Bana biçilen rolün evimde sözde “kraliçelik” ve en büyük kariyerin yalnızca “annelik” olduğunu kabullenmeye çalıştım.

Merhaba Yalnız Yürümeyeceksin Ailesi,

 Uzun bir süredir devam eden derin bir bunalımın içinde yazıyorum bu satırları. 17 yaşımda, lisede kendi isteğimle kapandım. Açıkçası örtü takma konusunda pek de zorlanmadım. Zaten aşırı açık giyinen bir kız olmadım hiçbir zaman. Ailem ise, Allah onlardan razı olsun, hiçbir zaman bana baskı yapmadılar. Aldığım her kararda ne olursa olsun yanımda oldular. Ve şimdi, bundan sonrasında alacağım karar için, uzun süredir yüreğimden geçen “yepyeni bir sayfa” için maalesef içten içe üzülecekler fakat eminim ki yanımda durup saygı gösterecekler.

Gelin görün ki yine de çok zor. Maalesef ki çok zor. Toplum faktörü yiyip bitiriyor sizi. Konu başörtüsü olduğu zaman hiçbir Arap toplumunda görülemeyecek düzeyde keskin bir kutuplaşma ve kimlik krizi içerisinde buluyoruz kendimizi. Ülkemizde çok radikal bir alan oluşuyor mesele tesettür olunca; açık kadınların görünen her bir saç telinin cehennemde onları cayır cayır yakıp yakmayacağı sorunsalı, kadın dindarlığının tek göstergesi olarak örtünün temsil edilmesi, öte yandan ülkemizin 28 şubat gibi tesettürlü hanımlara travma yaratan, ağır ve sancılı bir faşizm sürecinden geçmesi… Şimdilerde ise başörtüsünün ya da açık civciv sarısı saçların adeta siyasi kimlik göstergeleri gibi durması… Bütün bunlar bizi birbirimizden uzaklaştırdı, kutuplaştırdı maalesef. Ve ben 17 yaşımda başımı örttüğümde kendimi bir kimlik krizinin ortasına sürüklediğimi fark edemedim bile.

Şu an 20 yaşındayım ve o baskı sürecini yaşamadım. Annem tesettürlü, henüz ben yeni doğmuşken askeri bölgeden vatanımızın bir askeri tarafından kolundan tutulduğu gibi kovulduğunu gözyaşları içinde anlatır. Aynı annem, babasından değil fakat annesinden ve ailesindeki diğer kadınlardan başörtüsü konusunda nasıl baskı gördüğünü, kıyafetlerinin yırtılıp atılarak aldığı edep terbiyesini ve ojelerinin camdan fırlatılışını aynı acıyla ve gözyaşlarıyla anlatır. Kendisi o gün kararını vermiş zaten: “Ben kızımı asla böyle yetiştirmeyeceğim.” Nitekim yetiştirmediği için minnettarım.

Bana tesettür telkinleri annem ve babam tarafından yapıldı. Örtünmenin Allah’ın emri olduğunu ve bunu yerine getirmenin doğru bir adım olacağı söylendi. Asla “örteceksin” denmedi, teşvik edildi, hatırlatıldı. Bana tesettürü hatırlatan babam hala daha istediğim rujları, farları, ojeleri bana hediye eder. Aile konusunda şanslı olduğumu her zaman hissettim.

 17 yaşlarıma geldiğimde daha dindar olmam gerektiği hissine kapıldım. Ailemin yanlış yolda olduğunu, daha sağlam bir dindarlığın toplumumuzda olması gerektiğini, bunun için örtünün vazgeçilmez bir unsur olduğu hissine kapıldım. Bir sürü hocaları dinledim internette. Kitaplarını okudum. Her ne kadar içim acısa da, 17 yaşımda, bana biçilen rolün evimde sözde “kraliçelik” ve en büyük kariyerin yalnızca “annelik” olduğunu kabullenmeye çalıştım. Zira Müslümanların niteliğinden çok kalabalık olmaları çok çok önemli bir meseleydi onlara göre. Benim erkeğe görünmemem gerekiyordu. Haramdı bu. Siyah giymem makbuldü. Mesela gitar çalmamam gerekiyordu. Kadınlar arasında dahi olsa o bikiniyi giymem, o bikiniyi giyenlerin arasında durmam imkânsızdı. Okumak istediğim bölüm asla caiz değildi. Siyaset de neydi ki? Neydi uluslararası ilişkiler? Kadın dediğin yönetici olmazdı. Kadın dediğin ülkesini temsil edemezdi. Zira peygamber aleyhisselam onlara göre kadın yöneticileri olan toplum iflah olmaz gibisinden bir şeyler söylemişti. Ayrıca öyle yalan-yanlış kitaplar okunamazdı. Sadece tek çeşit doğru vardı. Bütün bunların iyi dindarlık olduğunu zannettim ve teslim olmaya çalıştım. Ama olamadım…

 İyi ki de olmadım. “Benim kızım keşke f16 pilotu olsa…” diyen bir babanın kızı olarak takvalı bir tesettürlü, nasıl oluyorsa artık, beceremedim. Aksine iki dil öğrendim, üniversiteyi kazandım, bolca okudum, araştırdım, hiçbir dini ve siyasi yapıya yahut bir görüşe mutlak bağımlı kalmadım. Kendimi geliştirmek için elimden geleni yaptım. Ortadoğu’ya gittim. “Bu insanlar neden böyle? Savaşın içinde? Herkes huzursuz? Kadınlar mutsuz? Herkes mutsuz? Nerede hata yaptık biz? Bu çocuklar savaştan çok daha iyi bir geleceği hak etmiyor mu?” diye derin derin sorguladım.

Daha sonraları karşıma İslam adı altında bambaşka görüntüler ve sözler çıktı: Dinden döneni öldürenler, zorla saç teli kapatanlar, namaz kılmayanları öldürenler, 1000 tane dahi olsalar kadınların şahitliğini kabul etmeyenler, kadınları aklı- dini eksik kabul edenler… Erkeklerin kadın eksenli, hem bu dünyada hem ahirette adeta her şeyin menfaatlerine olarak düzenlenen bir sistemin dikte edilmesi… Bu muydu din? Bu muydu ahlak? Hayır olamaz. İnançlı bir insan olarak kabullenemem bunu. Açık saçık dolaşma, erkekleri tahrik etme gibi bir niyetim yok, cinselliğim de sömürülmesin istiyorum. Bunun tek şartının eskiden hür kadın ve cariye kadın farkını sağlayan başörtüsü olduğuna da artık daha fazla inanamıyorum. Gittiğim bir Arap ülkesinde tesettürlü olduğum halde defalarca tacize uğradım, iğrenç bakışlar altında kaldım. Sokakta elimde her an bir bıçakla dolaştım. Bütün bu yaşadıklarıma rağmen, evimde kalmamın emniyetimi sağlayacağını söyleyen sözüm ona Müslüman erkeklere tek sözüm var:

Gerçekten iyi bir Müslüman olmak istiyorum. Kul hakkı yememek, sevgi, adalet, hoşgörü, barış, erdem, paylaşmak, yardımlaşmak, gülümsemek, selamlaşmak gibi kulluk bilincimizi evlatlarıma da bütün insanlığa da anlatmak istiyorum. Bu adaletsizliğe, bu haksızlıklara, savaşın ortasında kalan çocuklara daha fazla dayanamıyorum. Ben de bir şeyleri değiştireyim istiyorum  ve bunun için elimden geleni yapmaya hazırım. Başörtüsü takmamak beni sizden daha az Müslüman yapmaz. Saçımın görünmesi beni ahlaksız yapmaz… Aynı kutsal mekanda tavaf ettiğimiz gibi sizinle aynı camide sizinle namaz kılmam sizin ahiretinize zarar vermez. Oturduğu yerden fetva verenleri dinlemektense cesaretle adım atmayı tercih ederim. Ve yüce Yaradan’ın adaletine sığınırım.”

Bundan sonra başörtüsü için vereceğim karar açısından henüz net değilim. Biliyorum, bazılarından adam öldürmüş gibi tepki alacağım. Ya da cehennemlik vasfı taşıyacağım ömrüm boyunca. Ancak yalnızca Yaradan’ın adaletine sığınıyorum. Hayatı bir kere de kendiniz için yaşayın kadınlar. Başkaları dediği için değil, ananız-babanız, akrabalarınız için değil. Kendiniz için yaşayın ki bütün toplum için yaşamış olasınız. Siz değerlisiniz, hepimiz değerliyiz. Ve bizlerin bu dünyaya katacağı çok şeyi var.

(Görsel: Oskar Kokoschka)

Paylaş:

Comments (2)

  1. Canım nasıl yaşamak istiyosan öyle yasa zaten şuan bize öğretilen din bile kendi uydurmalari çoğu he kuranda yazıyor mu evet ama başınızı örtün diye özellikle belirtilmemiş bu bir ikincisi o zamanlar cahiliye devriydi giyim kuşam bu zamanki gibi yok velhasıl saç kapatmakla dindar olunmaz şuan saçı kapalı yani zorla kapatılan çok insan vae bende dahil hazır olduğunda Allah için yap birileri istiyo diye değil he basin açık diye yanmassin o sacmalik

  2. Ailen açısından şanslısın akıllı bir kızsın. Bukadar güzel cümleler kurabilen bir kız bu cümleleri asla anlayamayacak insanlardan mı çekiniyor? Bu süreci yaşamış ve hala yaşayan biri olarak söylüyorum sen ezilip büzülmedikce asla birşey söyleyemiyorlar anca arkandan konuşuyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir