Bir işi doğru olduğunu anladığınız için yaparsınız, yaptığınız için doğru olduğuna inanmazsınız.

Herhalde buraya yazdığım/yazacağım kadar kimseye açık açık bu konu hakkında konuşmadım. Henüz kendime bile konuşamadım ki. Bu yazı da, hiçbir şey olamazsa en azından bunun alıştırması olsun diye. Şuan 20 yaşında olup 8 senedir “kapalı”, “başörtülü” ya da “tesettürlüyüm”. Tırnak işareti çünkü ben kendimi neredeyse hiçbiri olarak görmüyorum. Başımda örtü var yalnızca. Pek de bilinçle takmamış olduğum ve sağlıklı bir süreç sonucunda verilmemiş, bu nedenle de manasız olmaya mahkûm bir karar; örtünmek. Bu temelsizliğe rağmen başörtümü devam ettirebilme sebeplerim komik, ama oldukça gerçek. İlk, herkes gibi. Kendim karar verdiğimi zannedip, bunun sadece hevesle ilgili bir şey olduğunu sanıp cumburlop atlamak bu karara. Şimdi düşününce, sonrası biraz karanlık. Ailem, özellikle babam tarafından, durmadan giysime laf edilmesi. Yok pantolonları kesme, yok tunik giydirmeme, yok makyaj yaptırmama, yok bileklerini göstermeme vırt zort. Bütün bunların bana tek bir katkısı olduysa o da, dinin bu kadar agresif bir sistem olup olmadığını araştırma ve ne yaptığımı neden yaptığımı sorgulama peşine düşmem oldu. Bu dünya üzerindeki 20 senemin yaklaşık yarısını babamla, bu düşüncelerini değiştirmesi içim tartışarak; gerilim hattı üzerinde tabiri caizse ip cambazlığı yaparak geçirdim. Sanırım başımın örtülü olduğu yıllarda -ki hala öyle, yakında olmayacak- bana olan şuydu, kendimi yaptığım şeyin doğruluğuna inandırmak ve bunun savunucusu olmak. Bu iş böyle işlemez. Bir işi doğru olduğunu anladığınız için yaparsınız, yaptığınız için doğru olduğuna inanmazsınız. Maalesef, pek az aile sizi bu olması gereken düşünce şeklinden haberdar eder, kendi de değildir çünkü. Ne acı, ne acı. Bize ibadetin yapılması gerektiği söylenir ve kapanmamız istenir. Dogmalarla çevrili bulursunuz kendinizi, nefes alamaz hale gelirsiniz. Allah’a inanmak istiyosunuzdur ve inanıyosunuzdur da ama bu kadar psikolojik ve bazen fiziksel baskının karşısında dine sövmeden, uzaklaşmadan, hayrete düşmeden edemiyorsunuzdur. Günümüzde lanse edilen din anlayışında kafayı yememek için hiçbir sebep göremiyorum zira. İşte yıllarca başım kapalı iken içimden geçenler. İşte dağlar kadar farklar. Örtü; en iyi ihtimalle bir alışkanlık, hep orada olduğundan dolayı artık algının seçicilik yapmadığı, görmezden geldiği bir mesele haline gelmişti. Zamanla gözünün gözlük çerçevesini görmemeye alışması gibi. Ne kadar aptalım ki, ben bunu sevmek ile karıştırdım bir süre. İnsanların oldukça beğendikleri, örnek aldıkları, arada kıskandıkları ‘modern’ bir tarza sahiptim. En azından öyle söylüyorlardı. Başörtüsünü tarzıma uydurmayı bildiğim için küçük rahatsızlıklarımı göz ardı edip uzun vadede, sorun yokmuş gibi yaşamaya eğitmişim meğerse kendimi. Benim durumumda başörtüsünü sevmeyip yataklara düşüp psikologlara götürecek şiddetli tepkilerim olmadı. Benimkiler uzamış, seyreltilmiş, hafiflemiş ama hep orada var olan yüzeyin altındaki rahatsızlıklardı. Bu, meselenin kendimle olan yanı. Bir de ailevi yanı var. Durmadan tartışma haline gelen, olay olmaktan bir gün bile kurtulamayan, babamın değişiyle “ona bir gün kafayı yedirtecek olan” tarzım, giyinişim ve örtünüş şeklim. Şair der ya “I want to break free, i want to break free from your lies.”, aynen o şekilde bağırmak isterdim yüzüne. Yalan çünkü, böyle baskıcı bir din yok, senin psikolojini bozacak bir din yok. İbadet ve inanç dediğin şey seni en başta kendinle ve toplumla barışık kılan şeydir. Bu yoksa, ne oluyor ya hu? Demeyi bileceksin, ama korkunç, biliyorum. Değişim hep korkunçtur. Ve korku olmadan değişim olmaz. Açılma düşünceme geri dönecek olursam, bazı şeyleri en azından kendi kafamda neredeyse kristalleştirmiş hale gelmiş olmamdan dolayı vicdanım rahat. Nedir peki bütün mesele? Mesele, sağlıklı ve olması gerektiği gibi bir başlangıç ve gelişimi olmayan şeyin sonunun kaçınılmaz olduğudur, anlamı erozyona uğramış bir ibadetin görünüşte devam ediyor olmasının hiçbir hayrı olmamasıdır. Zira ne bireyin ne Allah’ın ihtiyacı (haşa) olan bir şeydir bu. Komiktir o yüzden. Çoğumuzun daha tesettüre varıncaya kadar dinine dair halletmesi gereken tonla meselesi olmasıdır, bunun bir gönül meselesi olmasıdır, bunun bir bilinci gerektirmesidir. Ve diğer her dini mesele gibi köküne kadar bireysel bir mesele olmasıdır. Özünüz ile kabuğunuz arasındaki çelişki ve farkın büyüklüğü arttıkça ikiyüzlü hissetme halinizin de durumu vahimleşir. 3-4 yıl boyunca din ve daha spesifik olarak örtüm hakkında düşünen ben, yine benim iman problemlerim yüzünden yük olan bu “tercihten” vazgeçme hakkımın alabildiğine doğal ve olağan olduğuna inanıyor. Daha üzerine o kadar çok şey yazılır ki… Ama mesele biraz da bu sanırım, bırak başkasının gözünde ne kadar Müslüman ne kadar ahlaklı olduğunu, Allah’ın gözünde ne kadar Müslümansın? Ölüm var lan.

(Görsel: Erica Hopper)

Paylaş:

Comments (2)

  1. Deist Eleman

    Yazınızda çok güzel ve o kadar da güzel olmayan kısımlar vardı. Birçok olayı kendi içinizde olgunlaştırmışsınız. Aşık Mercury’den “We Are the Champions” dinleyeceğiniz günler umarım.

  2. peki ailenize nasil izah ediceksini ayni durumdayim soylicek cesaretim yok

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir