Kapanırsam babam bir daha hiçbirimizi dövmez diye düşündüm.

Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Yaşım 22, ön lisans son sınıfta öğrenciyim. Bu anlatacaklarımsa hem başörtüsüyle hem de aile içi sorunlarımla ilgili olacak.

Babam; ben kendimi bildim bileli annemi, beni ve kardeşimi dövmüştür. En gereksiz dövme sebeplerinden biri de pantolonunun ütüsünün çift çizgi olmasıdır. Teyzem “Sana hamileyken ağır kömürü bile annen taşırdı, baban asla yardım etmezdi” diye anlatır. İşte öyle bir insandan hatta insan müsveddesinden bahsedeceğim.

Çocukluğum çok garip geçti. İlkokula dair pek bir şey hatırlamıyorum. Ortaokulda nasıl bir şey olduğunu merak ettiğim için rimel sürdüğümü ve bu yüzden dayak yediğimi hatırlıyorum. “Seni tesettüre boğarım, sen benim başıma ne kesileceksin de makyaj yapıyorsun?” diyerek dövmüştü beni. Annem ayırmaya çalışsa da o da aynı dayaktan nasibini alıyordu tabii ki. O zamanlar MSN vardı, gizli gizli kullanırdım. Babam “Sevgilin olmayacak” dedi, biriyle sevgili oldum. Neyi “Yapmayacaksın!” deyip dövdüyse hepsini merak edip yaptım. Her insan böyle değil midir? Yapamadığı bir şeyi yapana kadar uğraşır. Ben daha çocuktum; merak ettiğim onca şey vardı, bana kötü yönlerini açıklasaydı belki de vazgeçerdim. MSN’den erkek arkadaşımla konuşurdum; geçmiş konuşmaları silmeyi falan bilmezdim, onları görüp beni saçlarımdan sürükleyerek dövmüştü. Ertesi gün beni okula göndermemekle tehdit etti, o işe gidince beni okula annem gönderdi. Bana bir sevgilim olması için henüz çocuk olduğumu, kandırılıp zarar görebileceğimi söyleseydi bunları yapmazdım. Sevgililik olaylarını bir kenara bırakıyorum, normal erkek arkadaşım olmasına bile izin vermezdi. Kendisi sabahlara kadar sesli chat ile kadınlarla konuşurdu. Fakat tabii bize MSN ya da Facebook kullanmak yasaktı. Sadece yasak, herhangi bir açıklama yoktu. Yasak olmasına rağmen Facebook üzerinden sınıftan bir erkek arkadaşımla konuşmuştum. Kızlar da vardı tabii ki konuştuğum. Şarkılar, şarkı sözleri paylaşırdım; çok fotoğrafım yoktu. Yakaladı, telefonu suratıma fırlattı, öldüresiye dövdü. “Akıllanırsın belki; namaz, Kur’an öğren biraz” diyerek beni ablalara gönderdi. Orada bize sürekli erkekle dost olunamayacağını, onlarla göz göze bile gelmememiz gerektiğini, kapanmamız gerektiğini söylerlerdi. Ablalar üzerime geldikçe o yaşta dinden uzaklaştım. Ne dua ezberledim ne de Kur’an öğrendim. Namaza kaldırırlardı, her seferinde regl olduğumu söyler ve o namazı kılmazdım. Dini zorla öğrenmek istemiyordum. Gitmek istemediğimi anneme defalarca söylememe rağmen her yaz zorla Kur’an kurslarına gönderirlerdi. Annem demişken; bu olaylar yaşanırken yalnızca bana şiddet uygulamadı o ’baba’ dediğim insan. Harcamadığı kredi kartı yüzünden annemi dövdü, evden kovdu, “Kimle harcadıysan ona git” dedi. Harcadığı yerlerin ekstresini çıkartınca gördü ki meğer hepsini kendisi harcamış; özür bile dilemedi.

13–14 yaşındaydım, mahallede kız erkek karışık oturuyorduk. Üstümde yarım kollu bir tişört ve ayak bileğimden biraz yukarıda bir kapri vardı. Böyle giyinerek erkeklerle oturduğum için beni dövmüştü. Kendimi sorguluyordum, nerede yanlış yapıyorum diyordum. Kardeşim telefonunu sokakta düşürdü, aramaya gittiklerinde telefonun bulunduğu an herkesin içinde kardeşime tokat atarak onu yere düşürmüştü. Daha 7- 8 yaşında küçücük çocuğa herkesin içinde vurmuştu, evet.

7. sınıfın yaz tatilinde kapandım. Kapanırsam babam bir daha hiçbirimizi dövmez diye düşündüm. Öyle olmuyormuş meğer. 8. sınıfta dershane çıkışında bir kadın saçı başı dağılmış halde, ayağında terlikle yere çökmüş ağlıyordu. Biraz yakınlaşınca o kadının annem olduğunu fark ettim. O yaşta bir çocuk, annesini o halde görmeyi asla hak etmez. Gördüm. Kapıya çıktığımızda karşımda çok korkmuş bir kardeş ve gözü dönmüş bir baba vardı. Babam bana “Ya annenle sokakta kalırsın ya da benimle evine gelirsin” demişti. Annemi de ikna edip arabaya binip eve gittik. Evden kovmasının sebebi; anneannemin teyzeme 5 arsa verirken anneme 4 arsa vermesiymiş. Evet, yine para.

SBS’de istediğim bölüme yetecek puanı aldım. Lisem kız meslekti fakat yine de istiyordum, ha kız meslek ha karma bir okul, benim için fark etmezdi. Çocuk gelişimi okuyacaktım. Babam “Seni o okula gönderirsem sağlam alamam” deyip beni özel okula yazdırdı. Okulun ilk senesi okula açık gittim. O kadar mutluydum ki! Saçlarıma şekil veriyordum, rüzgârda dalgalanıyordu, şapka takabiliyordum. Hafta sonları bir yere gidilirken başörtü takmak zorundaydım. Takarken lanetler ediyordum, istemediğim bir şeyi zorla yapıyordum. Anneme söylediğimde o kadar sene kapalı olduğumu, şimdi açılırsam insanların birçok şey düşüneceğini, hele babamın beni evden bile kovabileceğini söyledi; beni böyle vazgeçirdi. Fakat bu, o anlık bir vazgeçişti.

Lisenin ilk 2 senesi çok fazla şiddet olayı yaşanmadı. Bu sefer babamın tek derdi benim kilolarımdı. Sofraya her oturuşumuzda bana etmediği hakaret kalmazdı. Böyle yaparak iştahımın kesileceğini sandı ama ben daha fazla yemeye devam ettim. Lise 2’de okuldaki bir kızın kapalı olduğunu gördü ve o günden sonra ben de okula kapanıp gitmeye başladım. Lise 3’te staja gidip gelmeye başladım. Makyajıma laf etmiyor ve dar olmadığı sürece kıyafetlerime ses çıkarmıyordu. Staja ve okula giderken her sabah o örtüyü başıma takmadan saçlarımı açardım; kendime bakıp gülümser ve sonra başımı bağlardım. Başımı bağlasam da düşüncelerim hiç değişmedi. Kuzenlerimle alkol aldım, birçok sevgilim oldu. Hatalar yaptım. Yakalanmadığım sürece benim için hava hoştu.

Lise son sınıfa geldiğimde babamın artık değiştiğini düşündüm, meğerse değişmemiş. Bir gün stajda 3- 5 kız ve 1 erkekle otururken beni gördü. Açıklamamı yaptım, “Baba, sadece arkadaşım, oturuyorduk” dedim. Bana “O kadar kız varken neden sen yanındaydın?” dedi. Eğitilmez, anlayışsız ve yobaz bir insan olduğunu o gün kabul ettim. Instagram ve Whatsapp kullandığımı söylemedim, hep gizli gizli kullandım. İlk sene üniversite tercihlerinde kendi şehrim dışında bir yer yazdırmadı; hatta bizzat kendisi eve en yakın mesafede olan yerleri tercih etti. Bu benim hayatım değildi, babamın hayatıydı; ben de yön verilen bir piyondum.

Tercih sonuçları açıklandı, bana bir üniversite gelmemişti; zaten hepi topu 5 tercih yapmıştım. Ertesi sene babam ameliyat oldu, ona baktım. Üçüncü senemde dershaneye yazıldım. Çok güzel çalışıyordum, derken bir gün kuzenimde kalmıştık ve sırf evde yemek olmadığı için annemi dövmüştü. Yüzü, gözü, boynu ve kolları morarana kadar… Ertesi gün beni arayıp “Annene söyle, bankaya gidip hesap açtırsın, bir de yeğenini arayıp şu kadar borç istesin” dedi. Hangi yüzle bunları söyledi, bilmiyorum. Annemin bankaya gidemeyecek kadar kötü durumda olduğunu söylediğimde “Hadi ya, o kadar kötü mü” dedikten sonra telefonu kapatmıştı. 50 gün kadar küs kaldılar. Yemekler hazırlıyordum, sofrayı kuruyor ve ardından topluyordum. 5 dakikada bir dersin başından kalkıp çay koyuyordum. Öyle olacaktı tabii! Kendisi işten gelir, yemeğini yer, içeri gidip telefonuyla meşgul olur ve biz sürekli onun ayağına çay götürürüz. Telefonda ne yaptığını soracak olursanız; Facebook’ta 120.000 kişilik bir sayfası var, o sayfa için fotoğraf ve video hazırlamakla meşgul. Telefonunda, gençlerin birçoğunun kullanmadığı Swarm uygulaması bile vardı. Her gittiği yerde check-in yapar ve puan toplardı.

Bu durum yüzünden derslerim baya kötüleşti. 2 yıllık bir bölüm kazandığımda bana etmediği hakaret, bedenimde vurmadığı yer kalmamıştı. Beni o okula göndermemekte kararlıydı. En sonunda vazgeçti, nedenini bilmiyorum. Üniversiteye geçince kapanmak benim için iyice eziyet olmuştu. Her gün o örtüyü takmak zulümdü. Arkadaşlarımın tırnağındaki ojeye kadar özeniyordum, hala özeniyorum.

Korona salgını yüzünden 2 aydır evdeyim. Whatsapp’ı gizlice kullanıyordum ya hani; gördü telefonumda, “Neden yükledin?” dediğinde, dönem başındayken hocanın grup kuracağını söylediğini ve bu sebeple yüklediğimi sonra, kızlara onun (babamın) kızacağını düşündüğüm için sildiğimi söyledi. Kızlara ”Bir şey olursa mesaj atarsınız” dediğimi söyledim, yani yalan söyledim. Babamı engellemiştim. Arkadaşlarıma “Babam kızar” dediğim için göğsü kabardı, “Aferin” dedi. Whatsapp’ı komple sildirdi. Yakalar korkusuyla Instagram hesabımı da kapattım. Arkadaşlarıma da “Çok fazla mesaj geliyor, ders çalışamıyorum” diyerek yalan söyledim. Babamdan, yaşadığım hayattan utanıyordum. Erkek kardeşim “Sınıf grubuna girebilir miyim baba?” dediğinde “Tabii ki” diyerek izin verdi. O, her zaman evlatları arasında ayrım yapmadığını söylerdi.

23 Nisan akşamı balkonda İstiklal Marşımızı söylerken bir anda kardeşimle tartışmaya başladık, kendisi ergenlik hormonları yüzünden aşırı sinirlidir. Kardeşimle annemi balkona kilitledim, kardeşim kapıya vurunca cam çatladı. Kapıyı açıp odama koştum, kapımı yavaşça çarpıp kilitledim. Babam da o sırada namaz kılıyordu. Odamdaydım, bana “Buraya gel” dediğini duydum. Kapıya çıktım, gözlerinden ateş püskürüyordu. Neden kavga ettiğimizi sordu. “Baba kardeşler arasında olur, kavga ediyoruz ama 2 saate barışırız” dedim, önemli bir sorun olmadığını söyledim. Normal bir ebeveyn sorunun ne olduğunu sorar, kavga etmememiz gerektiğini söyler; değil mi? Babam “Siz kimsiniz de kapı pencere çarpıyorsunuz, benim evimde benden çok ses çıkartıyorsunuz?” dedi. Afalladım. Hala kardeşler arasında böyle şeyler olacağını savunurken üstüme yürüdü. Elini kaldıracakken elini tuttum. Tutunca diğer eliyle tokat attı. Farkında olmadan el parmaklarımı ucunda birleştirmişim, mimiklerimi kullanıyorum diye “Sen bana el hareketi çekemezsin” dedi. Ben bu sefer de bunun el hareketi olmadığını, mimik olduğunu anlatmaya çalıştım. Annem araya girince anneme vurdu. Kardeşim girince ona vurdu, önüne geçtim. Onun genç bir delikanlı olduğunu söyledim, “Vuramazsın” dedim. Üstüne bana bir tokat daha attı. Annemle tartışırken mutfağa gidip bıçak aldım. Onu bıçaklarsam, bunun annemle kardeşim için de kötü olacağını biliyordum. Boğazıma tutup, bir daha birimize bile vurursa kendimi keseceğimi söyledim. Annem hiddetle “Çocuklarımı ne hale getirdin!” dedi. Babam da “Demek bu hale ben getirdim” deyip içeri eşyalarını toplamaya gitti. Annemle kardeşim gitmesine izin vermedi, engel olmaya çalıştılar. Ben mutfağa gidip oturdum sadece, gitmesi için ağlayarak dua ettim. Dövmeye devam eder diye bıçağı asla elimden bırakmadım. İçeriden sesler yükselince ben de gittim. Yüzüme tükürüp belalar okudu, yüzünü yere eğdiğimi söyledi. Evden defolmamı söyledi. Param yoktu, gidecek yerim yoktu. Sadece içeri geçip oturdum. Annemle kardeşim sürekli onu sakinleştirmeye çalıştılar. Kardeşime “Özür dilemeden karşıma çıkmasın” demiş. Zaten yüzünü görsem kusardım, ondan öyle iğreniyordum. 2 gün iftarı odamda tek başıma çorba içerek yaptım, kendisi sofrada oturup afiyetle yemeğini yedi. 3. gün beni yanına çağırdı; ona köle olmadığımızı, kardeşime ve anneme yaptıklarını anlattım. Hepsini hak etmişiz, kendini böyle diyerek savundu. Kardeşime neler yaptığını iyice anlatınca ağladı, oğlu için… O günden beri kardeşimin üstüne düşer.

Bugün onu tıraş etmemizi istedi. Ders çalıştığımızı söyledim, “Yarın çalışırsınız” dedi. Düşük puan alırsak dövecek, biliyorum. Ders çalışıyoruz dediğim için küstü. Gidip “Hadi gel, tıraş edelim” diye ısrar da etmedim. Yarın kavga çıkartacağına eminim ve ben bu kavgalardan çok yoruldum.

Kendimi kurtarmam gerektiğini biliyorum. Uzun süredir ders çalışıyorum, bu evden gitmenin hayalini kuruyorum. Mesleğimi elime alıp çalışmaya başladığım gün kanatlarım olacak ve umarım uçup gideceğim. Başımı açacağım, arkadaşlarımla geç vakitte kafeye gideceğim, Whatsapp ve Instagram kullanacağım. Umarım işimi elime alana kadar öldürülmem ya da akli dengemi yitirmem.

Baba, senden nefret ediyorum. Ölmen için her gün dua ediyorum. Sensiz bir hayatı iple çekiyorum.

(Görsel: Alan Feltus)

Paylaş:

Comments (5)

  1. Ahhh kız kardeşim… ne söyleyeceğimi, lafa nereden başlayacağımı bilemiyorum. sadece sarılmak istedim sana. bilmeni istiyorum ki o evin dışarısında kocaman, bambaşka bir dünya var. sakın ümidini kaybetme ve o dünyaya, hapsedildiğin o zindandan çok çok farklı ve mutlu, normal olan o dünyaya ulaşmaya harca bütün enerjini. eşimin çok sevdiğim ve duyduğumdan beri kendime motto edindiğim bir lafı var: “hayatındaki olumsuzlukları daha ileriye gidebilmek için kendine yakıt olarak kullan.” çok zor bir durumda olduğunu biliyorum. Rabbim dayanma gücü versin. merak etme babanın birkaç senesi kaldı süngüsünün düşmesine. yaşlandıkça kafasına dank edecek bir şeyler ama maalesef çok geç olacak. lütfen kendini babanın hastalıklı halleriyle tanımlama. sen onun olduğundan ve ömrü boyunca olabileceğinden çok daha fazlasısın. sen öyle bir geçmişten gelip gelecekte bu toplumun yüz akı olacak, empati, vicdan ve adalet duygusu yüksek örnek bir birey olacaksın. hayata başka kimsenin bakamadığı pencerelerden bakacak ve insanların hayatına dokunacaksın. ve de geriye dönüp baktığında çok öfkelensen bile, yaşadıkların artık uzak, belli belirsiz silik hatıralar olacak. çünkü artık kendi hayatınla ilgili başka endişelerin, sorumlulukların ve ileriye gitme çabaların ve planlarınla dolu olacak aklın. sütliman ortamlarda, kendilerini seven anne babalarla büyümüş “normal” insanların kendilerine dert edindiği şeylere bakıp gülüp geçeceksin çünkü herkesten daha güçlü olacaksın. yeter ki kız kardeşim, yeter ki sabret. lütfen benim için, annen için, kardeşin için babana inat hayata sımsıkı tutunmaya devam et. çünkü onu gerçekten yaşamaya başladığında anlayacaksın: hayat aslında çok güzel. seni hiç tanımasam da seviyorum ve de yaralarından öpüyorum. kendine çok iyi bak. etrafında ne olursa olsun mümkün mertebe kendini soyutla ve tamamiyle derslerine odaklan. hepsi geçecek, söz veriyorum. sana inanıyorum. özgürlüğünü bir kere eline aldığında bir daha kimse onu senden almaya cüret dahi edemeyecek, etse de başaramayacak. zamanı geldiğinde bu sitede “önceden şöyle şöyle bir yazı yazmıştım, bugün sizlerle hayalimi gerçekleştirip üniversiteyi kazandığımı paylaşmak istiyorum.” diye bir yazını daha göreceğiz. şimdiden görebiliyorum.

  2. Affedersin, üniversitedeymişsin zaten. O kısmı yanlış anlamışım. ama sen beni anladın bence. kısacası güzel haberlerini bekliyor olacağım.

  3. Eğer bir gün hesap açarsan lütfen benimle iletişime geç seninle konuşmayı çok isterim. İnstagram:neruda2165

  4. Tavananna

    Seni anlıyorum ve biliyorumki sen bu yazıyı yazarken bu yorumları okurken gözlerinden istemsizce yaşlar akıyor ve onları belli etmemek uğruna hıçkırığında boğuluyor kendini tutmaya çalışıyorsun böylesine bir ebeveyne sahip kişilerde özellikle kızlarda erkek arkadaş meselesi oluyor ama unutma ki denize düşen yılana sarılır misali bir erkekle evlenerek özgür olmaya değil kendi ekonomik özgürlüğünü sağlayıp özgür olmaya çalış ve sana psikolojikmen yardımı olabileceğini düşündüğüm Beyhan Budak zehirli anne babalar adlı videosunu izleyebilirsin emin ol yararı olucaktır yeterki özgür bir hayatın umudunu yitirme bu savaşı bırakma yeterki şimdi dik dur ve güçlü ol çünkü başka çaren yok değerli insan

  5. Son paragrafta kendimi tutamayıp ağladım özür dilerim.. En kısa zamanda ekonomik özgürlüğünü sağla, sadece kendini değil anneni ve kardeşini de kurtar bu bataklıktan. Umarım hayat dilediğin gibi şekillenir, başarı hikayeni merakla bekliyor olacağız şans seninle olsun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir