Kişisel bir bütünlük sağladığım ve tutarlı bir hayat yaşayabildiğim için kendimle gurur duyuyorum.

Merhaba, ben de kendi hikayemden bahsetmek istiyorum.

Muhafazakâr bir ailede doğdum. Annem çocukluğumdan itibaren sürekli dini telkinlerde bulunurdu. Ergenliğe girene kadar bu telkinlerle yaşadım. Ama ne zaman ergenliğe girdim işin rengi değişti. Bu süreç benim için biraz erken başlamıştı; adet gördüğümde 11 yaşımdaydım. O yıla kadar Ramazan’da aralıklı şekilde en fazla 1 hafta kadar oruç tutardım. Annem artık Ramazan boyunca oruç tutmam gerektiğini söyledi. Kız arkadaşlarımın çoğu henüz adet görmemişti ve oruç tutmuyorlardı. O yaştaki erkek arkadaşlarımın da çoğu oruç tutmuyordu. İlk isyanım o zaman oldu. Arkadaşlarım dışarıda oynarken o güzel yaz mevsiminin 1 ayını evde oturarak geçiriyordum. Hem oruç tutmak zor geliyordu hem de Allah’a gücenmiştim; fizyolojim yüzünden yaşıtlarımdan erken sorumluluk altına girdiğim için. Neden Allah bana böyle davranmıştı, diye düşündüm. Annem artık beni ibadet etmeye zorluyordu. Bu sıralarda Kur’an’ın mealini okumaya başladım. Köleliğin ve cariyeliğin serbest olduğunu görmek içimdeki şüpheyi derinleştirdi. Ama ben cahilim aklım ermiyor, diyerek ibadetlerime devam ettim.

Bir yandan annem bedenimden nefret etmem için elinden geleni yapıyordu. Çünkü örtünmeyi reddetmiştim. Mesela saçımı nasıl yaparsam yapayım beğenmezdi. Saçaklısın, derdi. Saçını böyle açınca güzel olduğunu mu sanıyorsun, derdi. Bir zaman sonra hevesim kırıldı sahiden.

Örtünmeyi düşündüm ara ara. Şimdi bakıyorum da annemin ne kadar vicdansızca davrandığını düşünüyorum. Nasıl bir inanış, bir anneye çocuğuna bedeninden nefret etmesini telkin ettirebilir? Ben bunu anlamayı reddediyorum. İbadet ediyordum ama tamamen örtünemiyordum. Asla başörtüsünü kabul edemedim. Neden bazı erkeklerin zaafları yüzünden ben bedenimi saklamak zorundaydım? Ayrıca bunun sonu var mıydı? Kur’an’da ses çıkararak yürümeyin, denir kadınlara. Çünkü erkekler kadının topuk sesinden tahrik olabilir. Neden bedel ödeyen taraf biz oluyoruz? Neden erkeklere kadınları rahatsız etmemeleri, ederlerse ağır cezalar alacakları değil de kadınların kendilerini köşe bucak saklamaları emrediliyor? Bunu hiç anlayamamıştım. Zamanla inançlarım zayıfladı. İbadetleri bıraktım. Agnostik oldum. Kaşımı günah diye aldıramıyordum ve epey kalın ve şekilsiz kaşlarım vardı. Dini inancımı tamamen terk edince ilk yaptığım şeylerden biri kuaföre gidip kaşlarımı aldırmak oldu. 14 yaşımdaydım. Bu kadar sıradan bir olay benim için bir meydan okuma, bir zaferdi. Annem kızdı, homurdandı. Beğenmediğini, doğal halimin güzel olduğunu hem de günaha girdiğimi söyledi.

Yine o yaz biraz daha canımın istediği türden kıyafetler aldım. Bayramdı. Dedemin evindeydik. Annem beni bir köşeye çekip benden utanç duyduğunu söyledi: ‘’Sanki böyle giyinip güzel oldun, sanki çok güzel bir vücudun var.’’ Hafif toplu bir kızdım, annem kilolarımdan vurmaya çalıştı. ‘’Allah’ın emrettiği gibi giyinsen kiloların da belli olmaz,’’ diyordu. Giydiğim dar paça bir jean ve bağrı biraz açık bir bluzdu. Ama o güne kadar hep geniş ve kapalı şeyler giymiştim. Bu da ikinci meydan okumamdı. Ben o elbiselerin içinde çok mutluyken, onun düşündüğü dindar olan akrabalarımızın hakkımızda ne düşüneceğiydi. Bir inanış, bir anneyi çocuğunun mutluluğundan çok el âlemin ne diyeceğini önemsemesine nasıl neden olur? Ben bunu da anlamayı reddedeceğim.

Son olarak 18 yaşımdayken, Arapça olan ve sadece siyasal İslamcıların kızlarına koyduğu ismimi mahkeme kararıyla değiştirdim. Her duyduğumda mutlu olduğum bir isim aldım kendime. Sanki son zincirdi bu. Koparttım attım. O kötü günlere ait hiçbir şey kalsın istemedim. Ve yeniden doğumumu kutladım. Çok acı çektim, çok sancılı bir doğum oldu.

 

Ama şuan yaptığım her tercihten mutluyum. Olduğum kişi olmaktan mutluyum. 19 yaşındayım. Kişisel bir bütünlük sağladığım ve tutarlı bir hayat yaşayabildiğim için kendimle gurur duyuyorum. Ailemi seviyorum ama ben onların bir uzvu degilim. Bedenimi de seviyorum, tüm baskılara rağmen bedenimin aşağılanmasına, hor görülmesine izin vermedim. Onun bir suç, bir günah olduğunu, saklanması gereken bir şey olduğunu hiç kabul edemedim. Çünkü bedeni aşağılamanın yaşamı aşağılamak olacağını biliyorum ve yaşamı aşağılayarak mutlu olmanın imkansız olduğunun farkındayım. O yüzden burada yapılan tercihin aslında ölüm ve yaşam arasında bir tercih olduğunu düşünüyorum. Ya yaşayacağız ya yaşarken kendimizi mezara sokacağız. Hala bazı psikolojik baskılar sürse de kendimi aileme kabul ettirdim diyebilirim. Benim en büyük şansım babamın annem kadar katı olmamasıydı. Sanırım çok uzattım. Bu yazıyı hem içimi dökmek için hem de muhafazakâr ailelerin aynı durumdaki kızlarına umut ve cesaret olması için yazdım. Umarım bu platform güzel şeylere vesile olur. Sevgilerimle.

Paylaş:

Yorumlar (5)

  1. Çok güzel bir kadınsın. Yolun açık olsun, her zaman kafanın dikine git.

  2. M.Gokagac

    Seni kutluyorum kizim, cogu kiside senin cesaretin yoktur, hele sartlanmis insanlarda.

  3. Özgürlük Emek İster (Bulutsuzluk Özlemi)

    Aç güzelim saçını
    Savursun rüzgar
    Aç güzelim saçını
    Güneş parıldatsın
    Aç güzelim saçını
    Yağmur ıslatsın
    Dökülsün damlalar
    Tellerinden
    Biliyorum seni saran o çemberi
    Biliyorum özgürlük emek ister…

  4. Gözlerim yaşardı okurkun. Ne kadar güzel anlatmışsın… Küçüçük bir kız çocuğu nasılda güzel muhakeme yapmış. Başın dik, yolun açık olsun.

  5. Şükrü Çelebi

    “Ya yaşayacağız ya yaşarken kendimizi mezara sokacağız.” 19 yaşında biri için çok cüretkar bir laf, umarım bu lafın esiri olarak yaşamak zorunda kalmazsın.
    İsteyen istediği gibi yaşama özgürlüğüne sahiptir tabiiki, benim itirazım yanlış varsayıma. Bu varsayımın bir an doğru olduğunu düşünürsek, bütün kapalılar(bile isteye kapananlar da dahil) yaşarken kendilerini mezara koyuyorlar. Oysa biz biliyoruzki kapanmayı ve/veya Allahın tavsiyelerine göre yaşamayı özgürlük olarak gören pekçok kadın var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir