‘Zaten yaşım geçti, artık istediğimi yapsam ne olur yapmasam ne olur’ diye düşünürken hayatıma Kore dizileri girdi.

Merhabalar herkese. Ben bu sayfayı ‘Kazıklı Maria’ adlı Youtube kanalından yaklaşık 2 yıl önce duydum. O zamandan beri ara sıra girer bakarım, yazıların çoğunda kendimi bulurum. Hep özgürleştiğim hikâyeyi paylaşmayı hayal ederdim ve o gün sonunda geldi.

Şu an 21 yaşındayım ama hikâyemiz ben 13 yaşındayken başladı. O zaman 8. sınıftaydım, dershaneye gidiyordum. Bu dershane dindar kişilere ait bir dershaneydi. Eğitimi çok iyiydi ama haftada bir kez bizi yatılı kalacağımız bir eve götürür; hem dini bir şeyler hem de ders anlatırlardı. Şimdi böyle yazınca bundan rahatsızmışım gibi görünebilir ama o zaman hiç rahatsız değildim. Zaten ailem dindar bir aileydi ve ben bunlara alışkın olarak büyümüştüm, o yüzden yadırgamazdım. Bize davranışları da çok iyiydi. Neyse bir gün yine bir evde toplandık; ders çalıştık, sonra namaz kılmamız gerekti. Ben etek getirmeyi unutmuştum. Evdeki öğretmenlerden biri bana bir etek verdi ve ben namazımı onunla kıldım. Etek lacivert bir etekti, çok güzeldi. Sonra namaz bitince bana “Bu etek sana çok yakıştı, senin olsun” dedi. Eteği çok beğendiğim için ve bana hediye edildiği için çok mutlu oldum. Ertesi gün eve gittim ve heyecanla eteği anneme gösterdim, ondan sonra olanlar oldum. Eğer geçmişe dönebilsem o güne döner ve o eteği eve getirmeden bir yerde yakardım. Annem beni etekle görünce çok sevindi ve bunu daha önce hiç dile getirmemesine rağmen bana birden “Sen kapansana” dedi. O an bu benim için hiçbir anlam ifade etmiyordu. Annem istemişti ve ben de eninde sonunda herkesin kapanacağını düşündüğüm için -çünkü etrafımdaki bütün kadınlar kapalıydı- kabul ettim ve kapandım. Kapandıktan bir ay sonra o kadar pişman oldum ki anlatamam. Ama artık iş işten geçmişti, kapanmıştım. Bunun geri dönüşü yoktu.

O zamanlar annemle iletişimim çok kopuktu. Onu çok seviyordum, o da beni; ama aramızda bir güven ilişkisi yoktu. Bir şeye ihtiyacım olduğunda ondan rahatça isteyemezdim. Üzülmesinden çok korkardım çünkü ben tamamen anne merkezliydim. Babam çok iyi biridir ama küçüklüğümde yaşanan bazı olaylardan dolayı, babam karşısındakinin düşüncelerine annemden kat kat daha fazla önem verse de, ona yakın değildim; ben yine annemi seçerdim. Benim Allah’ım annem gibiydi sanki. Namazı o istedi diye, o üzülmesin diye kılardım. O böyle istedi ve üzülmesin diye kapandım. Hayatımdaki her şeyi onun isteğine göre şekillendirdim. Özgüvenim yoktu, çok sessizdim. Kendi düşüncelerimi söylemekten çok korkardım, özellikle annem karşı. Zihnimde babamı zaten kaybetmiştim ve eğer istediklerini yapmazsam annemi de kaybedeceğimi, artık beni sevmeyeceği düşünürdüm. Onun için yaşardım ama aynı zamanda en büyük düşmanım da oydu ama bunu fark etmek yıllarımı aldı.

Dediğim gibi ailem dindar bir aile ama onlar için ‘muhafazakâr’ demek fazla olur. Babamı bilmem ama annem de benim gibi; o da, kendisine ailesinin isteği dışında bir başka seçenek sunulmadan ya da öğretilmeden dindar olmuş. Annem de dedemler istedi, köyde açık gezmek ayıp diye kapanmış. Kimse ona da dini anlatmamış, sadece Allah istedi diye yapmış her şeyi. Bu, onun için yeterli olmuş ama benim için yeterli değildi.

8. sınıftaydım, kapandım. Okula kapalı girmek yasaktı. Evimiz de okula çok yakındı, bu yüzden evle okul arasındaki o yolu hırkamın kapüşonunu takarak giderdim. Ama 1-2 hafta sonra bundan da vazgeçtim. Zaten annem görmüyordu, o yüzden apartmana girene kadar açık olurdum ve kapüşonumu sonra takardım. Günlüğüme yazmışım, “Kapanalı bir ay oldu ama ben çok pişmanım.” diye. Bu pişmanlık lisede de devam etti. Evden kapalı çıkardım, apartmanda şalı çantama tıkıp servise açık biner ve okula giderdim. Hiç kimse bilmiyordu kapalı olduğumu. Ben lise 2. sınıftayken okullara başörtüsüyle gelmeye izin verildi ama ben müdürün bu duruma kızdığını söyleyerek ailemi geçiştirdim. Bunu yapmaya devam ettim. Sosyal hayatım yoktu. Dışarı kapalı halde çıkmamak için hiç dışarı çıkmazdım. Arkadaşlarım dışarıda buluşurdu ama benim hep bir bahanem olurdu, gitmezdim.

Lise 3. sınıfa geçtiğim zaman hayatım tamamen alt üst oldu çünkü yaşadığımız evden taşındık. Bu, aslında ilk başta benim için bir çıkış kapısı gibi görünmüştü. Kimse beni tanımıyordu, annem de izin verirse açılabilirdim. Bir gün annem temizlik yaparken bunu ona söylemeye karar verdim ama kızmasından o kadar çok korkuyordum ki karşısına geçip konuşamadım bile. Elektrikli süpürgenin sesine sığınıp anneme arkasından sarılmıştım. Yüzündeki ifadeyi görmekten deli gibi korkuyordum. Ama tabii ki izin vermedi ve ben de korkudan ağzımdan çıkacak gibi atan kalbimle durumu kabullendim.

Artık okula kapalı gidiyordum. Özgüvenim iyice dipteydi zaten. Sınıfa da yeni gelince hiç arkadaş edinemedim. İnsanlarla göz teması kurmaktan utanırdım. Zamanla kapalı gezmeye alışmıştım. Yaklaşık 4 yıldır kapalıydım ama tanıdığım insanların karşısına ilk defa kapalı çıkıyordum. Bu durumu kabullendim, annem izin vermezse açılamazdım. O izin verene kadar bekleyecektim. Onun istediklerinin tersi bir şey yapmak ve onu üzmek istemiyordum ama içimde bir yerlerde çok üzgündüm. Bu bir fırsattı. Hiç kimse beni tanımıyordu ama ben bu fırsatı kaçırmıştım. Bu, bir şeyleri daha fazla sindirmeme yardımcı oldu. Ama yine de sesli söylemeye gücüm yoktu.

Bir yıl böyle geçti. Lise 4. sınıfa geçtiğimde yine taşındık. Bu sefer fikirlerim oturmuştu. Tüm cesaretimi toplayıp annemi karşıma aldım ve konuştum. Yine korkuyordum ama artık o eski insan değildim. Annemle büyük kavgalar ettim. Taşındığımız yer, beni kapalı halimle tanıyan akrabalarımızın sayıca çok olduğu bir yerdi ve babam hapse girmişti. Ne zaman anneme “Ben açılmak istiyorum” desem “Amcanlar ayıplar” derdi, ben zorlayınca da “Ben karışmam, babana sor” derdi. Sorun şuydu; babamla haftada sadece 10 dakika konuşabiliyorduk ve 7 kişi beraber konuşuyorduk. Babamın da kapalı olmamı istediğini bildiğim için yapamadım ve böylece bundan da vazgeçtim.

Lise 4’te benim gibi sınıfa sonradan gelen bir kızla çok yakın arkadaş oldum. Bu kız kapalıydı ve o kadar güzel bir kızdı ki size anlatamam. ‘Böyle güzel kızlar da kapanıyor muymuş ya’ diye düşündüğümü hatırlıyorum ve kendisi hala en yakın arkadaşlarımdan biri. Belki beni yargılayanlar olur bu düşüncemden dolayı ama dediğim gibi benim başörtüsü takmam ya da namaz kılmam dini bir temele oturtulmamıştı. ‘El âlem ne der’ diye, ‘Allah bunu emretmiş’ diye kapanmıştım; ailem böyle istemişti. Lisenin 4. sınıfı boyunca arkadaşımın farkında olmadan bana verdiği psikolojik destek sayesinde daha mutluydum. Artık kapalı gezmekten utanmıyordum. Ama yine de açılmak her zaman aklımın bir köşesindeydi.

19 yaşımda liseyi bitirince mezuna kaldım ve dershaneye başladım. Orada da bu bahsettiğim arkadaşımla beraberdim ve beraber yeni arkadaşlar edindik. Her şey normaldi. Artık her şeyi kabullenmiştim. Zaten açılamayacaktım, zorlamanın manası yoktu. 19 olmuştum, hayatım neredeyse bitmişti. Yakında evlenirdim, annem gibi kocama hizmet ederdim; sonra çalışıp paramı kazanırdım ve yapamadığım her şeyi kızımın yapmasına izin verirdim. Psikolojim resmen bozulmuştu. Tekrar düzenli olarak namaz kılmaya, Kur’an okumaya, dini kitaplar okumaya başlamıştım. Gece gündüz, beni seven biriyle evlenmenin hayalini kuruyor, doğuracağım kızım için planlar yapıyordum. Benden geçmişti zaten; gençliğimin baharında asıl kendimi zihnimin derinliklerine gömmüş, onu öldürmüştüm. Ben artık benden beklenen kişiydim. Olması gereken kişiydim. Açılmayı tamamen aklımdan çıkarmıştım, ölene kadar böyle olmak zorundaydım. Böylece annemle aramız bozulmazdı, insanlar arkamdan konuşmazdı ve mutlu bir hayat sürebilirdim. Bu düşünceler bir yıl devam etti. En yakın arkadaşım artık açılmak istiyordu, ben istemiyordum. Bu bir yılın sonunda sınava girdim ve istediğim bölümü yine tutturamadım. Bir yıl daha çalışmaya karar verdim. Zaman kaybetmekten korkmuyordum, zaten çoktan ölmüştüm. Sadece hayat beni nereye sürüklerse oraya sürüklenmeye devam ettim.

Bu esnada babam hapisten çıkmış, yanımıza dönmüştü ama yaşanan bazı sorunlar akrabalarla olan bağımızı neredeyse koparmıştı. Yolda görünce birbirimize selam veriyor, onun haricinde konuşmuyorduk. Dershanedeki arkadaşlarımın hepsi üniversiteye başlamıştı. Ben yine gitmekten nefret ettiğim başka bir dershaneye başlamıştım. Çok yalnızdım. Anneme yalvarmış; dershanenin yardımı olmadığını, evde kendim çalışacağımı söylemiştim ama dershaneyi bırakmama izin vermedi. O dershanenin daha yararlı olacağını düşünüyorsa dershane daha yararlı olacaktı. Sonuçta sınava çalışan oydu, ben değildim. Zaten benim düşüncemin onun için pek bir önemi olmadığını yavaş yavaş kavramıştım. Ben her zaman o üzülmesin diye uğraşırken, onun bir saniye bile düşünmeden beni nasıl paramparça ettiğini fark etmeye başlamıştım. Bunları şu an kolayca yazabiliyorum ama o zamanlar cidden psikolojim bozulmuştu. Hayatım çok zordu. Sürekli ölmeyi istiyor ama benim yaşayamadığım hayatı çocuğuma yaşatacağım düşüncesine tutunuyordum.

Bir gün yine aynı umutsuzlukla ‘Zaten yaşım geçti, artık istediğimi yapsam ne olur yapmasam ne olur’ diye düşünürken hayatıma Kore dizileri girdi. Onlara karşı çok önyargılıydım ama çoğu Türk dizisinin uyarlama olduğunu görünce merak edip bakmak istedim. Bir tane izledim, iki tane izledim, üç, dört, beş… Derken bir gün bir şey fark ettim. Türk dizilerinde aşkı hep lisede buluyorlardı ama Kore dizilerinde 30 yaşında bir kadın bile hayatının aşkını bulabiliyordu, belki de kendini yeni keşfediyordu. Bu düşünce zihnimde yavaş yavaş filizlenmeye başladı. Hayır, henüz hayatım başlamamıştı ki bitsin. Daha her şeyin başındaydım, yaşamaya yeni başlayacaktım. O zamanlar bu siteyi biliyor, okuyordum. Neden kolay olacağını düşünmüştüm ki? Herkesin hayatı zordu, herkes birilerine ve bir şeylere göğüs gererek istediklerini elde ediyordu. Başarı hikâyeleri bana ilham oldu. Artık savaşmaya hazırdım. Küllerimden doğmuş, hayata tekrar tutunmuştum. Açılmayı tekrar kafama koymuştum. Üniversiteye açık gidecektim. Üniversite hayatım, lise hayatım gibi berbat olmayacaktı ve bunu ailemden gizli yapmayacaktım. Bu zamana kadar hep iki hayatım olmuştu ve bu çok yorucuydu. Artık tek bir hayatım olacaktı ve o bana ait olacaktı.

Annemi memnun etmek çok zordu ve artık bundan vazgeçmiştim. Beni anneme karşı dolduran en büyük olay, diğer iki kardeşime bana davrandığı gibi davranmamasıydı. Ben kapanmıştım, evet; açılmama da izin vermiyordu. Demek ki dinine bağlıydı. Ama biz 3 kız kardeştik ve kardeşlerim benim kapandığım yaşa geldiklerinde onlara hiç kimse “Kapan!” dememişti. Annem konusunu bile açmıyordu. Derdi bendim sadece. Benimle insanlara gösteriş yapıyor ve kardeşlerimin kapanmasına gerek duymuyordu. Ki zaten kardeşlerim benim gibi annem üzülmesin diye bir şeyler yapmazlardı; gerekirse kavga eder, yine kendi istediklerini yapardı. Babam onların tarafındaydı zaten, onları savunuyordu. İstesem beni de savunurdu ama dediğim gibi ben babamla duygusal olarak ilişkimi çoktan kopardım. Ondan bir şey istemek bir yana, konuşmayı bile pek sevmiyorum. Zaten annelerinin her dediğini yapan bir ablaları vardı. Ama bundan hiçbir zaman şikâyetçi olmadım. Onların da benim gibi kendilerine bir şeyler dayatılarak yaşamasını istemedim. Sadece istedikleri gibi yaşasınlar, bana yeterdi.

İkinci kez mezuna kaldığım dönemde, anneme her gün şakayla karışık bir dille açılacağımı söyledim. Bu bazen kavgaya dönüyor, bazen şakayla sınırlı kalıyordu ama bunu her gün yapıyordum. Annem insanların fikirlerine önem veren biri olmadığı için “Tamam, açılırsın” deyip geçiştiriyordu, ertesi gün yine baştan alıyorduk. Bu bir sene sürdü. Yaz geliyor, sınav yaklaşıyordu. Ben de hem sınava hem de psikolojik olarak yaşayacağım zorluklara hazırlanıyordum. Tekrar sınava girdim, istediğim bölümü kazanamasam da Hacettepe’de daha az istediğim bir bölümü kazandım. Okulum Ekim’de açılacaktı, okulun açılmasına bir ay kala ben kendimi tamamen hazır hissettim ve açıldım. Anneme söylediğimde “Babana sor” dedi. Ben de annem de babamdan hiç beklemediğimiz bir yanıt aldık. “Nasıl istersen öyle yap” dedi ve bunu söylerken iğneleyici bir üslubu yoktu, kabul ediyordu. “Kaç yaşına geldin, doğrusunu kendin biliyorsundur” dedi ve benim içime öyle bir su serpildi ki anlatamam.

İlk başta annem beni dışarıda görmedi, sadece açıldığımı biliyordu. Arkadaşımla alışveriş merkezine gitmiştim. Biraz zaman geçince benimle yaşıt bir kızı olan akrabamızın evine gitmemiz gerekiyordu. Annem bana “Hazırlan” dedi, ben de hazırlanmaya başladım. Şalımı yapmadım tabii. Beni gördü, “Hadi üzme beni, tak şalını” dedi. Ben de ona “Sadece senin mi üzüldüğünü sanıyorsun? Ben yedi yıldır üzülüyorum” dedim. Kavga ettik. Ben ağladım. “Açılmama izin vermezsen kendimi öldürürüm” dedim. Yapacağımdan değil. O an o kadar korkuyor ve çaresiz hissediyordum ki kalbim ağzımda atıyordu, titriyordum. Ama beni asıl hayal kırıklığına uğratan annemin şu cümlesi oldu; “Tamam açıl ama ben görmeyeyim. Ankara’da ne yaparsan yap ama burada kapalı ol.”. O an o kadar boşlukta hissettim ki anlatamam. Sanki verdiğim bütün emek, harcadığım bütün yıllar, bütün korkularım, endişelerim, üzüntülerim boşunaydı. Yani sorun annemin görüp görmemesi miydi? O an o kadar üzüldüm ki anlatamam. Annemin de düzgün bir psikolojisin olmadığını biliyordum; kendi ailesinde dayakla büyüyen biriydi, ilkokul mezunuydu, kendini geliştirmeyen biriydi ama yine de bu kadar sığ düşünmesi beni çok üzdü. “Sen Allah mısın da sen görmediğinde sorun olmayacak?” dedim. Cidden kendini benim Allah’ım konumuna koymuştu. “Sen zaten delirmişsin, hala salak salak konuşma” dedi; “Ben nasıl Allah olayım, tövbe de”. “Öyleyse neden görmemen gerekiyor? Ben zaten yıllarca bu durumu yaşadım, artık yaşamak istemiyorum” dedim. Bana “Hadi Allah korkun yok, el âlemden de mi utanmıyorsun? Amcanlar arkandan neler söyler, hiç düşünmüyor musun?” dedi. “Ben sana lise 3’ten beri açılmak istediğimi söylüyorum; durumun bu hale gelmesinde sorumlu kişi, benim düşüncelerime kulak tıkayan sensin” dedim. Ki zaten amcamın da benden 6 yaş büyük bir kızı vardı ve açıktı. Dinle pek işleri olmazdı, o yüzden annem genelde bu şekilde arkalarından konuşurdu. Kendi yaptığını başkaları da ona yapacak diye ödü kopardı. Ve asıl benim sinirlerime dokunan noktaya geldik. “Köye gittiğinde ne yapacaksın, nasıl bakacaksın köydekilerin, dedenlerin yüzüne?” dedi annem. Biz köye yılda bir kez 15 günlüğüne giderdik. Anneannemler ve babaannemler aynı köyde yaşardı. Babaannem beni çok severdi ve hep desteklerdi. Onlar da dinle pek ilgilenmezlerdi, yani kapanmamın onlar için hiçbir şey ifade etmeyişi gibi açılmam da bir şey ifade etmeyecekti. Anneannemler biraz dindardı ama onlar da annem gibiydi; dini, bir temelleri olmadan ailelerinden öğrenmişlerdi. Dedem sadece haftada bir cumaya gider, başka bir şey yapmazdı. Beni severlerdi ve açılmamı istemeseler bile çok da bir şey demezlerdi. Yani annem, yılda sadece 15 gün gittiğim bir yer için tüm hayatımı feda etmemi istiyordu. O zaman da şimdi de annemin bu cümlelerine gülüyorum. Böylece kendimi öldürme tehdidiyle annemle ilk kez açık bir şekilde dışarı çıktım. Lise 4’teki denememde beni yolda çimdiklediği, çekip beni saçımdan sürüklediği aklıma geldikçe ona çok yakın yürüyemedim. Sanki bir anda bana dönüp saçımı başımı yolacakmış gibi hissettim. Hala annemle dışarı çıkarken rahat değilim. Kabullendi gibi ama “Açılınca başın göğe erdi mi” gibi imalarda bulunuyor.

Ankara’da okulun birinci döneminde hayatım çok güzeldi. Korkmadan istediğimi giyiyor, istediğimi yapıyordum ama şu an korona virüsü yüzünden yine ailemin yanına döndüm. Annem artık yavaş yavaş alışmaya başladı. Yarıyıl tatilinde beraber alışveriş yaptık, bir yıl önce bunu hayal bile edemezdim. Annemi gözümde o kadar büyütmüşüm ki boş yere 7 yılımı kaybettim. O açılmak isteyen ama korkudan annesine tek kelime edemeyen kız çocuğuna sarılmak istiyorum. Onun sayesinde şu an istediğimi yapabiliyorum. Voleybol oynuyorum, şalım kayacak diye korkmadan spor yapabiliyorum. İnsanların sadece dış görünüşüme bakarak beni bir partiye mensup etmemelerini, erkeklerin bana yaklaşırken benden çekinmemelerini, içkili bir ortama girdiğimde insanların ‘Bunun burada ne işi var’ der gibi bakmamasını, ojeli tırnaklarımı görünce normal karşılamasını seviyorum. Şu an bu hayatı yaşayabildiğim için çok memnunum. Böyle deyince sanki dinimi tamamen terk etmişim gibi algılanıyor ama Müslüman olduğum için çok mutluyum. Allah’a sonuna kadar inanıyorum, sadece her şeyi dört dörtlük yapamıyorum. Zihnimde kendi yorumladığım bir din düşüncesi var ve ona göre yaşıyorum. Arada namaz kılıyor, dua ediyorum. Biliyorum, öldüğümde bunların cezası çekeceğim ama bunu çoktan kabullendim. Zaten kabullenmesem bu kadar cesur olamam.

Buraya yazan çoğu kişinin ailesi, onlara benim ailemin bana yaşattığından çok daha fazla zorluk yaşatıyor, biliyorum. Ama sabredin, doğru zaman geldiğinde her şey daha kolay oluyor. Umarım benim hikâyem de birilerine yardımcı olur çünkü 21 yaşında bu hayatı yaşayabiliyorsam bu biraz da burada hikâyelerini yazanların desteği ile…

(Görsel: Bu Hua)

Paylaş:

Comments (2)

  1. Merhaba çok güzel yazmışsın ama bir şeyi merak ettim ailenin yanında oje sürüp kısa etek elbise giyebiliyor musun artık

    • oje ye ailem hiçbir zaman bir şey demedi ama kısa eteği ailemin yanında giyebileceğimi zannetmiyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir