Yalnız olmadığını bilmek o kadar güzel ki.

Bütün yazıları hıçkıra hıçkıra okudum. Gerçekten yalnız olmadığını bilmek o kadar güzel ki. Ama hepimizin bir o kadar da çaresiz olduğunu görmek çok acı.

Ben gerçekten muhafazakâr denilebilecek bir ailede büyüdüm. Baba tarafı dinle kafayı bozmuş aşırı muhafazakâr. Anne tarafım o kadar dindar değil ama annem de tarikatlara katılmış bir kadın. Ben çok küçükken kendi isteğimle kapandım, arkadaşım kapandı diye, regl bile olmamıştım.

Ailem sevindi, hediyeler alındı, mutluyuz, ben mutluyum çocuğum daha, iyi bir şey yaptığımı sanıyorum her şeyden habersiz. Kapalı ama nasıl kapalı; geniş geniş eşarplar omuzlarıma kadar. Uzun uzun etekler, bazen ferace giyiyorum. Asla ama asla pantolon tunik giyemedim ve bu pantolon giyemeyişim içimde hep kaldı. Neymiş erkeğe benzeyen kadına, kadına benzeyen erkeğe lanet etmiş peygamber. Aile çevrem de böyle olduğu için (kuzenlerim, annemin arkadaşlarının çocukları, arkadaşlarım) pek de zorlanmadım. Ta ki liseye kadar.

Lisede bir şeylerin yanlış gittiğini anladım, zorla sureler ezberlettirirdi babam bana. O kadar iradeli değildim asla ezberleyemezdim uğraşmazdım da. Her zaman bunun yüzünden kavga ederdik. Her yaz 16-17 yaşlarında olmama rağmen Kuran kursuna gönderilirdim zorla. Bu bana çok zor gelmeye başlardı. İçimde bir korku vardı, yanlış şeyler yaparsam başıma kötü şeyler gelecek diye. İlk yanlışıma Kuran kursuna giderken abdest almamakla başladım.1 ay boyunca abdestsiz gittim, Kuran okudum namaz kılıyormuş gibi yaptım. Bu benim için çok büyük bir şeydi, size anlatamam. Devamında oruç tutmamaya, ezan okunurken müziğin sesini artırmaya (komik) başladım. Okuduğum kitaplar, gece uykularımı kaçıran düşünceler…

Artık dinden o kadar uzaktım ki. Bunu ailem de fark etti. Babam aldı beni karşısına “Anlat kızım derdin ne?” dedi. Açılmak istediğimi, din hakkındaki görüşlerimi, her şeyi anlattım. Keşke anlatmasaydım. O an o kadar kötüydü ki babam annem deli gibi ağlıyorlardı, kendilerini suçluyorlar, bana bağırıyorlardı. Babam başımdaki örtüyü çıkarırsam kimsenin beni sevmeyeceğini söylüyor, üniversiteye göndermemekle tehdit ediyordu. Annem kafasına vurmaya başlıyor, dövünüyordu. Babam onun kızı olmadığımı söylüyordu. O anı size anlatamam hala aklıma geldikçe nefes alışım değişir. Kötü bir kavganın ardından odama gidiyorum uyumak için. Babam başıma geliyor Kuran okuyor saatlerce. O kadar komik ki sanki ölmüşüm gibi… Kuran sesi duymaya bile tahammülüm yok artık. Daha neler neler, değil size anlatmak kendi içimde bile tekrarlayamam bazılarını. Sindirildim, mecbur kabul ettim, vazgecirildim. Her akşam sohbet dinlettiler bana, zorla namaz kıldım. Zorla hocalara götürüldüm. Asla tatmin olmadığım diyaloglara tabi oldum. Zorla Esma’ül-hüsnayi ezberledim. Arkadaşlarla buluşmak yok. Bana kıyafet aldılar, ayakkabı aldılar, yeni şallar aldılar. Düşündüm olmayacak ne yapabilirim ki, aradan 5 yıl geçti ve her şey hala aynı. Zerre özenmiyorum kendime, bir bez parçasını kafama sarıp o simsiyah şeyi giyip çıkıyorum evden. Zorla namaz kıldırılırım, imali sözlere maruz kalırım hala. Ama artık yeter, az kaldı eğer başarabilirsem buraya yazacağım.

Başkalarına komik gelebilir ama ben de saçlarımı rüzgârda savurmak istiyorum. Ben de saçlarım ıslansın istiyorum, ben de pantolon giyebilmek istiyorum, kollarına güneş değsin istiyorum. Özgür olmak istiyorum. Mesele sadece açılmak değil bu başlangıç her şey için. Ait olmadığım insandan şu anki benden kurtulmak için bir adım.

(Görsel: Mikołaj Kasprzyk)

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir