Bu kadar insan beni olduğum gibi kabul edebiliyorken ailem neden edemiyor?

Biraz uzun bir yazı olacak gibi. Bunca sıkıntımı, bunca susmuşluğumu, 8 senenin yükünü ufak satırlara sığdırabileceğimi sanmıyorum da zaten. Dindar bir aileye doğmuştum. Babamın kaçamakları olsa da dinine bağlıdır. Annemdeki Allah korkusu ve sevgisi belki de peygamberlerde bile yoktur. Beni de böyle yetiştirdiler. Ya da en azından öyle sandılar. İlkokula başlamadan önce bile dualar öğretirdi annem. Her yaz Kur’an kurslarına giderdim. Her yaz arkadaşlarım geç saatlerde uyanıp oyun için aşağıya inerken ben sabah erkenden uzun eteğim giydirilmiş ve başıma bir tülbent örtülmüş halde mahallenin camisindeki Kur’an kursuna gidiyor olurdum. Evet, ilkokul yıllarımda. Bana hiçbir zaman ‘Şu zaman kapanacaksın’ denmedi. ‘Sen istediğin zaman kapanırsın’ derlerdi. Eninde sonunda kapanacaktım yani. Bu algı hep vardı. 2011 yılıydı ilk kapanmaya ‘karar verişim’. Yine yaz tatiliydi ve yine Kur’an kursuna gidiyordum. Babamın arkadaşının kızıyla aynı kursa gönderildiğim için tek arkadaşım oydu. O senenin bahar aylarında regl olduğumu öğrendiğinde artık kapanmam gerektiğini, bunun benim için bir emir olduğunu, yoksa cehennemde yanacağımı anlattı. Her zaman Allah korkusuyla büyüdüğümden içim ürpermişti ve kapanmaya karar vermiştim, kendisi gibi. Bu konuşmaları Kur’an kursunun servisinde yapmıştık. Gözüm servisin radyo kısmındaki tarihe takıldı. 14 Temmuz. Asla hafızamdan silinmeyen o tarihti her şeyin başlangıcı aslında. Eve gidip anneme kapanmak istediğimi söylediğimde gözlerindeki pırıltıyı unutamıyorum. Küçücük kızı hiçbir şeyden habersiz bir şekilde örtünün altına girecekti ve o çok mutlu olmuştu. Annem mutluysa vardır bir hikmeti dedim. Annemle beraber bana eşarplar almaya çıktık çarşıya. Denediğim her eşarpta gizlice gözyaşı döktüğümü hatırlıyorum aynadaki çirkinliğime. Hiçbir zaman, küçüklüğümden beri, kendini beğenen biri olmamıştım fakat böyle daha da çirkinleştiğimi fark etmiştim. Yine sesimi çıkarmadım. Ben hiçbir yerdeki eşarpları beğenmezken son çare şallara yöneldik. Şallar aldım kendime, boyumdan uzun kıyafetler. Gel zaman git zaman alışkanlık oluştu. Babamın ve annemin zoruyla namaz kılıyordum. Namaz kılmam için misafir odasına gönderiliyordum. Orada oturup şeker yiyerek kitap okuduğumu hatırlıyorum. Annem veya babam içeriye girdiğinde kıldığımı söylüyordum. Henüz hiçbir şeyin farkında değildim ama içimden bir ibadet yapmak da gelmiyordu. Sene oldu 2013, ben ortaokuldan mezun oldum. Mezuniyet balosuna gitmedim. Nasıl gidecektim ki? Tüm arkadaşlarım güzelce süslenmişken ben mevlide gider gibi giyinmek istemedim. Lise tercih dönemi geldi sonra. Tahmin edebileceğiniz gibi hiçbir Anadolu lisesine gidemezdim. Başımı açamazdım çünkü ortaokulda yaptığım gibi. Tercih listem tamamıyla İmam Hatip liseleriyle doluydu. İlk sıradaki tercihime asillerden giriş yapmıştım. Öncesinde aileme çok yalvardım beni göndermeyin, bana göre değil diyerek. Dinlemediler. Ağlayarak gidip kayıt oldum sonra o okula. Okul eteği, okul eşarbı derken daha da çöküyordum. Bileklerimden yarım karış yukarıda olan eteği ilk giydiğimdeki ağlayışımı asla unutamıyorum. Anneme yalvararak dizlerimin biraz daha altında kestirdik. Okul eşarbı ise… Tam bir fiyaskoydu. Asla sabitlenemeyen ve her an başından poşet gibi uçup gidecek gibi duran o kalitesiz eşarbı da taktım. Liseye başladım. Heyecanlıydım. Derslerime çalışmaya çabalasam da, henüz 14 yaşındaki vücudum her gün iki saat gidiş, iki saat dönüşün yorgunluğunu kaldıramıyordu. Okuduğum şehirdeki İmam Hatiplerin adı çıktığı için İstanbul’da bir okula verilmiştim. İlk sene gerçekten çabaladım. Tüm o yeni derslerin yanında verilen Kur’an ezberlerinden geçebilmek için gerçekten çabaladım. Ben, 7. sınıfta takdir belgesi değil de teşekkür alabilirim diye mutsuzluktan ağlayan ben, o sene belgesiz geçmiştim. Yaz tatilinde sosyal medyayla tanıştım. Sosyal medyanın bana getirdiğini sandığım en güzel kızla arkadaş olduk. Bir şeylerin farklı olduğunu fark edebiliyordum fakat neyin ne olduğundan haberim yoktu henüz. Çok bağlanmıştım ona. O aptal gerçeklikten beni kurtarabilen tek şey kendisiydi. Nasıl olduysa, hala çok saçma olduğunu düşündüğüm sebeplerden dolayı benimle konuşmayı kesti. Ve ben tamamıyla hayata kendimi kapadım. Fark etmiştim ki… Fark etmiştim ki ilk aşkım, öylece ellerimin arasından kayıp bir kıza gitmişti. 10. sınıf hayatımın gerçekten en iğrenç dönemlerinden biriydi. Kendimdeki farklılıkları fark edip, kendimi inkâr döneminden geçiyordum. Hayır diyordum. Sadece bir kıza âşık oldum diye eşcinsel olamazdım ki. Hala yakışıklı bulduğum erkekler de vardı. Kendi dünyamdan başka hiçbir şeyden haberi olmayan ben, kocaman dünyada ufacık kalmıştım. Çok araştırdım. Kimselere bahsedemeden ağladığım, anlamını çözmeye çalıştığım çok geceler oldu. Fakat sonra anladım ki tek ben olamam. Bu şekilde hisseden tek ben olamam. Sosyal medyadan arkadaşlar edinmeye başladım. Kendimden bahsettiğimde beni yargılamayan gerçek insanlar olduğunu gördüm ve anladım ki eşcinsellik ya da biseksüellik ne korkulacak ne de garipsenecek bir şeydi. Lisedeki arkadaş diye tanımladığım insanlarla bağımın koptuğu seneydi 10. sınıf. Kimseye tekrar güvenmeyeceğimi, sahip olduğum arkadaşlarımın benim için yeterli olduğunu düşündüğüm seneydi. 10. sınıf benim aileme bu kadar uzaklıktaki okula gitmek istemediğimi, dayanamadığımı söylediğim ve o okula gitmek ‘zorunda’ olduğumun söylenildiği yıldı. Liseden mezun olana kadar o yolu çekmek zorundaydım. Fikirlerimin uyuşmadığı insanlarla aynı çatı altında olup, fikirlerime zıt şeyleri zorla öğrenecektim. Liseyi bitirene kadar birçok arkadaş edindim sosyal medyadan. Hala konuştuklarım ve çok yakın olduklarım var. Beni hiçbir şekilde yargılamadan, uzak mesafelere rağmen gözümün yaşını silmeyi başarabilen arkadaşlarım var. Sosyal medya bir yandan da kalp kırıklıklarımın platformu oldu. Birçok güzel kızla tanıştım, hoşlandım, sevdim. Hiçbiriyle sevgili olmadım ama. Liseden mezun olduğumda puanımın istediğim bölüme yetmediğini fark edince başka ve istemediğim bir bölüme gittim. Yapamadım, aylarca ağladım. Babam en sonunda bıkıp okulu dondurmamı söyledi. Eve geri döndüm. Tekrar sınav hazırlığına başladım. O sene, o mezun senesi birçok şeyin başlamasına sebep oldu bende. Her zaman anneme ‘Açılacağım ben’ diye aniden söylesem de asla ciddiye almıyordu beni. O sene ilk defa ciddi bir şekilde söylediğimde aldığım geri dönüt ‘Açılınca ne olacak, orospu mu olacaksın?’ olmuştu. Orospu mu olacaktım? Kendim olabilmeyi istemek orospuluk olarak mı adlandırılıyordu? O sene bir kız arkadaşım oldu. Çok sevdik birbirimizi. Tüm sosyal medyadan sır gibi sakladığım başörtümü ona utana sıkıla söylediğimde bana ‘Ben seni başındaki için sevmedim ki onun yüzünden vazgeçeyim’ diye bir cümle kurmuştu. Çünkü biliyordu, isteyerek bu örtüyü takan biri böyle utanarak söylemezdi gerçeklerini. Çok sevdik demiştim, çabuk bitti. Daha sonra bir başka kız arkadaşım oldu. Sevgilim, her şeyim diyebildiğim tek kişi. O da öğrendiğinde ufak bir şok yaşasa da onu ilgilendiren bir şey olmadığını, beni olduğum gibi sevdiğini söyledi. Sonra sordum kendime, madem bu kadar insan beni olduğum gibi kabul edebiliyorken ailem neden edemiyor? Başörtümle gerçek savaşım 2018 yazında başladı. Sinir ve stresin de neden olduğu, asla hava alamayan, güneş göremeyen güzel saçlarım avuç avuç dökülmeye, saç diplerimde egzama başlangıcı gözükmeye başladı. Doktora gittiğimde saçın hava alması gerektiği söylendi. O bunaltıcı yaz gününde başımda örtüyle gezen ben gülümsedim sadece. Daha sonra üniversite için başka şehre yerleştim. Her şey burada daha da tetiklenmeye başladı. Sosyal anksiyetem, kendimi olduğum gibi yansıtamayışım, bununla beraber gelen kendime olan nefretim… Her şey burada daha da artmaya başladı. 2018 Aralık ayında bir karar verdim. Deli gibi ağladığım bir geceydi. Ailemle, hiç olmadı babamla konuşacaktım yeniden ben olabilme mevzusunu. Babam bana kıyamazdı çünkü. Yılbaşına yakın zamanlarda ilk defa başım açık bir şekilde Ankara’ya arkadaşımın yanına gittim. 20 yıllık ömrüm üzerine yemin olsun ki, hayatımda geçirdiğim en güzel gündü. Ekstra bir şey yapmadım arkadaşımla. Ama benim ‘ben’ olduğumu bilmek, gerçek beni serbest bırakmak o kadar iyi hissettirmişti ki… Tekrar okuduğum şehre döndüğümde gerçek beni kafesine geri tıkmak zorunda kalmak beni tam anlamıyla mahvetmişti. Ailem bilmiyordu, burada açılabilirdim. Ama ikili bir hayat yaşamaktan o kadar yorulmuştum ki. Ya hep ya hiç diyordum. Ocak ayında tekrar eve döndüm. Babamla konuştuğumda bana sabretmem gerektiğini, bunun benim imtihanım olduğunu söyledi. Allah sevgisini bana ve erkek kardeşime yeteri kadar aşılayamadıkları için bunun onların hataları olduğunu söyledi. Mutluluğun bu olduğunu düşündüğümü ama belki de gerçek mutluluğun bu olmadığını fark edebileceğimi söyledi. Ben o andan itibaren çöktüm. Ertesi gün annemle dışarı çıkmamız gerektiğinde başım açık bir şekilde çıktığımda annemle de büyük bir kavga ettik. Tekrar okuduğum şehre geri döndüğümden beri ne onun ne annemin ne de bir başkasının telefonlarını açmıyorum. Okulumun bitmesine 4 ay kaldı. Tekrar eve geri döndüğümde geri döndürülemeyecek değişiklikler ile döneceğim. Ve bu sefer her şeye hazırım. Ailemi karşıma almaya bile. Gerçek beni tutsak edenlerle savaşmaya hazırım. Özgürlüğümü elde edene kadar bu savaştan vazgeçmeyeceğim.

(Görsel: Helena Perez Garcia)

Paylaş:

Comment (1)

  1. Deist Eleman

    ”Zor olsa da denemeye değer, her şey güzel olacak”
    Sizi anlıyorum. Cinsel yöneliminize saygı duymuyorum çünkü bu saygı duyulacak bir şey değil. Tıpkı bir kızın bir erkeği sevmesi gibi. Sevgi bu. Sizinki de sevgi. Bu sevgiden farklı olmadığı için saygı duymaya gerek yok. Kabul edilecek bir şey de aynı şekilde. Daha önce bir cesur kadın daha LGBTİ topluluğundan olduğunu yazmıştı buraya. Oradan alıntı yaparak size de mesajımı yazıyorum. Ona yazdığımı.

    ”Sevgili dostum, seni tanımıyorum. Adını bilmiyorum ve de nasıl birisin onu da tahmin edemiyorum. Ama içinde kötülük olmadığını düşünüyoru. O yüzden sana ve buradaki hemen herkese sevgili dostlarım demek istiyorum. Bir erkek olarak kadınların özgür olması için çalışıyorum. Eşcinsel olman, dinsiz olman, kendi kimliğini yaşayamıyor olman… bunlardan ilk ikisinin gözümde hiçbir önemi yok. İstediğini sevebilir ve istediğine inanabilirsin. Ama kendi istediğin gibi yaşayamıyorsan bu üzücü bir sorundur. Keşke elimden bir şeyler gelse. Keşke biz erkeklerden sakınmanı gerektirecek bu kültürü kaldırabilsem. Aile şartlarını veya şu anki yaşını, hedeflerini bilmiyorum. Ama lütfen kendine güven. Dün vardın, bugün varsın ama yarında hiçbir zaman olmayacaksın. Yalnızca dün ve bugün vardır. Bugünün hepsini yaşabileceğimiz bile belirsiz. O yüzden zaman kaybetmeden kendi kimliğine kavuş. Bir kızı sev, elini tut, birlikte saçınızı savurun. Bir gün ne sen beni ne de ben seni tanımıyorken siz yanımdan geçerseniz, umarım ikimiz de kendi istediğimiz kimliklerde yaşadığımız bir anda gerçekleşir bu. Hayatın elini kırarcasına sık ve asla bırakma. Lütfen dostum. Lütfen…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir