Tanrı benden çok şey bekliyordu.

Selam. Ben 37 yaşımdayım, her şey 11 yaşımdayken başladı… İlkokulu bitirdiğimde babam beni yatılı bir Kur’an kursuna yazdırmak istediğini ve artık başımı kapatmam gerektiğini söyledi, zira ailemizdeki bütün kızlar ve kadınlar türbanlıydı, benden beklenen de buydu. Günlerce ağladım, ilkokul bittiğinde yaz boyunca ağlayıp itiraz ettim, babama ve anneme beni normal bir okula göndermeleri için sürekli yalvardım, eğer yatılı Kur’an kursuna yazdırırlarsa oradan kaçacağımı her fırsatta dile getirdim. Babam ikna oldu ama bir şartla; okula başımı kapatıp gidecektim. Bunu istemesem de sırf okuyabilmek için kabul ettim. O dönemlerde okulda türban yasaktı, -keşke hiç serbest olmasaydı, okullardaki türban serbestliği, ailesi tarafından zorla kapatılan kız çocuklarının elinden alınmış bir özgürlük bence-. Okula bazen saçım açık gidiyordum, arada kapatıyordum…

Ortaokul bir şekilde bitti. Sırada lise vardı, babam yine beni liseye yazdırmayacağını ve kapanmam gerektiğini söyledi ve hatta birkaç kez de dayak yedim. Etrafımdaki herkes ama herkes liseye gitmeme ve saçımın açık olmasına karşı çıkıyordu. Ben korkunç derecede inatçı ve ne istediğini bilen bir çocuktum, istemediğim bir şeyi yapmayacağımı ve bunun için gerekirse ölümü bile göze alabileceğimi annemle babama anlattım. Artık 15 yaşımdaydım ve liseye gitmek istediğimi, eğer okula yazdırmazlarsa polise gidip onları şikâyet edeceğimi söyledim. Dayak da yedim ama kesinlikle kararlıydım; kapanmayacak ve okuyacaktım, bunun için ne gerekiyorsa yapardım ve yaptım. Özgürlüğümün tek bileti okumaktı.

Babam beni liseye yazdırdı ama başımı kapatmak zorunda olduğumu düşünmekten kimse asla vazgeçmedi. Bu insanlar başörtüsünden nefret etmeme sebep oldu, dinden soğuduğumu bile hissediyordum. Liseye başladım; çok başarılı ve çok zeki bir öğrenciydim. Lise bitti ve ben Ankara Gazi’yi kazandım, göndermediler. İstanbul’da yaşıyordum ve bir kız tek başına başka bir ile ve üstelik üniversite okumaya gidemezdi, asla! Ne yaptıysam olmadı, ben de çalışmama izin verirlerse bunu kabul edeceğimi söyledim. Babam “Başını da kapatacaksın” dedi; kabul etmedim, yine dayaklar, yine hakaretler…

Liseden sonra sıradan bir işyerinde 3 yıl çalıştım. Saçım açıktı ama uzun etekler ve uzun kollu tişörtler giyiyordum. Çalıştığım yerde benimle aynı liseden mezun olmuş bir kız vardı, aynı masada çalışıyorduk. Bir gün bana “Sen çok zekiydin, okulun bilgi yarışmalarına seçiliyordun, sürekli elinde ders kitapları vardı. Bak bana, ben okulu hep eğlenerek geçirdim, ders çalışmak için kendimi hiç kasmadım. Ama şimdi aynı masada çalışıyoruz, ne oldu senin o zekâna?” diyerek benimle alay etti. Alay ettiğini düşünmüyordu belki, kendince bana laf atmıştı ama o an o laflar beni kendime getirdi; silkelendim ve adeta uyandım. Evet, dedim; ben böyle ne yapıyorum, benim okumam lazım, dedim. Tekrar üniversite sınavına girdim. Kazandığım ilk okul gibi bir okul kazanmasam da üniversiteyi kazandım. Babama “Ben gidiyorum” dedim, yollamayacağını ve gerekirse beni öldüreceğini söyledi. Ben de “İster yolla ister yollama, ben gidiyorum, gerekirse ölürüm ama bundan sonra istemediğim bir hayatı yaşamayacağım” dedim.

Üniversiteye başladım ve bitirdim, artık büyüdüğüm için biraz daha istediğim gibi giyinmeye başladım. Kendime bir söz verdim; evleneceğim kişi dinle ilgisi olmayan biri olacaktı, aşkımdan gebersem de asla bağnaz birisiyle evlenmeyecektim. Evet, aşk önemli ama benim özgürlüğümü elimden alacak kişiyle asla evlilik yoluna girmeyeceğim, dedim. Öyle de oldu; çok sevdim, âşık oldum, çok özgür ruhlu biriyle hayatımı birleştirdim. Eşimin ailesi çok modern, çok ileri görüşlü, çok saygılı, birbirlerine karşı nazik; tam da benim hayal ettiğim aile yapısına sahip mükemmel insanlar. Evliliğimin ilk günleri eşime şort giymek istediğimi söyledim, eşim “Bir kere yaşayacağın hayatta giymek istediğin şeyle ilgili izin almamalısın, nerede ne giymek istiyorsan bunu yapman gerek, bu senin hayatın” dedi ki zaten kendi ailesindeki kadınlar da şort giyiyordu.

Şuna da değinmeden edemeyeceğim; başörtüsü okullarda serbest olduğunda kuzenim hıçkıra hıçkıra ağlamıştı, üniversiteye gitmeyi sırf orada türban takmamak için istiyordu. Çünkü o da 11 yaşındayken zorla türban takmış ve yaşadığı her şeye boyun eğmiş bir çocukluk geçirmişti. Maalesef benim kadar hırslı ve inatçı da değildi ve son hayali olan üniversitede özgürlük hayali de elinden böylece alınmış oldu. Konu başlığında yazdığım “Tanrı benden çok şey bekliyordu” repliği Yahudiliğe dair bir dizinin repliği, izlediğimde resmen kanım çekildi; neredeyse onların bütün gelenek ve görenekleri tıpkı bizim sığ Müslümanlarımızınkiler gibi. Aslında Müslümanlık diye bir şey yok mu? Bize dayatılan Müslümanlık aslında nedir?

(Görsel: Shadi Ghadirian)

Paylaş:

Comment (1)

  1. Ben de imam hatipe gönderilecekken ‘okumam’ diye bas bas bağırıp kaydımı başka okula yaptırmıştım. Bu süreçte öğrendiğim şey şu ki ne kadar pısırık olursak ailemiz de üstümüzde o kadar baskı uygular. Sizi de tebrik ederim, eşinizle umduğunuz gibi bir hayat yaşarsınız umarım. Şans sizinle olsun 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir