Çok ağır şiddet gördüm, İHL’de açığım diye çok dışlandım, müdür yardımcısından işitmediğim söz hakaret kalmadı.

Kuşların özgürce uçtuğu, kedilerin özgürce dolaştığı ama bir kız çocuğunun asla istese de özgür olamadığı ünlü Konya’dan yazıyorum bu yazıları. Kesinlikle overrated değil,Konya Türkiye’nin en çomar şehri. Burada doğan kız çocuklarının hepsi bu baskıya maruz kalıyor.

Gelelim benim hikayeme; aşırı çomar, dini sadece kadının kapanması olarak gören sorumsuz bir baba ve çok pasif bir annenin kızı olarak; hoca olan halalarımın elinde büyüdüm. Küçük yaşımda hep baskıya uğradım, herkesin içinde rencide edildim, dışlandım. Ablam küçücük yaşında kapanmıştı. Hatta bir keresinde hiç unutmam ablam 5. sınıftayken, babam saçını kapatmadı diye ablamın kafasına taş atmıştı. İşte böyle bir şey vicdansızlık, cahillik. Sana hiçbir şey yapmamış bir çocuğuna başına bir bez parçası geçirmedi diye belki ölümüne neden olacak bu caniliği yapıyorsun. Ablam kapandı ve bir daha açılmadı. Babamın, halalarımın gözdesi çünkü kapalı. Aaa evet, ben, bana gelince; baskılara dayanamayıp babam beni zorla İHL’ye gönderince kapandım – ki ondan önce de arada başımı kapatıyordum çünkü çok baskı görüyordum.

Liseye başladığım yıl korkunçtu, çok pasiftim, arkadaşım yoktu, herkes benimle alay ediyordu, kendimde değildim. Üstüne bir de kaldığım yurt namaz kılmaya karışan dindar bir yurttu. İyice kendimden kopmuştum, her gün ağlıyordum. Yurtta ablam da vardı ve benim her şeyime karışıyordu. Topuz yapmama falan deli olurdu, dar giyinince kızardı. Benim psikolojim iyice bozulmuştu. Yurt bir yandan, okul bir yandan sıkıştırıyordu. Psikolojim maalesef etkilendiği için beynim yıkanmıştı ve maalesef hala utanç duyduğum ve hala şoke olduğum bir dünya görüşü belirlemiştim: kadın köleydi, İHL’i bitirip evinde oturmalı, koca bulup hemen evlenmeliydi, erkek üstündü. Cidden ben bu kadar cahildim, beynim yıkanmıştı. Ama içimdeki Martı Jonathan’ın seslerini susturamıyordum.

Dediklerim ve düşündüklerim çelişiyordu. Tek amacım evlenmek miydi, cidden bunu sorguladım. Bir gün bütün bunlara sebep olan tanrıyla namazdan sonra konuştum, ne istiyordu benden? 11 yaşında masum bir kız kapanmadı diye başına taş atmamı mı? Kuşu ölen çocuğa taziyeye giden peygamber bunu mu istiyordu benden? 9. sınıfın yazı, ne olduysa o zaman oldu, sorgulama başladım ama artık kapanmıştım ve çok fazla baskıya maruz kalacaktım.

Bir ara teyzemin yanına gittim ve teyzeme giderken açık gittim, gezdim, saçıma vuran rüzgârı hissettim, o an karar verdim; açılacaktım. Radikal kararlar alan bir insanım ve aldığım bu ani kararlar hayatımı yönetiyor. Ve evet açılmıştım, ilk ablama söyledim. Ablam başta karşı çıktı ama sonra ses etmedi. Açıldığım gün halamın beni gördüğünde verdiği tepkiyi hiç unutamıyorum, bana katilmişim gibi davrandı. Herkes beni ikna etmeye, örtmeye çalıştı ama tek başıma direndim. Her türlü ayrımcılığı yaşadım. Babamdan, halamdan çok ağır şiddet gördüm, İHL’de açığım diye çok dışlandım, müdür yardımcısından işitmediğim söz ve hakaret kalmadı. Açılmıştım ama istediğimi giyemiyordum, okuldaki müdür yardımcıları herkesin önünde bana ferace giydirmeye çalışıyorlardı. Zamanında başörtüsü zorla çıkarılanlar bana zorla ferace giydirenlerdi. Direnişle geçen 2 yılın ardından son senemde açığa geçip dershaneye gittim ve hayatım değişti. Artık akşamları yurda giriyor, özgürce geziyor erkeklerle arkadaş oluyordum, gay arkadaşım bile vardı. O kadar huzurlu ve mutluydum ki.

Kendimi geliştirdim okudum çok okudum. Artık babam alışmıştı, her ne kadar hala Atatürklü ayracımı gördüğünde sinirinden köpürse de. Şu an şehrimden çok uzakta, batıda bir üniversite kazandım. Hayalimin mesleği öğretmenliği okuyacağım. İstediğim giysileri giyebiliyorum eskiye nazaran, eskiden yaz günü ceketle çıkmak zorundaydım ama şu an kısa kollu giyebiliyorum, çok alıştı ailem. Ayrıca ilk defa bu yıl kısa etek omzu açık elbiseler giymeye başladım. Üniversitede istediğim gibi giyinebileceğim, kendim olmaya emin adımlarla ilerliyorum. Kendimi az da olsa bulduğumu düşünüyorum. Çok gülen, çok espritüel bir insanım, kara mizahı çok severim, içinde bulunduğum duruma ağlamak yerine espriye vururum. Son yaşadığım olay, üniversite yurdu için babamın beni cemaat yurduna vermek istemesiydi. Tabii ki de ben buna boyun eğmedim ve özgürlüğüm için savaştım, reddettim, mücadele ettim. Kendi çabamla düzgün, rahat, özgür bir yurda kaydoldum.

Cahil insanların hayatınız hakkında söz sahibi olmasına izin vermeyin. Ama yine de kanayan bir yaram var. Annem, babamdan fiziksel ve psikolojik çok şiddet görüyor, ilk işim okuyup onu kurtarmak. Öğretmen olup nice güçlü kadınlar yetiştirmek. Kapalı olup açılamayan güzel kadınlarım, kendinizi çoook sevin olur mu? Kadınlığın aşağılık görüldüğü bu coğrafyada birbirinizi hep destekleyin. Biliyorum zor ve imkânsız gözüküyor ama değil. Tek başınasınız, kimse sizi anlamıyor, hayır. O başınızdakini bir kenara atarken elinizden tutan ben varım. Ben ve niceleri…

Ayaklarınızın üstünde dimdik durun ve bu cehalete karşı kahkahalarla gülün kadınlarım, onların dışlamalarını hakaretlerini ciddiye almayın. Sadece gülün, içinizdeki Martı Jonathan’ı sevin. Özgürlük o kadar güzel, gülmek o kadar güzel ki kadınlarım, çektiğim her acıya değer. Hayat sizin hayatınız, cehaletin içinizdeki Martı Jonathan’ı öldürmesine izin vermeyin.

(Görsel: Mostafa Meraji)

Paylaş:

Comments (2)

  1. Gerçekten sizin gibi insanlar dünyaya olan ümidimi arttırıyor.
    Atatürklü ayraç hikayesi nedir tam olarak merak ettim biraz.

  2. Kararsız ama kararlı

    Ne güzel yazmışsınnn

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir