Kur’an’da konuşan tanrının insanın fıtratını bilen biri olduğunu hissediyorum.

Kendine güveni tam, çok okuyan bir babanın kızı olarak doğdum. Bununla beraber babam radikal sayılabilecek derecede de dindardır. Ben de onun güçlü karakterine bakarak 21 yaşıma kadar hem tesettür hem de dini yaşamaya çalışmak bakımından çok titiz bir insan oldum. Ne var ki üniversite döneminde girdiğim ortamlarda hep dindar olan kişilerden kazık yedim. Ahlaksızlığın kralını hep onlar yaptı. Şaşırıyordum, inanmaları onları neden iyi insanlar yapmıyordu? Bu insanlar bu kötülükleri yaparken Allah’tan hiç mi korkmuyorlardı?

Lisanstan sonra yüksek lisansa başladım ve felsefe dersleri aldım. İnancım sağlam olduğu için rasyonel sorular üzerimde hemen bir etki göstermedi. Yine de görüyordum ki bende bir akıl vardı ve felsefenin soruları o akla çok mantıklı geliyordu. Cevaplar ise inandığım dinde hâlihazırda yoktu. Daha sonra tarih alanında dersler görmeye başladım. Tarih de bana insan toplumlarının, dinleri kendi zaman ve şartlarına göre yaşadığını gösteriyordu. Peki ya ben de evrensel olmayan ve belli bir zamanda belli insanlar tarafından yaşanan bir dini mi yaşıyordum? Eğer bu dinin tanrısı her şeyi yaratan ve yöneten ise söyledikleri hem evrensel hem de rasyonel olmalıydı; insanın kalbine de hitap etmeliydi. Genç bir kadındım ve din adamlarının bana biçtikleri kıyafet ve yaşam biçimini hazmedemiyordum çünkü bu şekilcilik bana ne fıtri ne de evrensel geliyordu. Saçlarım yıllardır kapalı durmaktan çok güçsüzdü mesela, dökülüyordu. Bu hiç doğal gelmiyordu.

Bu şekilde dinden gittikçe uzaklaşmaya başladım ve bir süre sonra artık tam bir skeptik (şüpheci) olmuştum. İlk başta çok hoş geldi bu durum. Kendimi özgür hissediyordum, kendime daha önce hiç bakmadığım kadar bakmaya başladım. Bir yandan da düşünme ve sorgulama sürecim hep devam etti. Süreç bir yıla yaklaşırken hiçbir şeye inanmamanın insanı çok anlamsız bıraktığını, oysa insanın yana yakıla anlam aradığını gördüm. Hayatın, acıların, sevinçlerin, kayıpların bir anlamı olmalıydı; hiçliğe çıkmamalıydı bütün bunlar… Ama ben neye inanacağım?

Derken geçtiğimiz aylarda hazırladığım bir ödev sebebiyle İslam’da homoseksüellik mevzusunu araştırdım ve çok şaşırdığım bir şey ile karşılaştım. Nisa suresi 15. ayette sevicilik (lezbiyenlik) yapan inanan kadınlara ceza olarak ev hapsi veriyordu Allah; tabii eğer 4 kişi sevişme olayını gözleriyle gördüklerine şahitlik ederlerse. Durdum ve düşündüm; kamusal alanda yapılmadığı sürece böyle bir şeyi 4 kişinin görmesi imkânsız. Bir de inanan bir kadın böyle bir şeyi zaten gizli saklı yapar. Gizli yaparsa buna herhangi bir yaptırım var mı? Yok. Dışarıda insanların gözü önünde yapmış olsa? O zaman cezasının ev hapsi olduğunu söylüyor Allah Kur’an’da. Peki, sevgili ulemamız bu konuda Allah ile hemfikir mi? Hayır. Onlar ev hapsini ceza olarak görmemiş ve “Zinanın cezası çok net ama Kur’an’da homoseksüelliğin cezası yok” diyerek farklı ceza önerilerinde bulunmuş. Biri günahkâr kişinin taşlanarak öldürülmesi gerektiğini söylemiş; diğeri uçurumdan aşağı atılması gerektiğini, bir diğeri yakılması gerektiği söylerken, diğeri de üzerine duvar yıkmalı, demiş. Hayretler içinde kaldım ve bu, benim için bir uyanış oldu. Aldığım bazı tarih derslerinde İslam tarihi ile alakalı duyup kulak arkası ettiğim; diğer dinlerin ve toplumların tecrübelerinden okuduğum ve gelenek ezbercisi olmayan bazı din hocalarından da duyduğum şeyler birleşti bir anda zihnimde: din âlimleri, âlimlik sıfatlarını kullanıp inananlara aslında dinde olmayan şeyleri dinin kendisiymiş gibi sunabiliyorlardı. Ev hapsi nerede; yakmak, uçurumdan atmak nerede? Bu adamlar Allah’ın verdiği cezayı az bulup “Yetmez!” diyorlardı resmen. Peki, bunu yaparken kendilerini neye dayandırıyorlardı? Gördüm ki hem homoseksüellikle hem de kadınlarla ilgili insanı dinden ve kadınlığından soğutan ne kadar hüküm varsa hemen hepsi hadislere dayandırılıyor. Hadislerin güvenilirlik mevzusu bir yana, bu adamların bu argümanları kurmak için kullandıkları bazı hadisler de zayıf kategorisinde… Mezhep diyerek, içtihat diyerek, icma diyerek din diye kendi bakış açılarını empoze ediyorlar. İçlerindeki nefreti, ötekileştirdikleri herkese (kadına, çocuğa, heteroseksüel olmayanlara) dini kullanarak kusuyorlar. Bu konuda araştırmalarım hala devam ediyor ama “İnsanı bilip yaratan tanrı, insana bunu reva görmüş olamaz” dediğim hangi meseleyi araştırsam, gerçekten de o hükümlerin Kur’an’da geçmediğini ve ulema geleneğine dayandırıldığını gördüm. Şahsen buna kadının örtünme şeklinin de dâhil olduğunu düşünüyorum. Kur’an’daki örtünme ile ilgili ayetler, bize pardösü ya da çarşafla örtüştürülerek anlatıldığı için öyle okumaya alışmışız. Oysaki örtünme ile ilgili ayetlerin “Şöyle giyinin!“ dediği hiçbir şey yok. O tarihte Arap kadınları göğüsleri açık gezdiği için Kur’an onlara göğüslerini örtmelerini söylüyor. Örtünme ile ilgili olduğu söylenen ayetler de esasında örtünmeye değil iffetli olmaya odaklı. Yani aslında içinde yaşadığın toplumdaki giyim tarzında seni hafif bir kadın olarak göstermeyecek bir şekilde giyin ki erkekler yanlış anlayıp seni rahatsız etmesinler, diyor. Bu benim vardığım sonuç. Çok da mantıklı geliyor. Doğal ve fıtrî geliyor.

Homoseksüellik ve örtünme mevzusu üzerinden yaptığım araştırmaların beni getirdiği yer, uzun zamandır planladığım açılma konusunda beni ikna etti. Şimdi artık açılmanın sosyal hayatıma etkisinin nasıl olacağını düşünme aşamasındayım. Fakat bundan çok daha önemlisi şu; Kur’an’da konuşan tanrının insanın fıtratını bilen biri olduğunu hissediyorum ve bu müthiş bir şey. Bu kitabı artık geleneğin kara, cahil ve acımasız gözleriyle değil; kendi gözlerimle okuyorum ve görüyorum ki o kitaptaki tanrı aslında insanı doğaya çağırıyor; araştırmaya, bilmeye, görmeye, gezmeye, düşünmeye, iyi insan olmaya ve haksızlık yapmamaya davet ediyor. Ben böyle bir tanrıya inandığım için hiç kötü hissetmiyorum artık kendimi. Hatta anne gibi, baba gibi, o benim aslında en yakınım; ondan geldim ben, beni yarattı, sevdi, sevdirdi, bir sürü şey verdi. Tekrardan ve bu sefer özgür bir şekilde inanabildiğim için çok mutluyum. Geleneksel din söyleminin inancınızı elinizden almasına izin vermeyin…

(Görsel: Selma Gürbüz)

Paylaş:

Comments (5)

  1. Homoseksuellik konuları kessinlikle benim de kafa mı karıştıran konular bana göre yanlış olamayan şeyler yani bunlarışık günah olarak görmek veya cezalandırılması gerektiğini düşünmek aşırı saçma geliyor.
    Ama anlattığına göre kuran da cezası yokmuş hatta nisa 15 i örnek vermissin fakat eksik yazmışsın 16 sında ise yapılan şeyi tanri çirkin bir fiil olarak nitelendiriyor ve bunu yapanın canlarını yakılması gerektiğini söylüyor tövbe etmeleri gerektiğini ancak bu şekilde eziyetlerine Son verilmesi gerektiğini söylüyor.
    Yani bu tarz konularının kuran da yeri olmadığını net bir şekilde söyleyebilirim.
    Zaten bu yüzdendir ki kurana olan inancım git gide zayıflıyor…

  2. Kutsal kitaplarda konuşan Tanrı değildir , insandır .

  3. Savaşçı

    Muhteşem bir yazı yazmışsınız harika! Yazınızdaki nefret kusan hocalar tamamen gerçekler kadının kendinden nefret etmesine sebep oluyorlar bu konuda çok şey hissediyorum ama yazıya dokemedigim için sizin gibi de açıkçası kendimden utandım. Şu an yazımda bi oradan bi buradan düşüncelerimi yazdığım şekilde ilerliyor ama idare edin:)
    Yazınıza şey eklemek isterim yani bi de şu var ki kadın hep sarıp sarmalanırken veya acilmak isteyen bi kızla sıkı bi mücadele verilirken bi erkek asla dışarı çıkmadan önce göz kapaklarını örtmesi gerektiği söylenmiyor ya da kadınlar üzerindeki fetvalar kadar baskilanmiyor ne yapmaları gerektiği yani şey denmiyor ahmet mehmet sakin ha sakin kızlara bakayım deme vs.
    Çok negatif bi yazı yazdım yukarıda ama gerçekler bunlar sadece sohbet ediyorum soru sorarak.
    Ayrica ben imamhatip mezunuyum ve bazı hocalar hadise o kadar önem veriyolar ki kabul etmeyenlere öyle bi nefretleri var ki yani anlatamam o kadar şiddetli bi nefret bunu ben kesinlikle o zaten bi konuda ki tepkisinin nefretinden de anlayabiliyorum sizin yazdığınıza bagliyorum kısacası hadis olmasa o adam kuranda yazanı kendi kafasindakine göre nasıl uygulatacak insanlara tabi ki uygulatamaz o yüzden hadis çok çok önemli bi faktör. Bahsettigim kişi elinden gelse kadınlar evden dışarı adımını atmasın der yemin ederim.
    Bu arada benim babam felsefeci hem de islâm felsefesicisi😅
    Sizin babanıza çok benziyor kendine güveni tam aynı zamanda bi zamanlar radikal düşüncelere sahip olmuş birisi
    Orta okuldan beri okuyan birisi kuranın mealini yüzlerce kez okumuş biri kendi yolunu çizmiş kendi mezhebini düşünce yapısını oluşturmuş 50sine yaklaşan bi adam ve ben bu düşünen sorgulayan adama acilmak istedigimi söylüyorum ama izin vermiyor oturuyoruz konuyu her yerden ele almaya çalışıyoruz ama izin asla yok yani ne olursa olsun ama zamanı gelince ben yapicam inş o ayrı mesele de burada ki esas nokta düşünen sorgulayan ve araştırarak kendisine yol çizmiş bi insan nasıl olur da evladının düşüncelerini saymaz ve kendi yolunu çizmesine izin almaz anlamıyorum aslında anlattı da anlaşılabilecek gibi değil bazen gerçekten düşünceleri katı ve kesin olabiliyor ne yazık ki biraz da gaddarca.
    Bunu farkediyor değerli babam ama kendisi düşüncelerine çok çok değer veriyor asla şüphe etmez yani…

  4. Kadınların tacize maruz kalmaması için şeriatten öneriler:
    1- Kadınlar örtünmeli. Yakın akrabadan erkeklerle dahi baş başa, tesettürsüz şekilde görüşmemeli.
    2- Erkekler gerekirse birden fazla eş, cariye, köle alarak nefislerini doyurmalı.
    3- Taciz/tecavüz eden erkeğe “ağır söz”den “dayak”a varan geniş bir yelpazeye karşılık gelebilen tazir cezası verilmeli. Caydırıcılığı cezaya karar verenlere kalmış.

    Tanrı’yı bulmak için dinden çıkmam gerektiğine karar verdim. Erkek olsam belki daha ayak sürürdüm, 30 yaşında bir kadın olarak geç bile kalmış sayılırım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir