Babam ”Bu evden gelin olup çıkmadıkça açamazsın başını.” dedi.

Şu an yazmaya başlıyorum. Aslında hep dışına bakılıp yargılanan kızdım. Bazen hayatta bize dayatılan yolları yürüyoruz, kendi yolumuzmuş gibi. İnsanlar seçiyor, biz de kendimizin seçtiğine inanıyoruz. Belki de seçiyoruzdur, bilmiyorum. Ailemdeki herkes kapalıydı, büyüdükçe de kapanıyordu. Aslında içimden bir şey kapanmamı istemiyordu. Tanrı’nın varlığını sorguladığım bir dönemde, dinsel açıdan kendimi çok sorguladığım; kimi zaman inanıp kimi zaman inanmadığım bir sürece girdim. 10 yaşındaki bir çocuk için bunlar belki kimine göre çok normal, kimine göre ailenin yetiştirememesi, kimine göre de büyük günahlardandı. Allah’ın varlığını sorguladığımı, kimi zaman inanmadığımı birine söylediğimde bana hakaret dahi edeceklerini düşünüyordum. ”Eğer Allah varsa ve bu Dünya’yı sıfırdan yarattıysa bunu nereden biliyoruz?”, ”Anne, ben eğer başka bir dünyadan geldiysem neden bu senin karnından çıkmamla oldu?” ,”İlk insan Hz. Âdem ise, neden maymunlardan gelmiş olduğumuz düşünülüyor?”, ”Masum insanlar ölüyor, kötü insanlar onları öldürüyor, Allah yaratırken onların iyi veya kötü olacağını kendi mi seçiyor?”  gibi soruları hem zihnime hem de aileme soruyordum. Kimi zaman cevap veriliyor, kimi zaman ”Allah bilir.” deyip geçiliyordu. Bu konuda içime kapandım. 11 yaşına geldim, 6. sınıfa geçtim, yavaş yavaş baş örtmekle alakalı fikirleri çok dillendirdiler. Fakat ben hiçbir zaman saçım örtüldüğünde bir tecavüzcünün, tacizcinin ya da bana sarkıntılık yapabilecek erkeklerin benden uzak durabileceğine inanmıyordum. 6. sınıf bitti, yaz tatilindeyiz. Babam, böyle yapman gerek diyor. Daha yeni regl olmuşum. Genç kızlığa henüz adım atmışım ama göğüslerim dahi çıkmamış, küçük bir çocuğum ben. Bunları şimdi yeni yeni söylüyorum. Ben ”İstemiyorum.” dedim, babam birkaç gün trip attı, konuşmadı pek benimle, kalbini kırmış olabileceğimi düşündüm. Kapanmayı kabul ettim üç gün sonra; amacım, babam artık benimle her zamanki gibi olsundu. Ve sorgulamayı bıraktım. ”Her şeyin hayırlısı olsun, en iyisini Allah bilir ve yaptım.’ dedim. 7. sınıfa geçtik, okulda açığım ama dışarıda kapalıyım. İstediğimi giyiyorum fakat deve hörgücüne benzer bir topuz yapıyorum başımla aynı hizada, sanırsın iki tane kafam var. Ama öyle daha iyi durduğuna inanıyorum. 8. sınıf, okula başörtüsüyle gitmek serbest oldu, ilk kapalı giden bendim. Çok iyi bir şey yaptığımı hissettim. İnsanlara ”İsteyerek kapandım, kapalı olmak çok güzel bir şey, hayır açık giyinen insanlara özenmiyorum, bu örtü bizi koruyor, kapalı olan kadınlar cennette gölgede oturacaklarmış ölünce, dinin her emrini yerine getiremesem de bu emrini yerine getirmek çok güzel bir his, ileride daha da kapalı giyineceğim, nefsim anca buna yetiyor.” tarzı cümleler kuruyordum. Hâlbuki şu çok garip bir sorudur, açık olanlara özenip özenmemek. Kimse birinin kıyafetine özenerek, şekline özenerek istemez ki bunu. Kendi tarzı vardır ve üzerindeki buna çok uyumludur. 8. sınıfta benimle beraber okula gelen başka kızlar da olmaya başladı ve bir sürü kız kapandı, onların kapanmasını hep destekledim. Ve 14 yaşında, 8. sınıfta makyaj konusunda kendimi ciddi anlamda geliştirmiştim; elimde malzeme olduktan sonra jilet gibi eyeliner çekip, aşırı doğal duran kontür yapabiliyordum. Ailem başımı açmayayım diye ilgi alanıma karışmıyordu. Kaşlarımı alınca ‘Kapalı kız kaş almaz!’ oldu, makyaj yapınca müslüman’ değil ‘süslüman’ oldum. Erkeklerle konuşunca “Bu kapalılarda da hiç namus, haysiyet yok. Başlarını örtüyorlar namuslu görünmek için, erkeklerle fingirdiyorlar.” oldu. Halbuki ben 12 yaşında aşık olduğum çocuğa laf söz olur diye bir kez bile sarılamamıştım, her gece onu düşünüyordum. Sahi başın kapalı olunca birini sevemiyor musun ya da Hristiyan Rahibelerinin “İsa ile evliyim.” demeleri gibi, ben de “Nefsimden boşandım, yolum komple Allah’a dönük, aürekli namaz kılıp tesbih çekmeliyim, kaşlarımı ve kıllarımı almadan, saçımı topuz yapmadan, hemcinsim olmayan insanlarla konuşmadan bir hayat yaşamalıyım. Hatta evleneceğim adamı ben seçmemeliyim ve o kişi de bana dokunmasın bile, bir kez bile sarılmayalım, konuşmayalım evlenene kadar.” diyordum. İnsanların benden beklediği yaşam tarzı buydu, bense babam için kapandığımı cam kırıklarını halının altına süpürür gibi süpürdüm. 9. sınıf, düşüncelerim değişmeye devam ediyor, bazen insanlar başını açıyor, istediğini giyiyordu. Bense içten içe “Madem açacaklar niye kapatıyorlar ki?” diyordum. Çektiğim eyeliner kapalılığıma fazla geliyor ve bir erkekle yan yana yürüyünce “O benim kankam.” demek zorunda kalıyordum. 10. Sınıf, açılmak istediğimi anladım. 16 yaşında, ilk başta bahaneler sundum kendime, başımın ağrıdığını ya da beynimin oksijensiz kaldığını düşündüm. Beni gerçekten sevenler destekliyordu ve bunun günahını ya da sevabını sorgulamıyorlardı. Diğerleriyse ”Kanka büyük günah, ben sana yap dersem ben de günaha girerim, sen bilirsin ama yine de bir düşün, evde zaten istediğin gibi giyiniyorsun.” diyorlardı. Yaz tatilinde annem ve babama aynı anda söyledim, fiziksel bir şiddete maruz kalmadım ama psikolojik bir şiddet gördüm. ” Bugün başını açan yarın bilmem neresini açar.”, ”Eğer açılırsan cehennemde odun olursun.” ” Sen açılıp o***** mu olacaksın”, ” Kim soktu bunu aklına.”, ” İçine şeytan girmiş herhalde.” Ve babam en sonunda ” Bu evden gelin olup çıkmadıkça açamazsın başını.” dedi. Onların değerlerine karşı gelmekti mevzu aslında biliyorum. Çünkü her ne kadar dine İslam denilse, yaratıcıya Allah denilse de; herkesin inandığı ortak şey cennet ve cehennemdi. Hepsinin kafasındaki tanrı farklıydı. Bunun için bana kızabilirsiniz fakat din hakkında biriyle sohbet ettiğinizde objektif olan her şeyde hemfikirler, fakat bunda subjektif noktalar yakalayabiliyorlar. Benim kafamdaki Allah ”sevgiyi ve merhameti” emrediyordu. Buradan başka bir aileye gittiğinizde namaz kılmıyor diye dövülen, orucunu bozdu diye hakaret edilen çocuklar görebilirsiniz. Bu da sevgi ve merhamet değil de, sırf kendi cennet çıkarımı yüzünden bir başkasının hayatını cehennem etmek oluyor benim gözümde. Babama kırıldım ve günlerce ağladım, ben en çok babamı severim, herkes bilir bunu. Sırf birini kırmamak için attığın adımlarda, o biri seni rahatça kırabiliyormuş bunu anladım. Doktora gideceğimi ve açılmayacağımı söyledim. EEG de kulağıma giden kapakçığın hava almadığını söyledi. Baş ağrım muhtemelen psikolojikti. Bonedendi çok az bir kısmı da. 11. sınıf oldum, ama ben ağlıyorum. İstediğim gibi biri olmadığım için, birilerinin istediği gibi biri olmadığım için. Ne doğru düzgün dine uydum ne de doğru düzgün aileme, diye geçirdim içimden. Sonra babama kızdım ve yine sonra babama. 2. dönem açılacağımı söyledim ve hayır, dedi. 3-4 gün konuşmadım, naz yapıyormuşum vs imiş. Yanına çağırdı beni, gözlerim de yaşlı bu arada. Neden konuşmadığımızı sordu ”Beni dinlemek ve anlamak istemiyorsun ki, konuşacak hiçbir şeyimiz yok. Sen sadece konuşuyorsun ve dinlemek istemiyorsun. Ama ben seni hep dinledim baba.” dedim, giderken tam, ”Gel otur.” dedi. Dinlediğini belli etti, koca salonda, koca evde iki yabancı gibiydik. ”Benim içimden kapalı biri olmak gelmiyor, ister şuursuzluk, ister dinden soğuma de buna. Bu Allah ile kendi aramda, ama sana bağlıyım. İstediğim görünüm başörtüsü ile dolaşmak değil. Kendim gibi olmak istiyorum.” ‘dedim. Biraz konuştu. ”Tamam, özgürsün, git açıl.” dedi. O eski tribini attı, kapanmak istemediğim zamanki. Yanına gittim sarılmak için, istemiyorum, dedi. Ertesi gün cumartesi saçlarımı kestirdim ama utanarak dolaşıyordum. Kapüşonumu örtüyordum. Cam kırıkları ayağıma batmak yerine, kalbime saplanmak yerine bir tutkalla yapıştırılmış ve onarılmış gibiydi. Cam kırıkları onların dayatmalarına batıyordu, kendi bardakları kırılırken. Bu süre içinde annemi yanıma aldım. Babamın dayatmalarından sıyrılınca kalbinden geçtiği gibi davranan bir kadın çıktı ortaya. Onun kalbi, cehennem ya da cenneti bana dayatmak yerine, ne yaparsam yapayım beni desteklemek için atıyordu. Pazartesi kafeye gittim, bizim okulun yanındaydı ve herkes şaşırmıştı. O gün ”Herkes de açılıyor ya, bu kız da diğerleri gibi havalı olmak için başını açtı, bu da mı ya, bu başını açıyorsa neresini açmaz, bu da yoldan çıkar iki güne.” gibi söylemler hem yüzüme, hem arkamdan geçerken söylenmeye başladı. Bense kimilerine sadece gülümsedim, kimilerine ise ”Kimin ne yaşadığını asla bilemezsin.” diyerek gülümsedim. Ben istediğim hayatı buldum. Babam laf sokarak ağlatsa da geceleri, hayatın benim efendim olmasını istemediğimi gördüm. 17 yaşında açılmış olmak… Aradan geçen altı yıl benim çocukluğumdu, reglimin düzene girmesi, memelerimin büyümesi, ip atlayamamam, gelecekte bir erkeğe ait olmam demekti. Çünkü benim için çok iğrenç bir düşünce ama “Açık bir şeker mi istersin, yoksa paketlenmiş bir şeker mi?” örneğinde ben paketlenmiş bir şekerdim. Ve erkek egemen toplum ağzının tadına layık bir gelin bulduğunda, ben ”namuslu ve şerefli” bir insan olacaktım. Yanlış anlaşılmasın, içinde yaşadığım toplumun düşüncesiydi bu, benim değildi. Bir ay, iki ay, üç ay… Zaman geçtikçe insanlar saç telimin görülmesinin aslında gayet doğal bir şey olduğunu anladı ve bunu normalleştirdi. Babam okula giderken alnımdan öptü, insanlarla beraber ‘istediğim’ kıyafetleri aldım. ‘İstediğim’ gibi giyindim ve bu gayet normaldi. Akrabalarım bilmiyor. Bilenlerin de sadece şaşırmaları için bahanesi oldum. Eğer cehenneme gidersem, kendi istediğim hayatı yaşamış olmamdan ötürü gideceğim. Belki de bu dünyayı yalan dünya olarak görmememden ve sırf isteklerim için zihnimdeki Allah’ı kodlamamamdan. (Burayı açacağım. Hani ”Bunları yapan cehenneme gider, bu yüzden bunları asla yapma!” diyen kişiye. Sen de ”Bunu bunu yapıyorsun, o zaman sende cayır cayır yanacaksın, bu durumda tanımadığın biri için Allah yerine karar verip cehenneme gideceksin demek ne kadar doğru?” dediğin kişinin ” Ya orasını Allah bilir de ben şöyle şöyle biriyim.” demesinden bahsediyorum. İnsanlar cehennem korkusuyla “Sen bilirsin Allah’ım ama ben şöyle biriyim.” diyor, kendi kafalarındaki Allah’ı kodluyorlar bana göre böyle yaparak.) Saçıma mavi kaynak taktırdım, saçım halen kısa ama biraz uzun, kendi tarzımda giyiniyorum. Makyaj pek yapmıyorum ama ojelerim oluyor tırnağımda. Ve halka küpelerim… Allah ile bir insanın arasına girmek çok yanlış bir şey ve çocuklarımızı yetiştirirken sık sık Allah ile aralarına giriyoruz. Belki ileride çocuğum olursa benimle aynı dine mensup olmayacak, belki ateist, deist, agnostik olacak. Ama onu hiçbir zaman bir dini sembol ediyormuşçasına yetiştirmeyeceğim. Eğer başını örtmek istiyorsa bir insan, örtmeli. Eğer şort giymek istiyorsa, giymeli. Saçını rengârenk yapmak istiyorsa yapmalı. Hiçbir şey içinde kalmamalı, kendi giyinmek istediğini giyince daha rahat oluyorsun. İnsanlar dine uygun yaşıyor ve ‘bir gün sen de öyle yapacaksın’ olarak algıladığım başörtüyü, artık şöyle algılıyorum. Bu dini bir vecibe ve kimseyi ilgilendirmez. Eğer Allah’a karşı sorumlu hissediyorsan bu konuda ve öncelikle kendinsen ve 18 yaşını geçtiysen yapmak istiyorsan yap. (Çünkü sen bir yetişkinsin ve bir çocuğa göre daha çok adam yerine koyuluyorsun, insanlara böyle diyorum.) Herkesin değer yargıları farklı ve başka insanların değer yargılarına göre yaşamaya devam ederek kendimizinkileri yaratamayacağımıza inanıyorum. Tamam, açıldın, ne güzel, yeter artık, diyebilirsin bunu okurken. Sen de yapmalısın. Üzgünüm bu kadar uzun yazdığım için ama bir o kadar üzgün değilim de. Ufak bir şey söyleyeceğim, her ne kadar Allah’ın emri de olsa, hiçbir genç kızın 18 yaşından önce dini bir konuda isteyerek kapanabileceğine inanmıyorum. Çünkü 18-22 yaş arası ergenlikten çıkmaya başlıyoruz ve her şeye karşı fikirlerimiz değişiyor. Kimse 11 yaşındaki ile 18 yaşındaki düşüncesinin tamamıyla aynı olduğunu savunamaz. Küçük yaştaki çocuklar eğer gerçekten kapanıyorsa onlara belirli bir algı biçildiği için kapandığını düşünüyorum. Başını açan herkes özgürdür demiyorum ama bu benim için bir özgürlüktü. Eğer yapabilseydim babam kırılmasın diye vazgeçmezdim çocukluğumdan. İçimdeki o çocuğu şimdi çıkardım ortaya ve insanlar bana tuhaf gözle bakabiliyor. Artık sokakta istediğim gibi kahkaha atabiliyorum. İstediğim gibi sövebiliyorum. ( Yine de insanları rahatsız etmeden.) Ve ben böyle iyiyim. O hörgüç gibi topuzun başörtüsünü güzel gösterdiğini düşünüyordum, baş ağrısından başka hiç bir özelliği yokmuş. Algılar değişir. Eyelinerı kendime yakıştırmıyorum artık. Ya da mavi gözlerime yeşil far yakıştırmıyorum. 12 yaşında âşık olduğum çocuğa da minnetten başka bir şey beslemiyorum artık. Büyük travmalara maruz bırakıldığımda, onun siluetini düşünmek, aşk acısı çekmek o günleri atlatmama neden oldu. Biz birinin acısını göğsümüzde yaşıyorsak eğer iyi günlerimiz içindir. Biz değiştikçe dünya değişiyor, herkesin iyi yönde değişmesini temenni ediyorum.

Sevgili Sude; bu yazıyı okuyorsan bunları okuduğun için sana ve 9.sınıfta saçma bir kağıda ümitsizce ”Hayat bana gülümse!” yazdığım için kendime teşekkür ediyorum. Ve kendimize gülümsemeyi öğrenemezsek, hayat bize gülümsemiyormuş. Ekran başındaki sen, kendine gülümse. Kendine saygı duy, kendini sev. Teşekkürler.

(Görsel: Guim Tió)

Paylaş:

Comments (5)

  1. Goadonijah

    Harikasın, gerçekten harikasın. Cesaretinden dolayı tebrik ederim seni, birçok kadın maalesef bu kadar cesur olamıyor. Ama bu yazı onların da farkına varmasını sağlayacak, biliyorum. NİCE ÖZGÜR GÜNLERE.

  2. Kendi hayallerini baskasina dayatma!

    Sana bu linke bakmani oneriyorum.Lutfen onyargisiz bir sekilde sonuna kadar oku.
    http://www.diniyazilar.com/2011/05/basortusu-kuranda-var-midir-gelin-birlikte-dusunelim/

  3. Çok güzel ve farklı bir yazıydı ❤️ Kutlarım, darısı başıma

  4. Deist Eleman

    Nitelik bir yazıydı. Kendinizle gurur duyabilirsiniz. Sorgulamalara devam etmenizi gönülden dilerim. Umuyorum ki buradaki herkes sizin gibi istediğini elde edebilir.

  5. Valla canım nasıl olmak istiyosan öyle ol benim 1.5 sene önce tanıdığım kız dün gördüm ilk defa açılmış bir hafta önce kapalı olan ki 3 senedir kapalı olan kız bugün açılmış başka biri daha yani açılmak istersen acil kimseye bakma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir