Ben üzerinde kontrol edilebilen ipler bulunan bir kukla değilim.

Merhaba! 17 yaşındayım. Birkaç ay sonra 18 olacağım. YKS’ye hazırlanıyorum. Ailem İzmir’de yaşıyor. Eğer istediğim bölümü kazanırsam gitmeden önce ailemle konuşacağım. Şimdi konuşmak istiyorum ama gerçekten fazla çekiniyorum.

Ben 8. sınıfa başlamadan önce kapandım. Çok istememekle birlikte biraz zoraki kapandım. Aslında ilk kapandığım zaman her istediğimi almaları beni mutlu etmişti. Fakat sadece 1-2 hafta sonra bunun sadece bir heves olduğunu fark ettim.

Ben gerçekten çok enerjik ve rahat giyinmeyi seven bir insanım. Çoğu arkadaşım kapalı olmama şaşırıyor. Aslında bazen ben bile şaşırıyorum. Ailem bu kararıma saygı duymayacak, bundan eminim fakat ben kendi hayatımdan feragat etmeyeceğim. İstediğim gibi yaşayamadıktan sonra ne anlamı var ki yaşamanın? Başörtüsü gerçekten çok büyük bir sorumluluk ve ağırlık isteyen bir kavram. Uğrunda insanların gözyaşı döktükleri bir dava. Ama dünya üzerinde herkes bu sorumluluğu almak zorunda değil. Muhafazakâr ve dindar bir ülkede yaşıyoruz. İnsanlar kalıplaşmış bir kültürü sahiplenmiş durumda. Yenilik ve farklılıklara açık değiller. Ama bu baskıcı tutum bizleri dindar yapmaz aksine soğutur, kinlendirir. Üniversiteye geçmeden ailemle konuşacağım. Kabul ederler ya da etmezler. Kendi bilecekleri iş. Ben bu hayata kimsenin gölgesinde kalmaya gelmedim. Ben üzerinde kontrol edilebilen ipler bulunan bir kukla değilim. Benim tercihlerim, benim kurallarım, benim hayatım. En fazla 1-2 ay konuşmazlar. Reddedecek değiller ya? Gerçi olur da bu tarz bir tutum sergilerlerse kendimle gurur duyarım. Gerici insanların arasında aydın kalabildiğim için.

Günah boyutuna bakarsak, ne çarşaflılar görüyoruz. Onu da geçtim, din; insanın içinde, niyetindedir. Kapalı olup kötü niyetli olan biri, açık olup iyi niyetli birinden daha mı üstün? Böyle bir din yok arkadaşlar! Din, varlığının amacını bilmek ve ona uygun şekilde yaşamak demek. Açık olur, olmaz. Ne fark eder? En basit örnek Marie Curie, radyoaktivite konusundaki çalışmalarda bir öncüydü ve Nobel ödülünü iki kez kazanan ilk kadındı. Şu an dünyanın her yerinde kanser insanlar onun sayesinde radyoterapi görebiliyor. Marie Curie Müslüman değildi. Herhangi bir Müslüman kadının eşi, çocuğu, annesi, babası, arkadaşı, akrabası -hatta kendisi bile olabilir- Hristiyan bir kadının yaptığı makine ile iyileşiyor. Üstüne üstlük, Marie Curie, bu makinenin yapımı sırasında çok fazla radyasyona maruz kaldığı için kanserden ölüyor. Şimdi soruyorum bu kadının insanlığa bu kadar faydası varken açık olup olmaması kimin umurunda? Önemli olan insanların başarısı, dünyada bıraktığı iz ve arkasında kalan insanlardan aldığı hayır duası mı yoksa günümüzdeki -daha doğrusu ülkemizdeki- birçok başörtülü kardeşlerim gibi, yarım pantolon giyip, bone takmayıp, boya fıçısı gibi gezmesi mi? Tabii ki onlara da bir şey söylemiyorum. Herkes istediği gibi giyinmeli. Fakat dediğim gibi başörtüsünün sorumlulukları var. Ben az önce söylediğim o kızlar gibi gezemiyorum. Öyle olsam belki bu kadar daralmazdım bu konuda.

Ben dışarıda koşabilmeyi özledim, merdivenleri zıplayarak inmeyi, bisiklete binmeyi, istediğim gibi giyinmeyi, ev halim ile bakkala gitmeyi, kapı çaldığında rahatlıkla açmayı, daha hatırlayamadığım nice şeyi özledim. Çok basit şeyler gibi görünebilir. Ama bu saydıklarımı ve sayamadıklarımı yapamamak beni kısıtlıyor. Ben kısıtlanmak istemiyorum. Görüntümle dünyada ayrıştırılmak istemiyorum. Ben insanlar tarafından “ben olduğum için” sevilmek ya da nefret edilmek istiyorum. Sokaktaki kızlar beni sırf görüntümden dolayı yakın bulmasınlar. Zorbalığa uğrayan kapalı ya da açık herhangi bir kızı koruyabilmek istiyorum. Ben özgür olmak istiyorum. Seçimlerime saygı duyulmasını istiyorum. Ailem, çevrem, arkadaşlarım. Ya saygı duyarlar ya da saygı duyacak olan insanları ben bulurum. Çünkü bu benim hayatım. Benim tercihim. Lütfen benimle görüşlerinizi paylaşın. Bekliyor olacağım. Doğrularım ya da yanlışlarım olabilir. Bilerek ya da bilmeyerek kırdığım, üzdüğüm biri varsa özür diliyorum. Kendinize iyi bakın. Özgür kalın. 

(Görsel: Petra Eriksson)

Paylaş:

Comment (1)

  1. On yedili yaşlarda olupta kendinizi bu kadar iyi ifade etmeniz gayet güzel:) Yaklaşık on yıl tesettürlü yaşamış ama sonrasında açılmış bir kadın olarak size naçizane tavsiyem örtünmek istememenizi sadece bir tercih olarak görün. Ne çarşaflı kadınlar var şöyleler böyleler demek inanın ki çok anlamlı ve yerinde bir bakış değil. Toplumumuzda başörtüsüne abartılı anlamlar yüklendiği için bunaldığınızın farkındayım. Yolunuz açık olsun. Gönlünüzden geldigi gibi yaşayacağınıza inanıyorum. Çünkü ne istediğinizi ve ne istemediğinizi gayet iyi biliyorsunuz. Sevgiler;)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir