“Böyle mi ilahiyatçı olacaksın?”

Merhaba, ben Tuğçe. Sizlere hayatımdan ufak bir kesit anlatıp hâlet-i rûhiyemi idrak etmenizi ve belki anlamlandırmanızı istiyorum.

Lisede çocuk gelişimi bölümünü okumamın ardından müthiş ani bir kararla ilahiyatçı olmak istediğimi dile getirdim. Üstelik tesettürlü bir kadın değildim. Çevremdekiler bu isteğime karşılık olarak “Böyle mi ilahiyatçı olacaksın?” şeklinde aşağılayıcı bir üslup takındılar. Haklı gördüm onları ve bu süreçte çevreden gelen çeşitli tenkitleri yok etmek adına elimden gelen bütün çabayı sarf ettim. Üniversitede çok başarılı oldum. Çeşitli çalışmalara imza attım. Adımdan söz ettirdim ancak psikolojik bunalımlarla baş başa kalmıştım. Doğruluğu ya da yanlışlığını sorgulamıyordum. Kendim istediğim için mi yahut onlar böyle istediği için mi bu noktadaydım? Bu süreç ağır geliyordu ve ben, insanların beni nasıl göreceğine benim karar vermem gerektiğine inanıyordum. Bu konuda yegâne söz sahibi bizzat bendim.

Bu yazıyı okuyan sevgili insanlara sesleniyorum. Düşündüğünüz takdirde bu baskının, bu yaptırımların hiçbir şekilde uygulamaya yönelik düzenleyici bir faaliyet olmadığını ve çoğu baskının ve yaptırımın yalnızca saçlarımızın gözükmemesi üzerine kurulu olduğunu, tesettür algısının İslâm’dan ne denli uzaklaştığını siz de fark edeceksiniz. Sevgili okuyucular; bu durumun hiçbir mühim tarafı kalmamış. 4 yıldır bu süreci yaşamaktayım. Bir gün eğer benliğimin getirisiyle yaşamım özdeşleşirse bunu sizlerle paylaşacağım. Şimdilik yaşadığım müthiş, derin ıstırapların sancısını bir nebze olsun çığlık atarak yaşamak istedim. Henüz ellerimi aldırıp ‘Ben buyum’ diyemiyorum. Aramızda kalsın, artık siz benim düşüncelerimi biliyorsunuz…

(Görsel: Lucy Mckenzie)

Paylaş:

Comment (1)

  1. Merhaba. Yazım tarzınız ve kendinizi anlatmanız çol hoş. Keşke sizi tanıyabilsem. Mail adresiniz yada ifşa olmayacağınız sosyal medya hesabınız var mı? Yazarsanız çok sevineceğim. Hoşcakalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir