Memleketimdeyken üniversiteden bir arkadaşım beni kapalı görecek diye sokaklarda bir suçlu gibi dolaşıyorum.

Merhaba. Birçoğunuz gibi benim için de aile; bir zamanlar söyledikleri her şeyi kabul etmek zorunda olduğum ve yanlış düşünmediklerinden emin olduğum insanlar anlamına geliyordu. Başörtüsü taktığımda 13 yaşındaydım. O zamanlar dershaneye gidiyordum ve babam sürekli bir şekilde kapanmazsam dershaneye gidemeyeceğimi söylerdi. Dışarı çıkmak istediğimde “Kapanırsan gidebilirsin” gibi sözleri de olurdu. Onu çok severdim, hâlâ da öyle fakat bu kadar ısrar etmesine anlam veremezdim. Annem de babamın düşüncelerinin aynılarına sahipti. Yaşadığım mahallede insanlar, kapanmayan kızları kınama hakkını kendilerinde görüyorlardı. Benim serüvenim böyle başlamıştı.

Lisede sınıfımda benden başka kapalı bir kişi daha vardı sadece fakat ben bunu sorun etmezdim; ‘Herkes açık, ben niye böyleyim?’ diye düşünen birisi olmadım. Sınıfımda her kesimden insan vardı. Başörtülü olduğum için çoğu zaman biraz küçük görüldüğümü hissediyordum fakat umurumda değildi. Zaman ilerledikçe ve ben artık ergenlikten çıkmaya başlayıp kendimi tanıdıkça aslında birçok duyguyu içimde bastırdığımı fark ettim. Olmak istediğim ve olduğum kişinin birbirine uyuşmadığını düşünüp duruyordum. Her gün ders bittikten sonra eve geldiğimde aynaya bakar, keşke ben de okula istediğim gibi gidebilsem diye düşünürdüm. Liseden mezun oldum.

Üniversiteyi kazandım. Üniversitedeki ilk yılımda tamamen farkına varıyordum ki ben aslında ‘insanlar ne der’ belasına düşmüş ve hep ona göre davranmışım. Yaşadıklarım ve ailemin beni büyüttüğü ortam gereği o kadar içime kapanmıştım ki her an sanki kınanacakmışım gibi hissediyordum. Ne yaparsam sanki dinen bir hata işliyordum, ailem duyarsa çok kızardı… Oysa tek yaptığım çöp atmaya çıkarken kapüşon takmak, bakkala giderken şapka takmak idi. Artık çok yorulmuştum, kendimden ve beynimin içinde dönen düşüncelerden. Kimlik arayışım bitmiyordu. Anneme ve babama bunlardan bahsettiğimde aldığım tepkiler son derece üzücüydü. Onlara, onları asla üzmek istemediğimi ve karakterimin değişmediğini bir türlü anlatamıyordum.

Üniversite ikinci sınıfa geçtiğimde açıldım ve annemi arayıp ona bunu söyledim. Sabaha kadar ağladıktan sonra insanlar fark etmesin diye gülmek zorunda kalışım, bir doğum günümde babamın arayıp “Artık buraya gelme böyle olacaksan” demesiyle mahvoluşum ve o doğum gününe gözyaşlarımı silip dönmem, annemin “Okuma, bırak gel” demesi ve benim okumaya çok hevesli olduğum gerçeği… Arkadaşlarımdan başka kimsenin yanımda olmayışı ve savrulup en sonunda dibi görüşüm… En sonunda ailem beni yanına çağırdı, kapalı gitmem koşuluyla. Gittim ve bana, bu durumu asla kabul etmeyeceklerini söylediler. Yine de babam o kadar iyi bir insandı ki benim mutlu olmamı gerçekten isterdi; fakat tek korkusu aslında hiç sevmediği kötü kalpli akrabalardı. Eminim, çoğunuzun ailesi de gelecek tepkilerle üzülmeyin diye karşı çıkıyor size. Ben evdeyken teyzem geldi, ben yine deli gibi ağlıyordum. Teyzem de en az ailem kadar muhafazakârdır fakat beni ağlarken görünce “Bu muydu yani” dedi, “Ben senin yanındayım ve senin ailenin baskısıyla kapandığını herkes biliyor” dedi. Beni üzmemeleri için ailemle konuştu. Aslında tek bir insanın bile kaybettiğiniz gücü size nasıl geri verdiğini o an öğrenmiştim. Üniversiteye başım açık döndüm. Ailem bu duruma alıştı fakat onlara hala açık olduğum bir fotoğrafımı göndermem, üzülmesinler diye.

Ne yazık ki benim hikâyem bir türlü mutlu sona ulaşamadı. Tatil olduğunda ve eve döndüğümde kapanmadan dışarı çıkamıyordum, bu beni mahvetti. İki kimliğiniz olduğunu düşünsenize ve kendinizden nefret ettiğinizi… Ne yazık ki başaramadım, akrabalarım o kadar korkutuyor ki gözümü. Korktuğum onlar da değil aslında, onların annemi ve babamı üzmesinden korkuyorum. Memleketimdeyken üniversiteden bir arkadaşım beni kapalı görecek ve ikiyüzlü olduğumu düşünecek diye bir suçlu gibi dolaşıyorum sokaklarda. Psikolojim berbat durumda ve ben dibi görürken insanlar benim yüzümden üzülmesin diye yalnızca gülümsüyorum.

Sizin de bunu bir travma haline getirdiğinizi, korktuğunuzu, çoğu gecenizi ağlayarak geçirdiğinizi biliyorum. Gençlik yıllarımızda birçok yaşıtımızın hiç tatmadığı ağır bir yük omuzlarımızda ve biz taşımaya çalıştıkça topallıyoruz. Fakat kimse bizim hayallerimizi çalamaz; bir deniz kenarında gün batımını izlerken rüzgârda saçlarınızın uçuştuğunu hayal edebiliyorsanız hiçbir şey için geç değil… Bana gelirsek; başaracağım, tıpkı yine bizim gibi olup başaran dostlarımız gibi.

(Görsel: Francis Gruber)

Paylaş:

Comments (2)

  1. melek ♡

    yerinde olmak istemezdim. ben yeni acildim.. ama yine de insanlardan korkuyorum ama arzularıma isteklerime göre hareket etmeliyim.. bu durumdan kurtulman dileğiyle.. allah yardımcın olsun

  2. O kadar üzülüyorum ki. Seni çok iyi anlıyorum. Ben de açıldım fakat ailemi ve akrabalarımı üzdüğüm için buna değmeyeceğini düşünüp yeniden kapandım. Hata yapmışım. Kendime yaptığım en büyük kötülük oldu bu. Sevdiğin insanları üzmek veya onları hayal kırıklığına uğratmak çok acı geliyor. Peki ama biz ne olacağız? Biz de üzgünüz. Lütfen korkma. Biliyorum psikolojik olarak çok zor. Yanlış bir şey yapmasanda onların üzüldüğünü görünce yanlış bir şey yapmış gibi hissediyorsun. Bunu kabul etmemek onların suçu. Biz kendimizden sorumluyuz. Bunu anlamaları gerek. En azından ilk adımını atmayı başarmışsın. Bu yüzden seni tebrik ederim 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir