Erkekler istediği gibi giyiniyordu da neden biz onlar tahrik olmasın diye her yerimizi kapatmak zorundaydık?

Öncelikle merhaba. Benim hikayem annemi 13 yaşında kaybetmemle başlıyor. Yıllarca öz dayımın tacizine uğradım, nereme el sürmüşse ben hep oralardan nefret ettim. Yaşadığım yer küçük bir yer; ne zaman okula gidecek olsam, çarşıya çıkacak olsam 50+ amcaların gözleriyle beni taciz etmeleriyle çocukluk çağım geçti. Babamdan ziyade hep amcam baskılardı kapanma konusunda. Her sabah okula gitmeden önce babanneme ve amcama gözükür, eğer giydiklerim uygunsa okula gidebilirdim. 14 yaşımdaydım…

Lise formam etekti, bana dizlerimin altında bir etek alındı ve saçlarım zorla kestirildi, çünkü liseye başlamıştım, eskiden benim yaşım annelerimizin evlenme çağıydı. Açık saçık giyinemezdim, o saçlar açılamazdı, eğer açıyorsam erkeklere kuyruk sallayan ben oluyordum babannemin gözünde. Okulun ilk günü eteğimi kıvırarak gitmeye karar verdim ve adımı attığım ilk adımda bir tokatla karşılaştım… O gün bol bir pantolonla gidebildim okula, artık benim tutsaklığım başlıyordu. Günlerce babannemin ahlaksız ithamlarını dinledim, amcam sanki dünyanın en kötü insanıymışım gibi davranıyordu, çünkü saçlarım açıktı. Çocuktum, ilgi görmek istiyordum, anne baba aile sevgisi görmek istiyordum, artık amcamın gözünde takdire şayan bir insan olmak istiyordum ve kapanmaya karar verdim. Evdekiler tabii ki takdir etti. Arkadaşlarım, hocalarım… Ve tabii ki ben bunu yıllarca kabullenemedim. Tek tesellim o iğrenç amcaların vücuduma artık bakamayacak olmalarıydı, ama olmadı… Bir çarşaf giyinsen bile tahrik olan bir toplumda yaşıyorduk, ne bekliyordum ki…

Ve üniversite kazandım, ev arkadaşım açıktı, saçları upuzundu… Her gün ona imrenerek bakıyordum. Saçlarını şekilden şekile sokuyor, çok güzel kıyafetler giyiniyordu. Evet, ben de güzel giyiniyordum ama dar paça üstüne bir tunik giymekle kapalı olunmuyor.

Artık sabahları o başörtüyü yapmak bana zulüm geliyordu, ciddi manada beni sıkıyordu, boğuyordu. Sorgulamaya daha çok başladım, erkekler istediği gibi giyiniyordu da neden biz onlar tahrik olmasın diye her yerimizi kapatmak, göstermemek zorundaydık, neden?

Neden bir insan saçı açık olduğu için “dinsiz” veya saçı kapalı olduğu için “dindar” kabul ediliyordu? Çıkmaza doğru gittiğimi düşünürken bir gün açılma kararına vardım, ev arkadaşıma söylediğimde sert bir tepkiyle karşılaştım. Böyle bir şey yaparsam günahkar olacağımı ve insanların gözünden düşeceğimi söylemişti. Onun memlekete gitmesini bekledim, evde tektim, ve ben kararımı vermiştim, tek başıma bu evden başörtü takmayarak çıkacaktım ve kim ne derse desin dimdik duracaktım.

Saçlarımı çok severim, belime kadar olan saçlarımı açıp dışarı çıktım, iki adım attım hemen apartmana geri girdim, ama sonra “Sen ne yapıyorsun, kendine gel, bu senin kararın, önce sen saygı duy ki insanlar da saygı duyabilsin” dedim ve çıktım. Sanki herkes bana bakıyor gibiydi, ama en önemlisi rüzgar saçlarıma temas ediyordu, yavaşça savuruyordu, işte bu benim için özgürlüğe kavuşmaktı, o an dünyanın en mutlu, huzurlu, özgür insanı bendim.

Kız arkadaşlarıma gittim ve gittiğimde o kadar şaşırdılar ve büyük tepkiler verdiler ki… Kapalı arkadaşlarım beni direkt içeri çektiler ve kimse görmediyse hemen başımı kapatmamı söyleyerek, gözlerini belerterek konuştular. Bense “Ben bundan sonra böyleyim” dediğimde, işte o günden sonra benimle arkadaşlıklarını kestiler. Çok da umrumda değildi, çünkü daha 1 aydır tanıyordum onları. Üniversitedeki sınıf arkadaşlarım şaşkınlık içindeydiler, ne zaman sınıfa adım atsam bana çok değişik bakıyorlardı ve bu beni artık rahatsız etmiyor, aksine daha güçlü hissettiriyordu. Çünkü onlar kimdi ki?

Tabii ki aile tarafından önce hoş karşılanmadı, ama artık başka bir yerde yaşıyordum ve memleketime sadece kardeşimi görmek için geliyordum. Hiç kimse umrumda değildi, onlar da bunun farkındalardı, çünkü ters bir şey söyleseler silerdim onları, çünkü bu hayatta ben en önemli varlığımı kaybetmiştim; onca pisliklerle çocukluğumu geçirmiştim…

Şu an çok mutluyum, dakikalarca yağmurun altında durup mutlu olabiliyorum, saçlarıma yağmur suyu geldiği için dünyalar benim olabiliyor. Mesela rüzgarlı bir havada tişörtle durup tenime rüzgarın değmesini hissettiğim için mutluydum… Demem o ki, kim ne der diye düşünmedim ve özgürlüğümü yaşamaya başladım. Daha 20 yaşında gencecik bir insandım, bu hayat benim hayatımdı, toplumun zorbalığıyla, aile, toplum baskısıyla geçecek bir hayatım yoktu, olmamalıydı da. Yeniden doğmuş gibiyim ve 20 yıllık hayat yolumda attığım en güzel adım, saçlarımın rüzgarla kavuşma anı ve benim bulutların üstüne çıkmış gibi hissedişimdi…

(Görsel: Helene Delmaire)

Paylaş:

Comment (1)

  1. Benimle çok benzer şeyleri yaşamafan mı desem bilemiyorum ama ağladım. Hatta hala ağlıyorum, ama senin afına çok mutlu oldum inan bana 🙂
    Aynı şeyleri hissetmişiz, ben hala tutsak olsam da olsun. Elbet bir gün özgür olacağım. Kendine iyi bak <3

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir