Ben dışarıdaki insanlardan değil evdekilerden bedenimi saklamak için kapandım. 

Benim hikâyem çok küçük yaşlarda başladı.

Ben dışarıdaki insanlardan değil evdekilerden bedenimi saklamak için kapandım. 

Kabul görmek için, onaylanmak için, dışlanmamak, kendimi korumak için boyun eğdim ama sadece bir süre. 8 yaşındayken başladı öz babamın cinsel istismarları. Tam 9 yıl sürdü. 17 yaşıma kadar o bakışlar hep üzerimdeydi. İstismar bitti ama o bakışlar hiç değişmedi. Yok olmak isterdim o bana bakarken, görünmez olmak. Baktım görünmez olamıyorum kapanmayı tercih ettim. 12 yaşındaydım ilk kapandığımda ama her kız çocuğu gibi ben de küçük yaşlardan itibaren makyaja, güzel giyinmeye bayılırdım. İlk kapandığında çok tepki gördüm; ailemden değil konu komşudan, arkadaşlarımdan. ‘’Daha senin yaşın kaç sen çocuksun’’ dediler haklıydılar ama evdeki ıstırabı bilmiyorlardı. Tepkilere dayanamayıp ve kapalılığı benimseyemeyip açıldım, tabi açık giyiniyorum diye babamdan gördüğüm fiziksel şiddetler, annemin beni orospu ilan etmesi cabası. Sonra 16 yaşında erkek arkadaşımın isteği üzerine kapandım ama yine ben ben değildim; 20 yaşımda tekrar açıldım. Bu sefer de akraba çevremden tepki gördüm çünkü onlara göre artık ben evli barklı ve çocuklu kadındım, açılmak neyimeydi. 22 yaşında tekrar kapandım çünkü hep suçlu hissettim, küçüklükten bu yana empoze edilen ve okurken kaldığım tarikat yurdunda öğretilenler beynimi rahat bırakmadı. Aslında eline mesleğini almış, maddi bağımsızlığı olan bir kadındım artık ama özgür değildim. Bedenim özgür olsa da beynimi kiraya vermiştim sanki. 25 yaşımda ikinci kızımı doğurdum. İlk kızım doğduğunda düşüncem ’Bir tane kızı ben gözümün ucuyla bile kontrol ederim, korurum kollarım, ona benim yaşadıklarımı yaşatmamak için elimden geleni yaparım’ şeklindeydi. İkinci kızımı doğurduğumda hayatın gerçekleriyle yüzleşmeye başladım. Büyük kızımın da kreşe başlamasıyla paranoyak düşünceler başladı; ya servis şoförü bir şey yaparsa ya benim babam gibi eşim de kızlarımı istismar ederse ya söyle olursa ya böyle olursa… Artık eşime bile sapık gibi davranıyordum, çocuğu öptüğünde bile ‘neden öptün neden sarıldın’ diyecek kadar korumacı oldum. Evliliğimiz artık boşanma aşamasına geldi ve psikolojik destek almaya karar verdim. Gittiğim psikolog tüm bunların nedeninin babamdan gördüğüm istismardan kaynaklandığını ve dava açmam gerektiğini söyledi. İşte o gün anladım toplum baskısını. Zor da olsa tüm eşi dostu akrabayı karşıma alıp davayı açtım. Terapilerime devam ettim, günden güne suçluluk duygusunu yendim. Eşime karşı davranışlarım yumuşadı. Artık başkalarının ne düşündüğünün ne dediğinin umurumda olmadığını ve kendi kararlarımı kendim verebileceğimi öğrendim. Bu çok güzel bir şeydi, boyun eğmek zorunda değildim; yapabiliyordum. Peki başımdaki beni yansıtıyor muydu içimdeki çılgın özgür kızla uyum sağlıyor muydu; hayır. Son kez açıldım, çok savaşlar verdim; yeri geldi eşim yeri geldi başkaları ile. Artık ‘ben buyum’ diyebiliyorum.

Beni karakterimle, ben olduğum için seven benimle kalsın. Kıyafetim için ya da boyun eğdiğim için seven kalmasın.

Çünkü ben artık boyun eğmiyorum, ben artık kendimle yani içimdeki özgür kızla barıştım ve bundan sonra o özgür kızı üzecek hiçbir şey yapmam çünkü onunla olduğum için mutluyum. Bu arada babama ne olduğunu merak edenler; 13 yıl 6 ay hapis cezası aldı, duruşmalara düzenli katıldığı için kaçma ihtimali görülmedi, istinaf mahkemesinden sonuç gelene kadar denetimli serbestlik yasalarından yararlanmasına karar verildi yani serbest.

Bu da benim haberim:

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/melis-alphan/9-yil-suren-cinsel-istismari-aile-ve-ogretmenler-orttu-40708487

Paylaş:

Yorum (1)

  1. Canım.. Haberi de okudum, ağlayarak. Ama yazındaki enerjini, o özgür kızı hissettim, çok güzeldi. O özgürlüğü iliklerine kadar hissettikten sonra her şey çok daha başka, çok daha güzel değil mi? 🙂
    Umarım babanla ilgili de adalet yerini bulur en kısa zamanda.
    Sevgiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir