Şeytan ancak bu şekilde benden uzak durabilirdi.

Ne yazık ki bu bir başarı öyküsü değil.

Kendileri her şeyi doğru yapmasa bile yanlış yaptığını düşündükleri herkesi eleştiren, ben doğmadan yıllar önce tarikata girmiş, aşırı tutucu bir ailede doğdum. Hayatım o şehirden bu şehre küçücük sitelerde yine ailemin tarikatçı arkadaşları ve onların çocuklarıyla geçti. Dev bir balonun içinde, bizden farklı insanlardan korunmuş bir biçimde. Liseye geçtiğimde ve büyük bir şehre taşındığımızda sudan çıkmış balığa dönmüştüm. Sanki hiçbir şey bilmiyor, insan ilişkilerinden bile anlamıyordum.

Balon artık patlamıştı.

Lise bana birçok şeyin yanında okumanın ve araştırmanın önemini öğretti. Babam kitap okumamı istemezdi ama bu, elime geçen her parayla kitap almamı, onları arkadaşlarımla sırayla okumamı engellemedi. Zamanla dini sorgulamaya başladım. Bu sorgulama beni öylesine korkutuyordu ki… Bana öğretilenleri hatırladım: “Sorgularsan gözüne perde iner, sorgulama. Şeytandandır o.’’ O kadar korkuyordum ki 2. sınıfta başörtü takmaya karar verdim. Çünkü şeytan ancak bu şekilde benden uzak durabilirdi. Üniversiteye başlayana kadar bir daha asla Kur’an okumadım, bu sırada namaz da kılamıyordum. Artık üniversitedeydim, yine ailemle aynı şehirde. Bu sırada psikolojik sorunlarım ortaya çıkmaya başladı. Yine çocukken öğrendiğim gibi, artık şeytanın gittiğini düşünerek, Kur’an okumaya başladım. İnsanlar devamlı Nisa suresinin kadınlara bahşedilen bir nur olduğu söyler; ben her okuduğumda “Allahım, beni gerçekten köle olayım diye mi yarattın” derdim. Bahşedilen bu nur bana bir hakaret, bir zincirdi. Allah bizzat benimle muhatap olmuyor, “Eşlerinize / kızlarınıza söyleyin” diyordu. Ben bir insandan önce bir erkeğin kızı veya eşiydim. Bu durumda gerçekten bir yanlışlık vardı. Tanrı gerçekten böyle yapar mıydı? Bir süre sonra IŞİD tarafından ardı kesilmeyen terör saldırısı haberleri yayınlamaya başladı. Onlarca kişiyi kaybettik. İnancımı kaybetmiştim. Bunu anneme söylediğimde beni evden atmakla, eğitim hayatımı bitirmekle tehdit etti. Sindim. Fazlasıyla sindim. Elimden gelebilecek hiçbir şey yoktu. Sığınacağım kimse yoktu. Onlara muhtaçtım ve bunun gayet farkındaydılar. 3 senem kaldı, idare ederim dedim ama yapamadım. Bu hissin nasıl bir yük olduğunu ancak yaşayanlar bilir. 1 yıl sonra babama anlattığımda hiç de farklı bir cevap vermedi.

Sessizce, bir psikopat edasıyla tehdit ediliyorum. Eğitim hayatımı bitirmekle, evlendirilmekle, kitaplarımı yakmakla…

Tehditlerin ardından yeni güne günaydın kızım öpücükleriyle başlıyorum ama benim için gün hiç de aymıyor. Bu sıralar yapabileceğim pek de bir şey yok. Köşeye çekildim, bir an önce mezun olup atanmayı bekliyorum. Evet bu bir başarı öyküsü değil fakat yine de paylaşmak istedim. Umudunuzu kırmak için değil, benim gibi sabretmek zorunda olan insanlara bir ses olabilmek için.

 

Beraberken güçlüyüz. Birlikteyken bize kimse zarar veremez. Hislerimizi örtemezler.

 

Paylaş:

Yorumlar (3)

  1. Seni benden iyi kimse anlayamaz sanırım.. Benim de sen gibi bir başarı hikayem yok. Umarım o hayalini kurduğumuz hayata sabrımız tükenmeden ulaşırız..

  2. Lütfen ama lütfen güçlü ol. Seni seviyoruz ve sana inanıyoruz güzel insan, hayatına sahip çıkabilirsin.

  3. Merhaba, öncelikle lütfen o evden ayrıl. Bunun için onlarla iyi olmaktan başka şansın yok şuan. Öncelikle dine yöneldiğini düşündür, pişman ol, ve sonra ister üniversite ister iş için farklı bir şehre git. Kendi ayaklarının üzerinde durmazsan kendini sen olarak kabul ettiremezsin. Öncelikle seni çocukları olarak değil bir birey olarak görmeleri gerekiyor. Ne zaman istersen yanında olurum, [email protected] lütfen güzel kadın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir