Daha saçlarımı rüzgarda savurup futbol oynayacaktım.

Burada okuduğum tüm hikayeler kendi hayatımın birebir örneği olarak çıktı karşıma ve artık yazmayarak kendime işkence ettiğimi fark ettim. Ve karşınıza yine bilindik bir hikayeyle çıkıyorum.


13 yaşında kapandım. O zamana kadar hep “Lisede İmam Hatip okursun, kapanırsın, namuslu edepli bir kız olursun” denilerek büyütüldüm ve 6 yaşından beri Kur’an kursuna giden biriydim. Küçük bir köyde büyüdüğüm için yaz tatilinin en belirgin olayıydı Kur’an kursuna gitmek. O zamanlar ailemin benden beklentisini gördükçe “Evet İmam Hatip okuyacağım” diyerek inatla diretirdim. İstanbul’a taşındıktan sonra İmam Hatip okumaktansa Anadolu lisesinde okumayı tercih ettim ki bu konuda çevremden etkilendiğimi söyleyebilirim. Ama düşününce başarılı bir öğrenciydim ve İmam Hatip’e gitmenin bana göre olmadığını fark ettim. 7. sınıfta annemin “Artık kapanmalısın” demesiyle kapandım. 8. sınıfta okula kapalı gidip okulda açılıyordum gerekli olarak.


Bir gün arkadaşımın kahküllerine çok özenip kahkül kestirdim. Ertesi gün annem okula geldi, müdür yardımcısıyla konuştu ve o günden sonra okulda da kapalı kalmaya başladım. Annemin dediği şeyse “Kahküllerini insanlara gösterip günaha mı gireceksin? Çok ayıp yazıklar olsun”du. Daha 14 yaşına girmemiş bir kızken kahkül kestirmemin neresi ayıplanabilirdi ki? O yaşta herkes kestiriyordu.


Dediğimi yaptım. Lisede Anadolu lisesine gittim. Sanki beynimin hiç bilmediğim kısımları okulun kapısından adımımı atmamla açılmaya başlamıştı. Anneminse kafasında tek bir şey vardı; nakille beni İmam Hatip’e yerleştirmek. 400 puan almışken 230 puanlık bir okula yerleşmek tamamıyla aptallıktı ve bir şekilde nakiller gecikti diyerek Anadolu lisesinde kalmayı başardım.


Bazen arkadaşlarımla gezmeye gidiyordum ve annem sorduğunda “Derse kaldım.” demek zorundaydım çünkü asla arkadaşım olmasına izin vermezdi. Tüm hepsinin benim aklımı karıştıracağını ve kapanmadıkları için bir nevi o* olacaklarını söylerdi. Ne zaman arkadaşlarımla çıkmak için izin istesem vermezdi ve bu yüzden yalana başvurmak zorunda kalmıştım. Ve aklıma ilk Kasım ayında düştü bu fitil. Aynada kendime baktım ve o an aklımın ufacık bir yerinde “Aynadaki kişi olmak istemiyorsun.” düşüncesi geçti. O kadar saniyelikti ki ben bile şaşırmıştım ve aldırış etmedim. O günden sonra ne zaman aynaya baksam bu düşünce belirdi kafamda. Ve sonra açılmak istediğimi anneme söyledim. Birdenbire oldu, hiç hissettirmemiştim onlara açılmak istediğimi, “Bacaklarını kırarım senin, sus el aleme rezil mi edeceksin bizi?” demişti.


Anadolu lisesinde okuduğum için zaten aramız bozuktu, ben de “Ya tepkini merak ediyorum be.” diyerek yanıtlamıştım. Ne kadar aptalım! Bu dönemlerde din ve felsefeyi bir arada işlediğimiz için ciddi derecede kafamda sorular belirirdi ve her daim bunları araştırırdım. Her şeyi araştırıp çözüm bulmaya başlamıştım, içinden çıkamadıklarımda da öğretmenlerime danışırdım. Annem hiçbir zaman toplantılara gelmediği için asla bu yönümü bilmedi, asla Anadolu lisesinde iyi bir öğrenci olacağımı düşünmedi, hep yoldan çıkacağımı düşünürdü ve “Açılacağım.” demem de bunu körüklemişti. 10. sınıf biraz sorunlu bittiğinde bana direkt “İmam Hatip’e gideceksin” demişti, “Yeter artık bu kadar”. “Okumam daha iyi” diyerek kestirip atmam sonucu bunu yapamadı çünkü babam hepimizin okumasını isterdi.


11 ve 12. sınıf tam anlamıyla eziyet gibi geçmişti. Artık açılmak istediğimi daha çok fark etmiştim. Futbol oynardım 8. sınıftan beri ve etrafımdaki herkesin “Kapalısın ona göre davran.” demesiyle sonuçlanırdı olaylar. Anneme “Futbol kulübüne yazılmak istiyorum.” dediğimde “Babana sor.” demişti ki bu çok zor bir durumdu çünkü babam her daim annem ne derse onu yapardı. Ama ilk defa şansım yaver gitmişti ve babam izin verdi. Kulübe yazıldım 2017 Şubat ayında. O çim sahada kramponla koşmanın mutluluğu ve hazzını bu zamana kadar henüz hiçbir şeyde yaşamadım. İşte dedim, işte hayat tam burası ve yeni bir hayatım var. Bir yandan okula gidip, cuma ve pazar günleri de antrenmana gidiyordum. Annem yol paramı karşılamadığından dolayı kulüpteki hocalar karşılıyordu yol paramı. Gece 11’de eve dönüyordum, 2-3 ay böyle devam ettikten sonra annem “Artık gitmeyeceksin.” dedi. Etraflıca düşününce neden gitmemi istemediğini anlamaya çalıştım, dini açıdan ya da geç kalmamdan dolayı olduğunu düşündüm ve “Zaten arkadaşım ve onun erkek kardeşiyle geliyoruz bir sorun yok.” diyerek savunmamı yaptım. Aldığım cevapsa beni şok etmişti “El alem ‘Kız milleti futbol mu oynar’ diyor, rezil ediyorsun beni herkese.” Sonra düşününce “Tabii ya neden şaşırdım ki?” dedim. Ve bu yola babamın izniyle çıktığımı, onun da buna karışmaması gerektiğini söyledim. 1 hafta sonra babam geldi, odanın kapısını açtı “Bir daha futbola gitmeyeceksin.” dedi, çekti gitti.


Hayatımda yapmayı sevdiğim tek aktivite de elimden alınmıştı. Neden kızız diye hiçbir şey yapamaz olarak görülüyoruz ki? Ve ilk intihar girişimimi yaptım. Artık her şey bitsin istiyordum, elime jileti aldım ve bileğime yavaşça bastırdım. Bileğimden kan aktıkça ağlıyor, bir yandan da içimden “Böyle olmasını ben istemedim” diyordum. Böyle olmasını ben istemedim. Sonra kalbimin sesini dinledim. Ve duyduğum tek şey “Gerçekten yaşamak istediğin hayatı yaşamadan mı ölmek istiyorsun?” oldu. Banyoda olduğumdan dolayı bez parçası bulmam kolay olmuştu ve direkt bileğime bastırdım. Evet, ölecektim bir gün ama o gün bugün değildi, olmamalıydı. Daha saçlarımı rüzgarda savurup futbol oynayacaktım. Son 1 sene dedim, son 1 sene.


12. sınıf her şeyin netleştiği sınıftı. Artık bu örtüyü taşımak ölüm gibiydi. Anneme söyledim, yine “Babana söylerim seni” dedi, sustum. 2 ay sonra tekrar söyledim “O* mu olmak istiyorsun açılıp?” dedi. Bu arada da ben deist olmuştum ve belki de bu ailemin gereksiz baskısı yüzündendi. Ders çalışırdım, birden odama girip kitaplarıma tekme atılıp “Kalk namaz kıl, Kur’an oku, Allah’ın takdirini kazanmadıktan sonra alim olmak istesen de olmaz” denilirdi. Ben de kılıyormuş görünmek için el ayak yıkar, namaza durunca da “Dinlere inanmıyorum ama bir yaratıcı olduğuna inanıyorum ve o sensen eğer, özür dilerim” diyerek namaz kılıyormuş gibi görünürdüm. Ve kafamda tek düşünce vardı üniversiteye kapalı gitmemek. İzmir’i kazandım. Hayallerim gerçek olacak, onlardan gizli de olsa açılacaktım. Ve yaptım açıldım.


İlk açıldığımda arkadaşıma “Kanka enseme rüzgar vuruyor” diyerek ağlamıştım. 6 sene sonra o rahatlatan, tenimi okşayan rüzgar… O kadar güzeldi ki. Pişman değilim bunu yaptığım için. Ama biraz korkuyorum biri görecek de aileme haber verecek diye. Çünkü onlara söylemeden açıldım, söylesem alacağım tepkiyi biliyorum çünkü. Annem arada “Bak oralarda açılıp bir şey yapma, seni takip ettiririm, okutmam seni” diyor. Bunu nasıl halledeceğimi de henüz bilmiyorum. Yanlarına geldiğimde kapanıp az mesafeyi uzaklaştırsam açılıyorum. Bazen yoruluyorum ama bunu da ben istemedim.

(Görsel: Joan Miró)

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir