Kendi isteğimle kapandım ve sonradan pişman oldum.

Merhaba, öncelikle belirtmeliyim ki ben bu sitedeki yazıları okuduktan sonra içimi dökmeye karar verdim çünkü duygularımı ve hissettiklerimi ne aileme ne arkadaşlarıma ne akrabalarıma ne de en yakınım dediğim insana anlatabildiğimi, anlatsam bile yanlış anlaşılacağımı ya da susturulacağımı çok iyi biliyorum. 18. yaş gününe günler kala liseden yeni mezun olmuş biri olarak yazıyorum.

Öncelikle aile yapımdan bahsetmek istiyorum. Benim ne anne tarafım ne de baba tarafım dindar insanlardır. Hepsi özgürdür; kızlarını zorla kapatmazlar, çocuklarına zorla namaz kıldırtma gibi huyları yoktur. Hayatlarını düz ve baskısız bir şekilde yaşarlar. Tabii böyle olunca annemle babam da gençliklerini baskısız bir şekilde, istedikleri gibi geçirmişler. Dediğim gibi, iki tarafın ailesi de baskıcı ve aşırı dindar insanlar değiller, namazlarını kılar ve Allah’a inanırlar; bunun ötesinde herhangi bir baskıları ya da zorlamaları yoktur.

Benim babam, annemle evlendikten bir süre sonra bir adamla tanışmış; İslam dinine o adamla beraber bağlanmış ve sevgi beslemiş. O zamandan sonra da bütün huylarıyla beraber kendini ciddi anlamda değiştirmiş; kendini İslam’a adamış, umreye gitmiş. Kısacası bambaşka bir insan olmuş. O zamanlar ben henüz yokum. Bu arada biz 5 kardeşiz ve o dönemde her iki ablamın ve abilerimin adlarını değiştirip İslam’a uygun birer ad koymuş. Kendi işini bırakıp umre seyahatlerinde kafile başkanlığı yapmaya başlamış. Yani anlayacağınız İslam’la sonradan tanışıp ona sonradan bağlanan bir ailem var. Babam, ablalarım küçükken onları zorla kapatmış. Büyük abimi hafızlık yapması için zorla Kur’an kursuna yolluyormuş. Abimin gitmemek için nasıl direndiğine, kaç kere kaçmaya çalışıp kendine zarar verdiğine arada ablalarımın konuşmalarından şahit olmuştum.

Neyse, gelelim benim hikâyeme… Annemle babam beni hep çok sevdi, el bebek gül bebek büyüdüm, hep şımartıldım. Onlardan ne bir baskı ne de tek bir fiske dayak gördüm, bir kötü söz dahi işitmedim. Babama çok bağlıydım. Kendimi bildim bileli umreye gidip geliyordum. Babam beni her sene okul zamanı raporla okuldan alır ve bir aylık umreye götürürdü. Geldiğimde okuluma devam ederdim. Ortaokul ve ilkokul böyle geçmişti. Her şey güzeldi.

Ortaokula geçtiğimde yeni bir okula gitmeye başladım. Okulumu çok seviyordum ve orada çok eğleniyordum, ortamı çok güzeldi, özgürdüm, istediğim şekilde giyiniyordum ve kimse bana karışmıyordu. Bir gün sınıftan bir erkek arkadaşımın bir kâğıda benim için aşk itirafı yazması ve öğretmenimin bunu görmesi ile anneme söylemesi her şeyin değişmesine sebep olmuştu. Aşk itirafı dediysem de ciddiye almayın, çocukluk işte; herkes yaşar böyle şeyler. Neyse, annem bana çok kızmıştı. Aynı gün ablam evimize yakın bir okulun İmam Hatip ortaokuluna dönüştürüleceğini söyledi. Annem beni o okuldan alıp hızlıca İmam Hatip’e kaydetti. Okulumu çok sevdiğim için üzülmüştüm ama beni bekleyen şeylerin farkında olmadığım için bu durumu çok da takmamıştım.

Okulun ilk günü okula başım açık gittim. Sınıfta herkes kapalıydı. Bana biraz tuhaf bakıyorlardı. Bir gün iki gün derken kendimi yabancı hissettiğim için ve bir yandan da heves ettiğim için ben de örtünmeye başladım. Örtüden nefret etmiyor ve aksine onu çok seviyordum. Fakat yine de o aralar okula giderken örtünüyor, normal hayatımda açılıyordum. Ailem bu duruma pek bir şey demiyordu. Böyle böyle birkaç sene geçti. Ben sürekli bir açılıyor bir kapanıyordum, bir türlü karar veremiyordum. Örtünmeyi de seviyordum, çevrem buna çok müsaitti ama bir yandan da akrabalarda kendi yaşıtlarım olan kızların açık saçlarını görünce örtüden vazgeçiyordum. Ben yaklaşık 7. sınıfa kadar tam olarak kapalı değildim, ondan sonra kendi isteğimle tamamen kapandım. Ailem bu konuda bana hiçbir baskı yapmadı ama tabii ki zamanı geldiğinde kapanmamı isteyeceklerini biliyordum.

Her şey liseye geçmemle başladı. Ortaokulda okulumun ortamından dolayı sıkıntı çekmiyordum ama lisede zorlanmaya başladığımı hatırlıyorum. Lise için evime yakın özel bir Anadolu lisesine başladım. Ailem İmam Hatip’e gitmem yönünde beni zorlamadı ama şu an düşündüğümde keşke İmam Hatip’e gitseymişim diyorum, gitseymişim de kendimi bu kadar yabancı hissetmeseymişim. Sınıftaki tek kapalı bendim ve kendimi dışlanmış hissediyordum. Kimse doğrudan bir şey demese de ben durumun çok açık bir şekilde farkındaydım. Mesela lisede hoşlandığım çocuğun başımdaki örtüden dolayı bana bakmadığından adım gibi emindim. Herkes bana iltifat ediyor ve çok güzel bir kız olduğumu söylüyordu ama başımdaki örtü artık benim için bir engeldi. Kendimi özgür hissetmiyordum, saçlarımın rüzgâra değmesini, güneşin saçıma yansımasını her şeyden çok istiyordum. Gün geçtikçe ve ben kendimin farkına vardıkça örtüden daha çok soğudum. Daha iyi anlamıştım, ben artık örtünmek istemiyordum ama bu meselelere kıyasla aklımı çok daha fazla meşgul eden şeyler vardı. O sıralar, liseye başladığım yıl, babam hastalandı; kanser hastasıydı. Çok kötü bir yıl geçirdim ve 10. sınıfın Ocak ayında babamı kaybettim. Doğru dürüst okula bile gidemedim, benim için çok kötü günlerdi. Babam beni az çok teşvik etse de asla zorla kapatmadı. Dediğim gibi, kendim kapandım ve sonradan pişman oldum. Babamı çok seviyordum, onun ölümünden sonra yıkıldım ve uzun süre kendime gelemedim. Babamdan sonra her şey değişmişti; dine eskisi gibi bağlı değildim, mesela kıldığım namazlarla eskiden duyduğum huzuru bulamıyordum. Kötü bir boşluğa düşmüştüm. Babamdan bu zamana kadar ben bir türlü eskisi gibi olamadım. Eskiden İslam’ı çok seviyordum ve onu hiç sorgulamıyordum. Artık şüphe duymaya ve çoğu şeyi umursamamaya başladım.

11. sınıfta duygusal olarak biraz toparladım. Bir ilişkiye başladım, sevgilim solcu bir insandı. Beni nasıl sevdiğine, aslında başımdaki örtüyle beni nasıl sevdiğine kendisi de çevremizdekiler de ben de inanamıyorduk. Bizim bir yıllık bir ilişkimiz oldu. Derken annem ve ablalarım yavaş yavaş benim evliliğimden bahsetmeye başladı. Babamın vasiyetiymiş, evleneceğim kişinin kesinlikle akrabalardan biri olması gerekiyormuş… Bu konular canımı çok sıkıyordu; istediğim kişiyle bile evlenemeyecektim, buna bile onlar karar veriyordu. Sırf bu nedenle ilişkimi bitirdim. İleride bir gün böyle bir şey yaşayacak olabilirdim ve o çocuğa umut vermek istemedim, bir bahane bularak onu seviyor olmama rağmen ondan ayrıldım.

Babam gidince annem üzerimde ayrı bir baskı oluşturmaya başlamıştı. Her yere gidemiyordum, ablamda kalmama bile izin vermiyor ve eniştelerim sebebiyle bunun dinen uygun olmadığını söylüyordu. Maddi durumumuz çok iyi olmasına rağmen bir kere bile tatil yüzü görmemiştim çünkü tatil demek deniz demekti ve bu bir günah sayılırdı, bahsetmesi bile onlara göre ayıptı. Bizim tatilimiz umreydi.

Şimdi bunları yazarken o kadar tuhaf hissediyorum ki… Çok sinirleniyorum. Bunun gibi yüzlerce başka durum var. Başımdaki bu örtüyle yaşamak istemiyorum. Bunu birkaç kez ablalarıma söyledim ama beni her seferinde ayıpladılar. Anneme söyleyince bana “Öyle bir şey yaparsan kalp krizi geçirip ölürüm” dedi. Çok mutsuzum ve boğuluyorum, neden onların doğrularıyla yaşamak zorundayız? Ben başımdaki örtüyle kendimi özgür hissetmiyorum, her yerde dışlanıyorum, bu benim için yükten başka bir anlama gelmiyor. Sevdiğim insandan bile ailem yüzünden ayrıldım ve şimdi de onlar yüzünden başıma örtü takıyorum. O örtünün beni nasıl boğduğunu bilmiyorlar, anlamıyorlar. Bunu kimseye anlatmıyorum, herkese kendi isteğimle kapandığımı söylüyorum. Ama hayır, olmuyor, yapamıyorum. Keşke herkes istediği hayatı yaşayabilse ve keşke ailelerimiz, onların istedikleri hayatı yaşatmak zorunda bırakmasa bizi… Benim başımdaki örtünün onlara ne faydası ne de zararı var çünkü ben bunu zerre kadar istemiyorum, asla içimden gelmiyor. Zaten yarım yamalak örtünüyorum, pantolon giyiyorum, makyaj yapıyorum; bu doğru bir tesettür değil ama doğru olmasa bile başıma onu geçirmek zorundayım. Çünkü öyle olması gerekiyor, çünkü onlara göre çok kötüyüm. Yalnızım, bir üniversite hayalim bile yok çünkü beni asla başka bir şehirde okutmayacaklarını söylüyorlar. Derslerim pek de iyi sayılmaz ve bir doğu ilinde ikamet ediyorum, yani tek bir üniversite seçeneğim var. Ben böyle yaşamaya mecburum, kafamda bir pranga ve yük ile. Ailemin baskılarıyla yaşamaya ve ayakta kalmaya çalışıyorum ama yapamıyorum, olmuyor olmuyor…

(Görsel: Jonathan Gardner)

Paylaş:

Comments (4)

  1. Seninle sohbet etmeyi çok isterim. Ve artık kendi hayatına kendin karar vermelisin her ne kadar ailen karşı çıksada. İnstagram hesabım lll.ozge.ll bekliyorum lütfen yqz. Sevgiyle kal…

  2. Hikayelerimiz çok benziyor twitterdan yazmak istersen @anksiyepresif buraya uzun uzun yazamam sanırım o yüzden oradan konuşabiliriz.

  3. Canım,
    Lütfen okumaya, ders çalışmaya devam et. Tek bir üniversiteye gitme şansın varsa bile onu kazanmak için azmet. Eğitim ve ekonomik özgürlük biz kadınlar için özgürlüğe giden tek yol. Benim bir kapanma öyküm yok. Sadece bütün kadınlar için buradayım. Biz buradayız.

  4. Selam. Lütfen umutsuzluğa kapılma. Hiçbir şey için geç değil. Çalışmaya başla emin ol yapacaksın. Dereceye girip burs kazanırsan bir şekilde kaçar kurtulursun. Emin ol başkaları üzülmesin diye yaşamak kendine yapabileceğin en büyük kötülüklerden. Eğer yazmak istersen ig: Justnulu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir