Doğduğum ev bana başörtüsü kullanmama hakkını vermiyordu.

Merhaba. Öncelikle varlığınız için teşekkür ederim. Psikolojik olarak zor ve birileri tarafından desteklenmeye ihtiyaç duyduğum bir dönemden geçiyorum. Sizi bulduğumda kendimi daha iyi hissettim, iyi ki varsınız!

Henüz isteklerimi yerine getirebilmiş sayılmam. Maalesef bir başarı hikayem yok ama her fırsatta baş kaldırmaya çalıştım. Birçok kez yenildim. Belki yenilmeye de devam edeceğim ama onlar vazgeçene kadar olmak istediğim kişi için yeniden deneyeceğim.


Şu an on sekiz yaşındayım. Lise hayatıma başlarken ailem tarafından zorla kapatıldım. Ailem bunun öncesinde bana bu konuda hiçbir bilgi vermemişti. Bu yüzden bana baskı uygulayacaklarını, her gün saatlerce ağlasam bile asla geri adım atmayarak bana başörtüsü “dayatacaklarını” hiç düşünmemiştim. Böyle bir durumla karşılaştığımda şaşırdım ve çok hayal kırıklığına uğradım. Onlara bunu yapmayacağımı, olduğum kişiyi sevdiğimi söyledim. Annem beni dinsizlikle suçladı. Bu şekilde dışarı çıkmama izin vermeyeceğini, başka şansımın olmadığını söyledi. Gerçekten de dışarı çıkmama izin vermedi. Arkadaşlarımla görüşmeyi kesmem için telefonumu aldı. Sebebi ise onların açık olmasıydı.


Arkadaşlarımın aileleri de muhafazakardı fakat onlar benim yaşadığım şeyi yaşamıyorlardı. Onların da başı açıktı ama aileleri onların arkadaşlarına dinsiz demiyordu. Ben böyle bir ailenin kızıydım ve eğer sahip olduğum ailenin kızıysam başım açık olamazdı. Beni dinsiz yapan şey başörtüsünü çıkarmam değildi, benim suçum böyle bir ailede doğmaktı. Çünkü sorun bende değildi, sorun bana baktıklarında onların gördükleri şeydi. Doğduğum ev bana başörtüsü kullanmama hakkını vermiyordu. Arkadaşlarım benimle görüşmek için kapıya kadar geliyordu ama annem kafamı kapatmadığım için onları geri yolluyordu. Saatlerce evde ağlıyordum. Böyle bir sorun yaşamadıkları için arkadaşlarımı kıskanıyordum. İstemsizce ailemden nefret etmeye başlamıştım.

Sonra beni zorla İmam Hatip’e yolladılar. Kapalı bir şekilde, istemediğim bir okulda okumaya başladım. Açıkken sosyal, konuşkan ve özgüvenli bir bireyken; istemediğim bir kalıba sokulduğum için bu özelliklerimi kaybetmeye başladım. Bu ben değildim. Aileme ilk senemde çok fazla karşı çıkamadım. Sadece anneme ağladım, istemediğimi söyledim. Konu babama hiç taşınmadı çünkü sağlıklı bir tepki vermeyeceğini biliyorduk. Annem de bunun farkında olduğu için beni her seferinde babamla tehdit ederek korkutuyordu. İlk senem çok kötü geçti. Uykularım kaçtı, kendimden gittikçe uzaklaşıyor, aileme olan nefretim kabarıyordu. İkinci senemde buna dayanamayacağımı fark ettim. İki seçeneğim vardı. Ya bunu kabullenecek ve sevecektim ya da ne olursa olsun çıkartacaktım.


Başörtüsünün kötü bir şey olmadığının bilincinde olduğumdan ilk başta sevmeyi seçtim. Sonuçta beni en çok düşünen kişiler onlardı ve benim iyiliğimi istiyorlardı. Kendime bunu kabullendirmeye çalıştım. Bu kötü bir şey değildi, başörtüsü takmak bana hiçbir şey kaybettirmezdi. Ailem tesettür konusu dışında aldığım her kararda saygı duyup bana destek olmuştu. İsteklerimi yerine getirmeye çalışmışlar, benim için her zaman çabalamışlardı. Onların bana bu şekilde yaklaşmaları, benim cesaretimi zedeliyordu çünkü her ne kadar onlardan nefret ettiğimi düşünsem de onları üzmek istemiyordum. Onların bana verdiği emeğin karşılığını bu şekilde vermek kendimi kötü hissettiriyordu.


Lise ikinci sınıfta başörtüsünü sevmeye çalıştım. Hatta dua edip namazlarımı kıldım. Aileme olan soğukluğumu eritmek için çabaladım. Kıyafetlerime dikkat ettim, başörtüsünün verdiği ağırlığı hakkıyla taşıdım. Fakat bir gün bile ısınmadı içim. Kendimi Allah’a karşı kötü hissettim. Sorgulamaya başladım. Kendimi sıkışmış hissettim. Sürekli ağladım. Dışarı çıkmak istemedim. Ailemle arama mesafe koydum. Namaz kılmayı bıraktım. Kendi içimde sürekli çatışma içindeyim. Başörtüsü bana iyi gelmiyordu. Huzurlu hissettirmiyordu. Ama inancım çok kuvvetliydi. Allah’tan korkuyordum ama dayanamıyordum. Her başıma takışımda kendimden nefret ediyordum.


Lise 3’ün sonuna geldiğimde direkt babamla konuşmaya karar verdim. Annemin bir şey anlamayacağını biliyordum. İlk önce şehir dışında olan amcamla konuştum. Bütün ailem ve akrabalarım muhafazakardı. Başörtüsü kullanmayan insanlara soğuk bakarlar, yadırgarlardı. Dedem ise çok sevilen ve din konusunda oldukça bilgi sahibi olan hafız bir adamdır. Herkes ona saygı duyardı. Onun ağırbaşlılığı bizi de etkiliyormuş gibi, “Adem Bey’in torunu açılmış” lafı ailemi tedirgin ediyordu. Amcamla konuştum. Allah için yapmadığım sürece bunun bir anlamı olmadığını söyledi ama buna izin vermeyeceklerini, beni yıpratacaklarını belirtti. Amcam babamla konuştu. Ben de bu sırada babaannemle konuşmayı denedim. Bu hayatımın hatasıydı. Beni asla anlamadı. Başımı açmak istememişim de adam öldürmüşüm gibi tepkiler verdi. Sonra akşam babam eve geldi ve suratıma bile bakmadan onun yanında işe başlayacağımı söyledi. Sonra ben onun yanında işe başladım. Beni odasına çağırdı. “Ben sana ne yaptım da bu hale geldin” dedi. Geldiğim halde ne olduğunu sordum. Benim diğer açık insanlardan farkım neydi? Onlar kendi seçimlerini yapabiliyorken benim neden böyle bir şansım yoktu? Kınadığının başına geldiğini söyleyip açılıp ne elde edeceğimi, kime özendiğimi, kendimi nasıl onlara yakıştıracağımı sordu. Kendimi çok iyi savunamadım. Kelimeleri dolandırdım çünkü istemiyorum dersem beni dinsiz ilan edeceğini biliyordum. Mutlu olmadığımı söyledim. Saatlerce konuştu.


Sonraki gün açıldım. İşe gitmeye devam ettim. Aile apartmanında yaşıyorduk ve herkes tarafından görmezden geliniyordum. Yemeklere çağrılmıyordum. O evde yokmuşum gibi davranıyorlardı ve bu bana çok ağır gelmişti. Babaannem gelip bana çok yüz verdiklerini, bu şekilde nasıl köye gideceğimi, millete ne diyeceğini, dedemin benden utandığını yakınıp durdu. “Bana ne umurumda değil” deyip kulaklarımı kapatmak istedim ama sevdiğim insanlardı. Onları üzmek istemiyor, beni bu şekilde sevmelerini bekliyordum. Yanlarına gidip kötü bir şey yapmadığımı, bunun normal bir şey olduğunu, insan olmanın önemini, kimsenin dini mükemmel bir şekilde yaşamayacağını açıklamaya çalıştım. Bunun bir sembol olduğunu, başörtüsünün sadece beni değil onları da etkileyeceğini söylediler. Bana bağırdılar. Annemin, babamın, dedemin, babaannemin karşısında tek kişiydim. Yanımda olan kimse yoktu. Sonra babam, “O kafanı kapatacaksın” dedi. Başlarına fahişe olacakmışım.


Sonraki gün başımı kapatmak istemedim. İşe de gitmek istemedim ama annem beni zorla kaldırıp işe gitmezsem babamın geleceğini söyledi. Başımı kapatmadan üzerimi giydim. Dışarı çıkmaya çalıştım ama annem izin vermedi. Hem işe gitmem için zorladı hem de başımı kapatmam için. Direndim. Sonra dayanamadım. Pes ettim. Psikolojik olarak yıprandım ve tekrar kapandım. Ama o günden sonra ailemden gizli dışarıya açık çıkmaya başladım. Beni böyle kabul etmezlerse onlara bunu göstermezdim. Bu süreç beni çok yıprattı. Kendime olan saygım zedeleniyordu ama vazgeçemedim.


Şu an açık mıyım kapalı mıyım, bilmiyorum. Üniversite kazandım ama kapalıyken okula gitmek istemediğim için tekrar hazırlanmaya başladım. Kendime cesaretimi toplamam için bir sene daha müsaade ettim. Anneme yeniden açılacağımı, buna karışmayacaklarını söyledim. Şu anda tehdit ediliyorum. Maddi desteğini keseceğini, beni Kuran kursuna göndereceğini, okumama engel olacağını söyledi. Hakkını helal etmedi, bunu bir daha yaparsam evden içeriye giremeyeceğimi söyledi. Üniversite sınavını kazanamamaktan, şiddet görmekten ve istediğim kişi olmamaktan korkuyorum. Çünkü onlara karşı duran tek kişiyim ve benim suçum onların çocukları olarak doğmak.


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım bir dahaki yazım benim durumumda olan insanlara umut verir. Şimdilik başaramadım. Korkuyorum. Ama asla vazgeçmeyeceğim çünkü seçme şansı benim de hakkım.

(Görsel: Harriet Lee-Merrion)

Paylaş:

Comments (2)

  1. Hiç bir şeye mecbur değilsin. Hiç kimse senin hayatını yönetemez. Yalnız da değilsin, bunu hiç unutma 🙂 Mücadeleye devam!

  2. Sana nasıl ulaşabilirim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir