Neden kısıtlanan ben oluyorum?

Merhaba herkese. Bu siteye önceden acıyarak bakardım. Yazık ahiretlerini mahvettiler bir de marifet gibi anlatıyorlar, diye. Kaybeden benmişim aslında. Bu kibir ve öfke beni sadece cehenneme layık ederdi. Asla derdim hep, asla açmam. Kafamı kesseler dahi bu örtüyü çıkarmam. Ama rüzgâr tersine döndü. Kınadığım kişilerin safında onlara özgürlüklerinin tadını çıkarmalarını söylüyorum.

Benim bu kararı almamda etkili olan şey mesleğim ve sosyal hayatım oldu. Mimarlık okuyorum. Üniversite hayatım başörtülü geçti. En güzel yıllarım kendimi kasarak ve kısıtlayarak geçti gitti. Baktım ki 5 yılın sonunda aynaya bakmaktan nefret etmiş, kendini hiçbir sosyal faaliyete layık görmemiş biri var. Ağır depresyonlara girdim. Dediğim gibi üniversite 1. sınıfta kapandım, ondan önce tamamen özgür bir kızdım. Askılımı da giyerdim, mini eteğimi de, kimse de bir şey demezdi. Ben kendi kendime ettim. O yüzden 7-8 yaşında kapananlara göre oldukça şanslıyım. Çünkü net karar verebiliyorum hangi tarafın iyi olduğu konusunda. Özgürlüğü tattım ve tadı damağımda kalmış.

Başörtüsü sizi toplumdan psikolojik olarak soyutluyor. Şıkır şıkır giyinen insanların yanında uzun uzun sallanan kumaşlarla durmam beni aşağılık kompleksine soktu. Kimseyle iki laf edemez hale geldim çünkü utanıyordum. Evet, kabul ediyorum eskiden olduğu gibi beğenilmek istiyordum ve bu utanılacak bir itiraf değil. Erkeklerin fıtratında güzel olana bakmak istemek varsa benim fıtratımda da güzel olmayı istemek var. Neden kısıtlanan ben oluyorum? Bir kişi rahat rahat günaha girmeyip cennete gidecek diye ben neden sıcağın altında kat kat giyiniyorum? Bu sorgulamalar beni tamamen uzaklaştırdı.

Hala çıkarmadım başörtümü. Evden çıkarken tiksinerek bakıyorum kendime. Depresyon tedavisi görüyorum. Sosyal hayatım mahvoldu. Sürekli insanlar ne düşünür diye oraya buraya gidemez gezemez oldum. Sinemaya, tiyatroya, çok sevdiğim resim sergilerine gidemiyorum insanlar “Bunun burada ne işi var?” der diye. Çünkü ilk radikal zamanlarımda öğrenmiştim ki bu örtü kadının bazı şeylerden geri durmasını istiyor. Sosyal hayatta çok görünmesini istemiyor. “İşini hallet ve gir evine.” diyor. Hz. Hatice örneğini veren insanlara da anlam veremiyorum. Onun zamanında örtü ayeti inmemişti bile, gayet rahat sosyal hayatta bulunup ticaret yapabiliyordu. Daha sonra peygamberin hanımlarına, perdelerin arkasında durun uyarısı geldi. Bu örnek yerinde değil. Hz. Hatice’yi hala çok ama çok seviyorum. Tek örnek aldığım kişiydi diyebilirim. Ona karşı içimde inanılmaz bir sevgi var. Fakat verilen örnek yerinde değil. Hz. Hatice kadınların henüz o kadar da kısıtlanmadığı bir dönemde yaşadı.

Şu an 4. sınıftayım. Mimarlık bitecek ve ben iş hayatımda artık bu görüntüyle bulunmak istemiyorum. Okul biter bitmez başımı açmayı düşünüyorum. Yapana sonsuz saygı duyarım fakat ben artık içimden gelmeyerek bir şeyi yapmak istemiyorum. Kendime olan saygımı yitirdim bundan dolayı. Fikirleri ne olursa olsun ailemin beni bu kadar kişisel bir konuda yargılamalarına izin veremem. Bu çok özel bir mevzu ve benden başkasını kapsamaz. Ben de artık kim hakkımda ne düşünür endişesi taşımadan gezmek, bisiklete binmek, koşmak, yürüyüş yapmak, sinema tiyatro izlemek istiyorum. Sen başındaki örtünle daha edepli ol hareketlerine dikkat et diye kısıtlanmak istemiyorum. Müslüman olduğunu iddia eden erkekler barlara gece kulüplerine girince kimse onların Müslümanlığını sorgulamıyor ama bizim başımızda sembol olduğu için yolda kahkaha atmamız bile ayıplanıyor. Nefret ediyorum bu çifte standarttan. Özgürlüğüm için mücadele etmem gerekiyorsa da ederim. Kimse benden ve duygularımdan değerli değil.

(Görsel: Francis Picabia)

Paylaş:

Comment (1)

  1. Kendimle gurur duyuyorum bu yazıyı yazdığım için . Ve size de teşekkür ediyorum yazımı paylaştığınız için .

    Yaklaşık 4 5 ay önce ailemle konuşmadan önce yazmıştım bu yazıyı . Şimdi ailemle konuştum ve nasıl mutlu olacaksan öyle yap dediler. Kurtuldum 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir