Olanlar ve olması gerekenler.

Merhaba;

Ben de hikayemi paylaşmak istiyorum. Belki birilerine umut olur.

Başımı 2005 yazında örttüm. Lise 2’den lise 3’e geçtiğim o yaz en yakın arkadaşımın başını örttüğü haberini almıştım ve açıkçası yıkılmıştım. Çünkü arkadaş grubumuzdaki tek “açık” kızlar bizdik. Önünde sonunda başımı örteceğimi biliyordum. Ortaokula başladığımdan itibaren hep dönem dönem örtüp açmıştım başımı. Ailem de zaten örtmemi bekliyordu. Büyüdükçe aslında bunu istemediğimi fark ettim ama çevrem benden bunu bekliyordu. Ben de garip bir şekilde yapmam gerekenin bu olduğunu düşünüyordum.

Babam bizimle pek ilgilenmezdi. Elbette ilgilenirdi ama kıyafet, saç baş vs konulara hiç karıştığını görmedim.

Annemse enteresan bir karakter… Müzik, resim, spor her türlü sosyal aktiviteyle, sanatın her dalıyla ilgilenmiş biri. 20’li yaşlarının sonlarına doğru aşama aşama başını örtmüş. Eski fotoğraflarında makyajlı ve fönlü saçlarıyla görürüz hep.

Türkiye şartlarında muhafazakar kesimin aydın karakterleri diyebilirim ailem için. Onlar sayesinde kültürlü, iyi okullarda okuyan ve gerçekten parmakla gösterilen çocuklardan olduk. Bunu kesinlikle yadsıyamam. Fakat çocukluk yıllarımı anlatmak istiyorum. Ben son birkaç sene haricinde dışarı çıkarken hiç askılı bir şey giymedim. Keza mini etek, şort vb… Hatta hiç şapkam olmadı. ”Şapka takacağına başını ört” derdi annem ve pantolon giymem yasaktı… Ortaokula geçtiğim yıldan itibaren uzun etekler giyiyordum. Deli gibi merak ediyordum askılı bir bluz ve mini etek giymenin, mayoyla denize girmenin nasıl bir his olduğunu. İnsan bunu merak eder mi? Bilmediğin şeyi çocuk aklınla merak ediyorsun işte. Annemin de muhakkak kendince sebepleri vardır diye düşünüyorum şimdi, aksine inanmak istemiyorum. Yani anneminki biraz mobbing gibiydi. Direkt olarak bir baskı yok fakat bazı olaylarda direkt yapıştırıyordu: “Onu yapacağına başını ört.”

Çocukluğum zaten sebebini bilmediğim bir eziklikle geçiyordu bir de üstüne yaşıtlarımdan farklı giyinince kendimi iyice garip hissediyordum. Geri dönüp baktığımda çok küçük görünen şeylerin beni gerçekten üzdüğünü fark ediyorum. Ne yazık ki bu durumu müsebbiplerine izah edemiyorum.

Ne diyordum? 2005 yazı… Tatilin ardından okula başladığımda servisteki cool arkadaşlarım önce benimle eskisi gibi konuşmamaya sonra da sözle dışlamaya başladılar. Son senemde üniversiteye gidecek olmanın hayaliyle sabrettim. Üniversiteye başladığımda çok rahatlamıştım çünkü kocaman bir şehirde bir sürü başörtülü insan vardı ve ben aralarında yitip gidiyordum. Bu kez de “Ben onlardan farklıyım”ı ispatlamak uğruna kendimi hep aşmaya çalıştım. Erkek arkadaşlar, alkol vs… Görüntümle yaptıklarım birbirinden uzaklaşmaya başladıkça “İsteyen istediğini yapabilir sonuçta kimse melek değil” düşüncesini savunmaya başlamıştım. İçten içe “Ben napıyorum?” diyordum ama bir taraftan da “Ben başörtümle istediğimi yaparım kimseyi ilgilendirmez” diyordum. Olanlar ve olması gerekenler arasında sıkışıp kalmıştım. Artık başımı açmak istiyordum. Babamın çok üzülmeyeceğini biliyordum ama annem yıkılırdı ve annemi üzmek istemiyordum. Yıllar içinde kendime bir yaşam tarzı tutturdum. Başörtüyü aksesuar olarak kullanmaya başladım. Markete giderken sweatshirtün kapşonunu geçirip gidiyordum, kuryeye başörtüsüz kapıyı açıyordum, denize gideceğimde başımı örtmüyordum.

Sonra hayatıma biri girdi. Kendimi o kadar biricik ve önemli hissediyordum ki bu bana istediğim her şeyi başarabileceğim inancını veriyordu. “Bu senin hayatın. Kimse için istemediğin bir şey yapmak zorunda hissetme. Bu ben dahi olsam…” Sonra ara ara başımı örtmeden dışarı çıkmaya başladım.

Tam 9 sene sonra rüzgarı saçlarımda hissetmek, hem de ilk kez suçluluk duymadan, o kadar güzeldi ki.

Bir iki sene yarı açık yarı kapalı devam ettikten sonra artık dayanamadığımı fark ettim ve bir gün ağlayarak annemi aradım. Tabii ki sinirlendi, bunu sevgilimin zorla yaptırdığını söyledi, bir süre benimle konuşmadı.

Babamın sözleriyse beni mutluluktan ağlattı. “Bunun senin sırtında bir yük olduğunu biliyorum, nasıl mutlu olacaksan öyle yapmanı isterim.”

O günden sonra başımı açmamla alakalı hiç konuşulmadı. Ne annem ne de babam bir kere bile bana nedenlerimi sormadı.

Annemin sert tavrı çok kısa süre içinde kırıldı. Bense hiç olmadığım kadar mutluyum.

Eğer bunu okuyorsan, korkma! Yalnız değilsin! Umutsuzluğa düştüğün, korkunun galip geldiği anlarda hep şunu düşün; senin geçtiğin yoldan yüzlerce kadın geçti.

Yalnız değilsin, korkma.

(Görsel: Samella Lewis)

Paylaş:

Comments (4)

  1. M. Gokturk

    Kutluyorum kizim.

  2. Neden bu hapsanenin en acimasiz gardiyanlari genellikle kadinlar oluyor diye dusunuyorum, ve sanirim cevabim su:
    basortusunu takmaya devam eden kadin bu sistem icerisinde kendisinin de neler kaybettiginin o kadar farkindaki, bu hapsane yasamini reddeden kadina en atesli karsi cikisi o yapiyor. harcanan yillar ve yapilan yanlis yatirimin buyuklugu, gerceklikle yuzlesmeyi bizim icin o kadar zorlu kiliyor ve bizi en buyuk inkarciliga, yani hayatin inkarina itiyor. Allah affetsin ne diyeyim.

  3. Sanırım sen çocukluk ve ergenlik dönemini yaşayamadığın, daha doğrusu baskı içinde yaşadığın için bir çok şey içinde kalmış. Karakterin gelişimini olumsu etkilemiş. Karakterin tam oturmadığı için çevresel etkiler ile yönlendirmelere açık kalmış, benliğini tamamlamak için çevreye uymaya çalışmışsın ve hepsi patlamış. İçten içe yaptığının yanlış olduğunu biliyorsun, yine de yoluna devam edeceksin çünkü sen “onlar”dan değilsin. Sekülersin, popilistsin ve böyle tanımlanmak için herşeyi yaparsın. Benliğin bir etiket ve içinde hala yaşayamadığın çocukluk ve ergenliğin acısı ile paralel.

  4. Neden bu ülkemizin bir kısım insanları arap olmaya çalışır. Hele kadınlara yaptıkları muameleyi görmez misiniz. Kur’an da nerede yazıyor örtünmek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir