Onlar insanların düşüncelerine bağlı olarak değişen sevgileriyle gözümde bitmişlerdi.

Ben Urfalı bir ailenin en büyük kızıyım, çokça akrabaya ve 2 kardeşe sahibim. Babamın okul müdürü olması nedeniyle sürekli taşınıyoruz. Küçük yaşımda annem de babam da bana dini öğretmiş, şarkı yerine ilahi dinletmişler; ben de küçük olduğumdan öğrendiğim şeyleri tekrarlamışım ama şimdi sorsanız hiçbirini hatırlamıyorum.

4. sınıfta kendi isteğimle İmam Hatip okumaya karar verdim. Arada okula kapalı gidiyordum ve kapalıyken kendimi seviyordum. Yeni yeni başladığımdan arada da açılıyordum. Her açıldığımda ailem bana farklı bakıyordu, sanki bana olan sevgileri kapalı olup olmamama göre değişiyordu. Bu beni rahatsız etmeye başladı ve 6. sınıftayken kapanma denemelerimi sonlandırdım. Derken okulum bir kez daha değişti, yine İmam Hatip’e gidiyordum; tek bir farkla, bu sefer ben oraya gitmeyi istemiyordum. Ailem bana çok katı davranmaya başladı. 7. sınıfın 2. döneminde regl oldum ve annem çok sevindi; büyüdüğümü ve bazı şeyleri yerine getirme vaktimin geldiğini söyledi. Namaz kılmaya başlattılar. Bu sevgi değişimi özgüvenimi etkiliyordu. 8. sınıfta bela tiplerle takılmıştım ama onlar bile sevgilerinde eşitlik gösteriyordu. İlk sevgilim benden büyüktü, lise 1. sınıfta okuyordu ve daha çok abim gibiydi. Babam bunu bir şekilde öğrenince hesabımı karıştırıp tüm mesajları bıkmadan kağıda yazmış ve akşam odamda bana hesap sormuştu; “Sen nasıl bir kızsın? Utanıyorum senden. Oruspuluğa mı başladın? Bu yazışmalar ne?” demişti. Takıldığı mesaj da ‘sıkıldım’ kelimesinin bir klavye hatasıyla yanlış yazıldığı mesajdı. Ben o gün kemer ve sopayla dayak yedim. Tek bir damla yaş dökmedim çünkü onların bunu yapabileceğini 6. sınıfta fark etmiştim. Onlar insanların düşüncelerine ya da Allah korkusuna bağlı olarak değişen sevgileriyle gözümde bitmişlerdi.

O gece, 8. sınıftan mezun olmama 2 hafta kalmışken, babam bana “Ya okula kapanarak gidersin ya da okumayacaksın” dedi. Okumak istiyordum ve okula kapalı gittim. Okulda arkadaşlarımın yardımıyla açılır ve sonra babamın yanına kapalı giderdim. Yavaşça tekrar açıldım. Beni “Git de ilim öğren” diyerek uzaktaki bir İmam Hatip lisesine yolladılar. Orada iğrenç bir yurtta kaldım, tabii yurtta açık olan tek kişiyseniz bazı şeyler üstünüze kalıyor.

Orada bütün hayatımı etkileyen bir dostum oldu. 10. sınıfta oradan ayrıldım ve dostumla 1 sene boyunca hiç kopmadık. Ardından bahsettiğim en yakın dostum başka kızlarla olan fotoğraflarıma aşırı kıskançlık göstermeye başladı. Sonra psikolojik tedavi gördüğünü öğrendim. Annesi, ondan uzak durmam gerektiğini, onu kötü etkilediğimi, çok sayıda ilaç kullandığını ve bunun aslında 1 senedir devam ettiğini söyledi. Bana karşı hissettiği şeyin arkadaşlık hisleri olmadığını anlattı. Yani aslında bana sevgilisiymişim gibi bakıyordu ve onu bırakırım diye bunu bana söylememişti. Ben eşcinselleri seven, saygı duyan, onlarla ilgili filmleri seven biriyim ama maalesef en yakınım kötü etkilenmişti çünkü ben eşcinsel değildim. Onun iyiliği için ondan uzak durmamın, ona kötü ve incitici sözler söylememin mantıklı olacağını söylediler. Öyle yaptım ve yaşadığım suçluluk duygusunu hâlâ üzerimden atamıyorum. Birkaç ay önce başka bir arkadaşının öldüğünü öğrendim, sosyal hesaplarını kapattı ve hiçbir bilgi alamıyorum.

12. sınıfta okulumu değiştirdim ve son senem olduğu için daha iyi ders çalışmak amacıyla özel okula geçtim. Sırf vücudum dikkat çekiyor diye okul kıyafetiyle olduğum halde okulda çok kez tacize maruz kaldım. Vücudumdan o kadar çok nefret ettim ki aileme ameliyat olup küçültmek istediğimi söyledim. Onlar da “Bol giyin, daha az dikkat çekersin” dediler. Öyle giyinsem de ne çare; gören görüyor, bilen biliyor.

O zamanlarda ailemde kavgalar yaşanmaya başladı ve annem ile babamın boşanma seviyesine geldiği döneme girdik. Bu sebepler beynimi dolduruyor, suçluluk duygum ve kendime olan nefretim beynime işkence ediyordu. Kendimi affedemiyordum, birkaç sevgili yapıp düşüncelerden uzak kalmak istedim ama sonra bunun yanlış olduğunu fark ettim, kendimi yalnızlığa bıraktım. Geriye sadece her şeyimi bilen bir dostum kaldı. Bu sebeplerden dolayı üniversiteyi kazanamadım. Şimdiyse tekrar deneyeceğim.

Beni inciten tek şey; arkadaşlarımın, sevgililerimin veya sahiplendiğim hayvanların bile her durumda aynı kalan, değişmeyen, beni ben olduğum için seven sıcak bakışlarına ailemin hiçbir zaman tam anlamıyla sahip olamaması oldu. “Eğer diz üstü ya da omuz hızası giyersen orospu olursun; yüksek sesle gülersen şımarık, eğlenerek dışarıda yürürsen basit, konuşmana dikkat etmezsen…” gibi değişik ve bazen pis konumlara girebiliyordum onların gözünde.

Ben çok yoruldum. Kendim olmayı ve kendime duyduğum nefreti azaltmak istiyorum. Ben yanlış bir şey yapmadım, bu tavırlar beni hem dinden hem de onlardan uzaklaştırıyor. Onları seviyorum; onları benim annem ve babam oldukları için seviyorum, dinleri ya da davranışları için değil. Onları kendileri oldukları için seviyorum. Fakat ben istediğim bir şeyi yapınca bana “Sen küçükken ilahi söylerdin, sen bu değilsin, şeytana uyuyorsun” deniyor . Ben küçüktüm ve bana öğretileni yaptım ama artık kendim olmak istiyorum. Değişmedim, sadece kendim olmaya çalışıyorum ve yanlış bir şey yapmıyorum.

(Görsel: Alisa Yufa)

Paylaş:

Comments (2)

  1. Yanlış bi şey yapmıyosun kuzum. Onlarla doğrularımız farklı olduğundan çatışıyoruz. Bu hep böyle devam etmeyecek. Üniversite sınavına odaklan hatta öyle hazırlan ki güzel burslar kazanıp onlara muhtaç olmadığını göster. Malesef Türkiye şartlarında çocuğun aileden ayrı bir birey olduğunun kabullenilmesi bazı durumlarda gelire bakabiliyor. Umarım senin için her şey çok güzel olur.

  2. Üstteki yoruma katılıyorum, kendin olduğun için kötü hissetme lütfen. Ailenden uzakta bir şehirde üniversite oku, kafan daha rahat olur. Umarım hayat sana güzellikler getirir, yolun açık ve aydınlık olsun🌼

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir