hikayem 12 yaşındayken başlıyor. Muhafazakar bir ailede büyüdüm. Ailem bana hiçbir zaman “Kapan” demedi ama böyle bir çevrede büyüdüyseniz kimsenin size “Kapan” demesine gerek yoktur. Bir yol vardır ve siz o yola er ya da geç girersiniz.

Ablam çocukluğumdan beri kendime rol model aldığım biri oldu. O ortaokula başlayınca kapanmıştı, ben de hep “Ortaokula başlayınca kapanacağım” derdim ve öyle yaptım. Her zaman bilinçli bir şekilde kapandığımı düşünüyordum, nasılsa bir hevesle kapanmamıştım ve yıllarca bu düşüncemi savundum. Kapandığım zamanlarda okullarda başörtüsü yasağı devam ediyordu. Ben, her gün, okul kapısının önünde başımı açıp okula girerken; okuldan çıkarken de başımı örtüyordum. Okuldaki tek başörtülü bendim. Bu kadar zor olmasına rağmen bir kere bile “Açılayım” demedim ama yine de kendimi hep bölünmüş bir karakterde hissediyordum.

Beni okulda açık görüp sonra kapalı görenlerden çekiniyordum. Kapalıyken daha sessiz sakindim. Lisede arkadaşlarımın çoğu kapalıydı. Ben de kapalı olmaktan mutluydum o sıralar. En inançlı olduğum ve ibadetlerimi tam yaptığım zaman aralığı liseydi. Din konuşulan bir yer varsa orada hep şu söz söylenirdi, “Sorgulamayın, sorgularsanız dinden çıkabilirsiniz.” Ben de bundan korkup pek düşünmezdim.

Üniversiteye geçerken ilk defa bir cesaretle aileme kafa tuttum. Bana “Şehir dışında okumayacaksın” demişlerdi fakat ben tercih listeme evimize en uzak şehirleri yazdım. Türkiye’nin bir ucunu kazanınca evde cenaze havası oluştu. Babam ilk başlarda “Olmaz, tekrar hazırlan” dese de sonradan direnmeyi bırakıp “Ne yapalım artık, git” dedi. İşte burada ilk defa cesaretimin meyvesini aldım.

Üniversiteye gittiğimde kendi çevrem dışında bilinmedik bir çevreyle karşılaştım. Farklı düşünen insanlar vardı, farklı şeylere inanan vardı, farklı şeyler seven… İşte tam da bu sıralarda “Sorgulayabilir miyim?” diye düşündüm. Bir şeyleri düşünmeye hakkım vardı, evet. “Ben neden kapalıyım?” diye düşünmeye başladım. Kur’an’ı açıp örtü ile ilgili ayetleri okudum. Aklımda soru işaretleri oluşuyordu. Beni tatmin etmeyen bir şeyler vardı. Zamanla örtüye olan inancımı kaybetmeye başladım. En sonunda “Ben bunu yapmak istemiyorum” dedim kendime.

Bu düşünme ve karar verme sürecim 2 yıl sürdü. Bu süre içinde açılırsam köşedeki bakkalın ne tepki vereceğini bile düşündüm. Örtülü kadınları gördüğümde “Bunlar da benim gibi açılmak istiyor ama cesaret edemiyor” diye düşünürdüm. Açılırsam ailem beni sevmez, benim için çok üzülürler diye korkuyordum. 10 senedir kapalıydım, herkes bana böyle alışmıştı. “Hayatımı bu kadar yerinden sarsmaya değer mi?” diye düşündüm. 2 yıl boyunca bu düşünceler arasında gidip geldim. Zaman geçtikçe çok mutsuzlaştığımı fark ettim. Dışarı çıkmak istemiyordum. Okula bile gitmiyordum. Başımı kapamak o kadar zor geliyordu ki aynada kendime bakmayı bile istemiyordum.

Bir gece yarısı birden “Artık bunu kendine yapamazsın” dedim. O gün açılmaya karar verdim. Kiminle ne konuşacağım, nasıl söyleyeceğim; hepsini tek tek planladım. Ailem beni evlatlıktan reddederse ne yaparım, onu bile planladım.

Yarıyıl tatilinde eve gittim. İlk olarak ablamla konuştum. Yaklaşık 2 saat boyunca ablamla ağlaya ağlaya konuştum. Beni en çok kıran; içimden geçenleri, hislerimi anlamaması oldu. Ruh halimin kötü olduğunu, o yüzden böyle bir şeye yöneldiğimi söyledi. Psikoloğa gitmemi önerdi. Beni, kendi için doğru olan şeyleri söyleyip ikna etmeye çalıştı. Ama benim kararım kesindi.

Sonrasında anneme söyledim. Annem adeta yıkıma uğradı, benden böyle bir şeyi hiç beklemiyordu. Çok fazla üzüldü. Beni en çok yıpratan da bu oldu. Babam, en iyi karşılayan kişi oldu. İnsanların şekilden münezzeh olduğunu, önemli olanın ahlak olduğunu söyledi. Ailemden beklediğimin çok altında bir tepki aldım. Asıl zor olan kısım karar verme süreciymiş. Beni o 2 yıllık süreç yıprattı. Tatilden okula döndüğümde artık açılacaktım.

Okulun ilk günü açılmaya karar verdim. Deneme olarak birkaç sokak ilerideki arkadaşımın yanına açık gittim. Kendimi hiç rahatsız hissetmedim. Sadece tanıdık birini görmenin telaşı vardı içimde. Diğer gün okula açık gittim. Aynaya baktığımda çok mutluydum. Uzun zamandan sonra yüzüm ilk defa gülüyordu. Önceden görünmez olduğum sınıfta, girdiğim an tüm bakışlar bana dönmüştü.

İlk başlarda çok gergindim ama sonradan bu durumla eğlenmeye bile başladım. Beni görüp bakmamaya çalışanlara gülüyordum. O garipseyici bakışlar sadece 1 gün sürdü. Sonra herkes hayatına döndü. Kapalı arkadaşlarımdan bazıları yanıma gelip cesaretimi tebrik etti. Aslında onların da açılmak istediklerini ama ailelerinden dolayı açılamadıklarını o gün öğrendim. O kadar korktuğum şeyin bu kadar kolay olabileceğini hiç düşünmezdim.

İnsanlardan çekiniyor olabilirsiniz ya da ailenizden… Aileniz illaki üzülecek, kavgalar edeceksiniz, belki bir süre konuşmayacaksınız ama inanın hepsi o kadar çabuk geçiyor ki bir bakıyorsunuz alışmışlar. Çevrenizdeki insanlar, arkadaşlarınız; sadece birkaç gün garipsiyor, arkanızdan konuşuyor, sonra unutuluyorsunuz. Kimse kimsenin umurunda değil, herkes kendi hayatına bakıyor. Ben yaptım ve bunu yapan yüzlerce kadın var. Yaşanabilecek başka dünyalar var. Küçük kara balık gibi uzak denizlere gitmeye cesaretiniz olsun. Kendinizi o kadar güçlü hissedeceksiniz ki… Belki ufacık bir şey bu ama saçlarım rüzgarda uçuşurken çocuksu bir mutluluk kaplıyor içimi. İşte o an çektiğim bütün sıkıntılara değdi, diyorum. “Asla yapamam” demeyin, ben demiştim ama yaptım. Siz de yapabilirsiniz. Bu sizin hayatınız, ondan vazgeçmeyin.

(Görsel: Michaël Borremans)

Paylaş:

Comments (2)

  1. Seni cesaretinden dolayı tebrik ederim. Sonunda kendin olmayı basarmissin.

  2. Gözlerim dolu dolu okudum.. Gerçekten de en sonunda o rüzgarı hissedince, o kulaklar üşüyünce insan bütün sıkıntılara değdi diyor. Umarım hayalindeki her şeyi başarırsın, yolun açık ve aydınlık olsun🌼

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir