Bu benim hayatım, birilerinin annem ve babam olması bu gerçeği değiştirmiyor.

Burayı yaklaşık beş ay önce, bir karmaşanın tam ortasında keşfettim. Nasıl bir yol izleyeceğime çoktan karar vermiştim ama ihtiyacım olan cesareti burada buldum.

5. sınıfa kadar Almanya’da yaşadım ve gayet rahat bir çocukluk geçirdim. Ben istemediğim halde annem bana bir sürü mini etek alır, giydirirdi. Herhangi bir baskı hissetmedim. Benim Türkiye’ye geldiğim sene İmam Hatip ortaokulları açılmıştı ve ailem de beni oraya gönderdi. Tabii benim Türkiye ile ilgili bilgim bile kısıtlıyken o okula dair hiçbir şey bilmiyordum. Okulun ilk gününde sınıftaki kızların sadece 3-5’i açıktı. Kendimi azınlık gibi hissettim. Açık olan sayısı da gittikçe azalıyordu ve öğretmenler de bizden sürekli okula kapalı gelmemizi istiyordu. Zaten dersler gereği –Kur’an okuma dersi gibi- bazı günler okula başörtülü gidiyordum. Altıncı sınıfta ise artık benim için başörtülü ya da başörtüsüz olmak arasında bir fark kalmadığından okula her gün kapalı gitmeye başlamıştım. Bu yüzden “Ne zaman kapandın?” sorusunun benim için net bir cevabı yok.

Dediğim gibi; içime kapanık biriydim ve bundandır ki duvarlarımı her geçen gün daha da kalınlaştırdığımı fark etmedim. Arkadaşlarımla aramın bozulduğunu, hep en karamsar kitapları okuduğumu, en karamsar müzikleri dinlediğimi, aşkı artık imkânsız kıldığımı, kendimi aşırı çirkin bulduğumu fark etmedim. Saçlarımı, gözlerimi, vücudumu, kendimi yok saydım. Bu yüzden yedi yıl boyunca acı çektim, kaç defa depresyona girdim; dahası hayatım orada geçti. İlaç aldım, onlarca sayfa yazdım yok olma isteğiyle. Aynalara bakmadım, hep erkek gibi giyindim. Her şeyi sorgulama girdabına düştüm de bir an olsun bu hale gelmemin sebebini sorgulamadım. Elbette sadece başörtüsü değildi derdim. Geçmeyen şeyler de var ama inanın büyük bir kısmını hallettim.

Yedi yılın sonunda, geçen yaz, bir türlü bitmek bilmeyen düşüncelerimin geldiği son nokta bu oldu. Bindim bisiklete, şehrin diğer ucuna kadar sürdüm. İçim içime sığmıyordu. Mutluluk değildi hissettiğim, korkuydu. Yıllardır içinde bulunduğum gerçek, hayatımın ve düşüncelerimin temeli iyice sallandı. Biliyorsunuz, başörtülüyseniz başörtüyle birlikte insanlara düşüncelerinizi de göstermiş olurdunuz. Bu kendi içinde de böyledir. Saf bir düşüncen çok nadir olur, çoğunlukla Kur’an ve hadislerle bezenmiştir fikirlerin. İşte benim en çok zaman harcadığım şey olan fikirlerim yerle bir olmanın kıyısındaydı. Herkesin açılma isteğinin sebebi başka; benim ayetin açıklamasıyla ilgili sıkıntılarım vardı.

Okullar açılınca birkaç arkadaşıma bu konuyu açtım ve başkalarına aktarırken yükümlülük hissettim, daha çok araştırdım. Artık bu düşünceyle sabahladığım günler geçirmeye başlamıştım. Fen lisesinde okuyan bir son sınıf öğrencisi olarak; bu durum, sınav açısından büyük bir kayıp oluyordu. Herkes ders çalışarak sabahlarken benim yaptığım gerçekten aptallıktı. Ama aklımdan çıkaramıyordum. Yazarken bile hissediyorum kalbimde o zamanların iç sıkıntısını. Sonunda kendime itiraf ettim, arkadaşlarıma da söyledim. Bana en çok destek olanlar onlardı. Bu konuda gerçekten şanslıyım. Yurtta kaldığım için annemin haberi yok tabii durumumdan. Bir hafta sonu eve gidip açıkladım durumu. Çok rahat karşılar sanıyordum, ama deyim yerindeyse burnumdan getirdi. Bunu benden asla beklemediğini, onun güvenini sarstığımı, böyle bir şeyin mümkün bile olmadığını ve bunu aklımdan çıkarmam gerektiğini söyledi. Ama ben bıkmadım. Eve gittiğim her gün konuyu yeniden dillendiriyordum ve azar yemekten bıkmıyordum. Gerekçelerimi bir bir saysam da önünde ağlasam da bir şey fark etmedi. Beni evlatlıktan reddedeceğini söyledi. Annemle babam ayrı olduğundan babamla konuşmak için tatili beklemem gerekiyordu. Ayrıca tatilden sonra bu işin artık biteceğini de kafama soktum. Babama söylediğimde gerekçeleri duymak istedi, biraz daha düşünmem gerektiğini ve yaşım gereği beni zorlayamayacağını söyledi. Biraz olsun içim ferahlamıştı. Ama beklemeyecektim.

Yurda gittim, onlara uzunca bir mektup yazdım ve okula girdim. Geri dönüş yoktu. Hala içim daralıyor. Birkaç kişi şaşkın şaşkın baktı. Yakın olduklarım gelip konuştular benimle. Birkaç güne dört yıldır bildikleri başörtülü ben mazi olmuştu. Onu kimse hatırlamıyordu. Bu arada annem arayıp ne kadar üzgün ve kızgın olduğunu uzunca dillendirdi; beş ay geçti, bitmedi söyleyecekleri.

Ama ben başardım ve bu her şeye bedel. İnanır mısınız, rüzgâr inanılmaz bir şey. Özgüvenli olmak, erkeklere yasak bir varlık gibi değil de bir arkadaş olarak bakmak, her gün saçıma ne yapacağımın derdine düşmek, özel günlerde süslenmek, düşüncelerinin sende gizli kalması, metal dinlerken garipsenmemek… Her gün bir şeyin daha ne kadar güzel olduğunu fark ediyorum. Yeniden doğmuş gibi hissediyorum. İçimde hala bunu bilmeyen yakınlarımın vereceği tepkinin tedirginliği var ama bu benim hayatım, birilerinin annem ve babam olması bile bu gerçeği değiştirmiyor.

(Görsel: Walter J. Phillips)

Paylaş:

Comment (1)

  1. Çok güzel yazmışsın sana katılıyorum ve bende 1 sene önce açıldım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir