Erkeklerin sesimi duymasının haram olduğu söylenirken, erkek hocam tarafından taciz ediliyordum.

Merhaba. Yazmaya başlayıp devam ettiremediğim, yarıda bıraktığım, yapamam diyerek sildiğim mektupların aksine sonuna dek anlatacağım bir şekilde başlamak istiyorum. Ben ortaokulunu dini eğitim veren bir cemaat okulunda geçirmiş, bölgesindeki en sıkı dini cemaatlerden birinde -asla istemeyerek- üç sene geçirmiş biri olarak yazıyorum bu mektubu. Ortaokula geçtiğim sene bir bursluluk sınavına girdim, kazandım ve özel okul kisvesi altına gizlenmiş, şeytanı aratmayan insanların olduğu bu yere adım attım. İlk birkaç ayım oldukça iyiydi, sorun yaratmayan, uyumlu bir öğrenciydim. Kimseyi kışkırtmayan, isyan etmeyen, dediğim gibi tam anlamıyla uyumlu olmaya çalışan o öğrenciydim. İkinci dönem bazı problemler, bazı atışmalar başlasa da bunlar, idare ile beni karşı karşıya getirecek düzeyde değildi. En ufak bir çıkışımda ailem okula çağırılıyor, ben yalan hikâyelerle şikâyet ediliyordum ve ailemi aksine ikna edemiyordum. Çünkü onlar öğretmendi, ayrıca ‘bu kadar dindar’ insan yalan söyler miydi? “O kadar dindar” insan tarafından iki sene boyunca tacize ve en son raddede tecavüze uğradım.

Bu gerçek ise benim ancak son bir senedir anlatabildiğim bir gerçek. Ortaokulda ikinci seneme başladığımda ilk sene örttüğüm başımı açarak olanca tepkiyle girmiştim zaten okula. Sonrasında bu tepkiler gittikçe şiddetlendi. Namaz kılmadığım için, başımı örtmediğim için, erkeklerle konuştuğum için başlangıçta azar yiyorken; sonrasında tehdit edilmeye, en son kısımda ise bacağımı ve kolumu kıracak kadar dayak yemeye başladım. Bu süreçte ise aileme yaşanan hiçbir sorunu anlatamadım. Çünkü hem yaşça çok küçüktüm, hem de bana inanmayacaklarını düşündüm, tıpkı diğer olaylarda olduğu gibi. İşin dinle alakalı olan kısmı böyleydi, oradan çıkıp liseye geçene kadar düşüncelerim, eylemlerim hep problem yarattı ve sürekli hem fiziksel hem psikolojik şiddet gördüm.

Okuldaki öğretmenlerim tarafından takip edildim, sosyal medya hesaplarım ele geçirildi, benim ağzımdan arkadaşlarımla mesajlaşıldı. Duymadığım hiçbir hakaret kalmamıştı, ancak bardağı taşıran “Senin gibi bir kızım olsa öldürürüm, babana yazık!” lafı oldu. Üstünden geçen senelere rağmen hala canımı yakan tek cümleleri bu kaldı.

İşin dinden ayrı olan yönü de öncesinde de söylediğim gibi cinsel şiddete dayalıydı. Yapılan programda erkeklerin sesimi duymasının haram olduğu söylenirken, programdan sonra erkek hocam tarafından taciz ediliyordum. Anlattıklarım kulağa abartılı, içi boş, ajitasyon dolu geliyor olabilir. Hiçbir duygumu katmadan olanca tarafsızlığıyla paylaşmaya çalıştım bir şeyleri. Şimdiyse bambaşka bir şehirde üniversite okumaya başlayan, kendi ayakları üstünde durarak kendi parasını kazanan, kendini günbegün geliştiren, büyüten, en içten haliyle yaşamaya çalışan genç bir kadınım. Bütün bu yaşananlar geride kaldı demeyi çok istesem de, sizden, bir daha asla o kadar masum olamayacağınız bir dönemde çocukluğunuzu alıyorlar.

Aynı şeylerin bir başka çocuğun başına geldiğini değil görmek, değil okumak, düşündüğün zamanlarda bile yine o eski acıyı tadıyorsun. Geçip giden bir şey olduğunu düşünmüyorum, senelerdir bu konuda psikolojik tedavi alma fırsatı yaratmaya çalışıyorum, umarım bu sene başlayacağım.
Olduğu kişiden dolayı fiziksel, psikolojik, cinsel şiddet gören, bunu çok küçük ve -bu kelimeyi kullanmak hala burnumun direğini sızlatsa da- çok masum olduğu bir zamanda yaşayan bir kadın olarak; şimdi, herkes her şeyi aştım zannederken dahi, kilometrelerce uzaktayken dahi, bir gece yarısında görüyorum ki bu yaraları sarmak benim için henüz mümkün değil. Bir gün gelecektir elbet, yeniden başlayacak, yeniden söyleyeceğimdir o yiten türküleri. İnanıyorum. Bana bunları anlatma fırsatı verdiğiniz, bu alanı yarattığınız için yeniden yeniden yeniden teşekkürler.

(Görsel: Bahar Sabzevari)

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir